adnan menderes

entry1175 galeri
    644.
  1. Yakın siyasi tarihimizin eğitim hayatımıza sokulmaması nedeniyle hakkında türlü rivayetler üretilen siyasi lider.
    Ama ne demokrasi havarisidir ne de sanıldığı gibi aşk hayatı yüzünden asılmıştır.

    Adnan Menderes, ismet inönü'nün Türkiye'yi tek partili sistemden çok partili sisteme geçirmesinden sonra iktidar olan Demokrat Parti ile iktidar olmuştur. Halk, CHP'nin ülkeye yaymak istediği ve Türkiye'yi daha ileri götürme amacı ile yürüttüğü sert politikalardan bunaldığı için Demokrat Parti'ye kucak açmıştı. Elbette 2. Dünya Savaşı şartlarının o zaman için ülkemize getirdiği olumsuz sonuçlar ve bu olumsuzlukların millet tarafından tam algılanamaması nedeniyle sorumlu olarak inönü ve partisi görülüyordu. insanlar Avrupa'nın ne hale geldiğinden, yahudilerin uğradığı soykırımdan ve milyonlarca insanın ölmüş olmasından haberdar değillerdi.

    Demokrat parti biraz da bu şartlarda iktidar oldu. Türkiye, Osmanlı'dan miras kalan saltanattan çok sert bir şekilde kurtulmuştu. Demokrasi nedir, cumhuriyet nedir kimse doğru düzgün bilmiyordu. Kurtuluş Savaş kahramanlarının bile tam haberdar olmadığı bir şekilde cumhuriyet ilan edildi ve yeni bir ülke olduk. Ama diğer ülkeler ile aramızdaki farkı kapatmaya çalışırken biraz aceleci davranıldı. Halka, bugün için bakıldığında bazı reformlar zorla dayatılarak yaptırılmaya çalışıldı. Köy enstitülerinin ne anlama geldiği, geleceği anlatılamamıştı. Bunların yanında elbette ki Atatürk'ün bile dayatma ile yaptırmaya çalıştığı bazı yanlış uygulamalar da vardı. Şapka devrimi gibi... Ya da alaturka müziğin, halk müziğinin dinlenmemesi, yerine klasik batı müziğinin dinlenmesinin istenmesi gibi. Özünde art niyet yoktu belki ama bu değişimler aşama aşama olmalıydı.

    Halk bu dayatmalara defans yapmaya başladı. inönü'nün hayatındaki en büyük başarısı olarak adlandırdığı çok partili sisteme geçiş ile birlikte de iktidar yolu eski düzene daha yakın duran Menderes ve partisi'ne açıldı.

    Adnan Menderes aslında CHP'nin içinden çıkmıştı. Aydın, 1931 yılında Aydın'dan milletvekili olarak seçilmişti. Ama bazı konularda CHP lideri inönü ile anlaşamıyordu. inönü'nün devletin elindeki üretim araçlarını devletleştirmek istiyor, Menderes ise buna karşı çıkıyordu. Ama aralarındaki en sert tartışma toprak reformu yüzünden yaşandı. Toprak reformu aslında Mustafa Kemal'in hayaliydi. Yoksul Türk köylüsünü toprak sahibi yaparak toprak ağalarından kurtarmak istiyordu. Ama ülkedeki feodal yapı o kadar güçlüydü ki toprak ağalarının yanında köle gibi çalışan köylüler bile bu reformun anlamını kavrayamıyor ve karşı çıkıyordu. Nitekim bu reform yapılmak istenirken Şeyh Sait isyanı çıktı. Ardından 1938'lerde bir kere daha denenmek istendi, bu sefer de Dersim olayları çıktı. Olmadı. Millet kendi için istenen iyiliğin ne olduğunu anlayamıyordu.

