geçen ekşi'de beklenen istanbul depremiyle ilgili bir şeyler yazılmıştı. senaryolar hep kötü hep olumsuz ama benim en çok dikkatimi çeken şey "beklenen yağmalar" oldu. van depreminde olan yağmalar, istanbul'un bazı semtlerini su bastığında yapılan yağmalar falan hep aklıma geldi. şehir şebekelerinin kesileceği, polis-asker'in doğru düzgün görev yapamayacağı falan düşünülünce hemen hemen her semtinde korkunç yağmalar olacağı harbi harbi gerçek amk.
ben gece gezmeyi severim. ıssız, tinercili parklara da girerim yalnız kalıp içebilmek için. normal şartlarda pek sıkıntı yaşamadım. pek çok semtte gece yalnız içmişimdir. beyler afiyet olsun, beyler iyi geceler, beyler selamın aleyküm deyince biraz olsun korunmak mümkün. ama böyle bi felaket senaryosunda gece gördüğüm adamların ne bok yiyeceğini, nasıl korunulacağını falan kestiremiyorum.
gece bi yana. gündüz bile abuk subuk manzaralar görebiliyoruz. ellerinde kısa boylu bir ağaç taşıyan, 8-10 kişilik bi grup görmüştüm. bağıra bağıra sitelere laf atarak yoldan geçiyorlardı. bana en ilginç gelen şeyler bunlardı aklıma ilk gelen bunların ne bok yiyecek olduklarıydı. bir sürü örnek verilebilir bu şekilde.
bu şehirde büyük bir deprem olacağı gerçek.
buna rağmen oy uğruna, rant uğruna korkunç şekilde dolduruldu şehir. sorgusuz sualsiz köyler şehre aktı. tabi ki hepsine yağmacı falan demek istemiyorum. demek istediğim böyle bir ihtimal halinde şehri kaosa sürükleyecek kadar kalabalığın bile bile bu şehre tıkıştırılmış olması.
belki de son günlerini yaşıyoruz güzel istanbulun. dilimi eşşek arısı siksin ama görünen tablo bu galiba.