    Atatürk'ün ölümünün ardından inönü toprak reformunu bir kere daha denemek istedi. Öngörülen tasarı da devlet elindeki topraklarla birlikte o bölgedeki toprak ağalarının topraklarını da katarak topraksız köylüye dağıtılmasını öngörüyordu. Toprak ağaları tarıma elverişli yerlerde 5.000 dekardan fazla, elverişsiz yerlerde ise 2.000 dekardan fazla toprak sahibi olamayacak, topraklarının diğer kalan kısmı köylüye dağıtılacaktı. Adnan Menderes ve bazı milletvekilleri işte bu yasa tasarısına şiddetle karşı çıktılar. Bunun özel mülkiyete tecavüz olduğunu, Sovyetler Birliği'ndeki gibi bir düzen getirilmek istendiğini dile getirdiler. Aslında Adnan Menderes de bir toprak ağasıydı. Aydın'da dedesinden kalma çakırbeyli Çiftliği 30.000 dönümdü ve bu yasa tasarısı gerçekleştiği takdirde topraklarının % 84'ünü kaybedecekti. Ama bir de şu şekilde düşünmek lazım. Eğer bu yasa o zamanlar kanunlaşsaydı özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaşayan bir çok vatandaşımız yaşadıkları yörelerde kendi toprakları üzerinde tarım yapacakları. Bu da yaklaşık 15-20 yıl sonra başlayacak olan büyük şehirlere göçün önüne geçecekti. Bilindiği üzere konu kanunlaşamadı ve bugünkü durum ortada. Ama Menderes, yaptığı sert muhalefetin ardından 4 arkadaşı ile birlikte partiden ihraç edildi. (1945)

    1947'de yapılması gereken seçimler CHP tarafından bir sene önceye alındı. CHP bu seçimi % 85 gibi bir oranla kazandı ama seçimlerin şaibeli olduğu iddia edildi. Bu seçimler aslında Türkiye'de demokrasinin gerçekten doğuşu idi ve çok partili seçime geçilmişti. Yani o Hitler'e benzetilen, faşist olduğu ileri sürülen inönü kendi siyasi kariyerini hiçe sayarak çok başlılığa izin vermişti. Türkiye böylece Meclis içi muhalefet ile tanıştı ve bu mehalefet de oldukça sertti. Öyle ki ismet inönü CHP içindeki sertlik yanlılarını durdurmak için 12 Temmuz'da bir beyanname yayımladı. Ama bu beyanname sonrası da sertlik yanlısı başbakan Recep Peker de istifa etti. Demokrat Parti Genek Başkanı Celal Bayar ismet inönü'nün yeniden demokratik seçimlere izin vermesi için iktidara geldikleri takdirde öncek dönemlerde yapılan yanlışların ve yolsuzlukların peşlerine düşmeyeceklerini dile getirince bu sefer de demokrat parti içinden istifalar oldu ve ayrılanlar Fevzi Çakmak önderliğinde Millet Partisi'ni kurdular.

    1950 yılında seçimler yapıldı. Demokrat Parti % 52,7 oy aldı. CHP 39,4'te kalmıştı. Ama işin ilginç yanı seçimlerde uygulanan çoğunluk sistemi nedeni ile Demokrat Parti 420 milletvekili çıkarmasına rağmen CHP sadece 63 milletvekili çıkarabilmişti. Celal Bayar cumhurbaşkanı olmuş ve Başbakan olarak da Adnan Menderes'i görevlendirmişti.

    Adnan Menderes'in bundan sonraki siyasi hayatı Tayyip Erdoğan ile büyük benzerlik göstermektedir. inşallah sonu benzemez.

    Menderes döneminin ilk icraatlarından biri fazla masraf olduğu için devlet ait otomobillerin satılması oldu. Ayrıca paraların üzerine basılan ismet inönü'nün resimleri yerine yeniden Atatürk'ün resimleri basılmaya başlandı. Bunun Menderes'in büyük Atatürk sevgisi yüzünden değil de siyasi arenadaki en büyük rakibinin itibarını zedelemek için yaptığını söyleyebiliriz. Açıkçası çok da mantıksız değil.

    Ardından da Ezanın yeniden arapça olarak okunması kararlaştırıldı.

    Buraya dikkat (!) 1950 yılında askeri darbe planladıkları gerekçesiyle (Ergenekon ya da Balyoz) dönemin genel kurmay başkanı Nafiz Gürman (ilker Başbuğ) ile 15 general ile birlikte 150 albayı emekli etti.

    1951 yılında Kore Savaşı'na asker göndermeye karar verildi. Bu karar CHP'liler tarafından çokça tartışıldı. Ama alınan bu karar neticesinde 1952 yılında NATO'ya kabul edildik. Aslında bu aynı zamanda Türkiye'nin tarafsızlığını bozması anlamına da geliyordu ve bu andan itibaren Sovyet Rusya'ya karşı oluşturulacak olan Batı Bloğu'nda yer aldığımız anlamına geliyordu.

    1953 yılında CHP'nin tek parti döneminde elde ettiği mallar haczedildi ve hazineye aktarıldı. Aynı yıl günümüzde bile tartışılmaya devam edilen bir karar alındı ve halk evleri kapatıldı. Köy Enstitüleri ise öğretmen okullarına dönüştürüldü. Böylece aydınlanmakta olan milletin önüne perde çekilmiş oldu. Bu tarihten sonra gelen hiç bir iktidar bir daha milletin aynı düzeyde bilinç sahibi olmasını istemedi ve buna izin vermedi.

    1954 yılında Türkiye'nin Gayri Safi Milli Hasılası % 9 oranında büyümüştü. Ama nasıl. Serbest piyasa ekonomisine geçilmiş. Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verilmiş, yabancı sermayeyi teşvik yasası çıkarılmıştı. Menderes costukça coşuyordu. Karayolları dışında kullanılmaması şartıyla ya da en azından şartlarından biri buydu ABD'den Marshall yardımı altında kredi alındı. Hızla otoyollar yapılmaya başlandı. Demiryollarının altın çağı artık sona ermişti. Böylece bizi öncelikle petrol ardından da otomotv sektöründe dışa bağımlı hale getirecek hamleler yapılmaya başlandı.Yine de gelen krediler tarımsal alanda da kullanıldı. Tarımsal alanda makinalaşmaya önem verilmeye başlandı.Vakıflar Bankası kuruldu.

    1954 yılında yapılan seçimlerde Demokrat Parti daha büyük bir zafer elde etti. % 57 ile 502 milletvekili elde ederken siyasi rakibi CHP 35,9 oy oranı ile sadece 31 milletvekili alabilmişti. Menderes kabinesini açıklarken bu sefer kendisine çok daha yakın isimleri kabineye seçti. Çünkü önceki dört yıllık dönem içinde içişleri, işletmeler, Çalışma Bakanları 5, Ulaştırma, gümrük ve tekel bakanı ise 4 kez değişmişti.

    1955 yılında yani sadece 5 yıl içinde ekonomideki ilk tıkanmalar işaretlerini vermeye başladı. Parti içinden bile yaşanan gelişmelerden huzursuz olan gruplar oluşmaya başladı. Bu arada bir de çok eksikmiş gibi Kıbrıs sorunumuz peydahlandı. ingiltere Ada'dan gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra çekilmek istiyordu ama ada'nın durumu belirsizdi. Yunanistan da Türkiye de Ada üstünde hakimiyet istiyorlardı. Bu sebepten dolayı Yunanistan lehine çalışan EOKA'cılar türk köylerine saldırmaya başlamıştı. 1957 yılına kadar bu duruma sabredildikten sonra Türk grupları içinde gizli ödenekten masrafları karşılanmak üzere direniş grupları kurulmasına başlandı.

    1955 yılında Gündem Kıbrıs Olayları'nın etkisinde iken bir de istanbul'da bazı gazetelerin Yunanlıların Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atıldığı yazması üzerine siyasi tarihimize kara bir leke olarak geçen 6-7 olayları yaşandı. Azınlıklara yapılan saldırılar sonrası bu vatandaşlarımıza ait olan 4.340 dükkan, 3.600 ev, 73 kilise, 110 otel v.b. saldırıya uğradı. Saldırılar sonrasında bir çok yerin harap olmasının yanısıra bir papaz da öldürüldü. Bugün bu olayların Demokrat Parti hükümeti ile birlikte Özel Harp Dairesi'nin birlikte tertip etmiş oldukları bir olay olduğu emekli askerlerce de doğrulanmaktadır. Ne yazık ki doğru. Devlet kendi vatandaşlarını dinleri, etnik kökenleri v.b unsurlar için istemedi ve yağmalattı.

    1957'de yeniden seçimler yapıldı ve Menderes bu sefer % 48 ile 424 milletvekili çıkardı, CHP ise 41 ile 186 milletvekili çıkardı.

    Elbette hiç bir iktidar hiç bir kişi sadece günahlarıyla, hatalarıyla anılmamalı. Menderes, dönemin en ileri teknolojilerinin ülkemize getirilmesi amacı ile Ford Vakfı'nın yardımı ile Ankara'da Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ni (ODTÜ), Trabzon'da ise Karadeniz Teknik Üniversitesi'ni kurdu. Bu 180 yıl sonra ülkemizde kurulan ilk teknik üniversitelerdi.

    1959 yılında Kıbrıs konusunda Yunanistan'la imzalanan ikili anlaşmaları imzalamak için ingiltere'ye giderken uçağı iniş sırasında düştü. Menderes bu olaydan yara almadan kurtuldu. Bu muhalefet ile arasının biraz olsun yumuşamasına neden oldu. Aynı yıl içinde imzalanan ortak anlaşmalar sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.

    1948 yılında CHP tarafından kurulan imam Hatip Kursları Menderes döneminde imam Hatip Liseleri'ne dönüştürüldü.

    1957 yılında Said-i Nursi'yi (Fethullah Gülen) bakanlarıyla birlikte ziyaret etmesi muhalefet tarafından irticayı hortlatmaya çalışmakla ve oy avcılığı ile suçlandı.

    1958 yılında Cezayir'in bağımsızlık savaşında çekimser kalındı ve NATO ile birlikta hareket edilmesi ile meselenin Fransa'nın iç meselesi olduğu öne sürülüp Cezayir'in bağımsızlığı oylamasında çekimser oy kullanıldı. Bu olay yıllar sonra, başka bir şekilde de gündeme geldi. Fransa, Ermeni - Türk sorununa ilişkin meclisinde aldığı kararla olayları soykırım olarak tanıdı. Daha da beteri Fransa sınırları içinde soykırım yoktur denmesi dahi yasaklandı. Bunu dile getirenlere para cezasının yanı sıra hapis cezası verilecekti. Misilleme olarak bizim dışişleri bakanlığı da Fransa'nın Cezayir'de yaptığı zulmü soykırım olarak tanımaya, istanbul'a bir soykırım anıtı diktirmeye girişti. Cezayir hükümeti derhal karşılık verdi: "Bizim kanımız üzerinden siyaset yapmayı bırakın. Zamanında yapılan oylamada bizi yalnız bıraktığınız zaman aklınız neredeydi."1958 yılından itibaren ise ekonomik sıkıntılar tavan yapmaya başladı. Menderes iktidarlarının aldığı dış borçlar giderek ödenemez bir hale gelmeye başlamıştı. Dış ticaret açığı çok artmıştı. Böylece Menderes dönemine ait bir rekor daha ortaya çıktı. Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlı devalüasyonu yaşandı. Dolar 2 liradan 9 liraya fırladı. 600 milyon dolarlık dış borç ödenemeyince Türkiye moratoryum ilan etti. (borçların ödenememesi ve yeni bir ödeme planına bağlanmasının ilanı) Bunun sonucu olarak Türkiye ile IMF arasında ilk kez stand by anlaşması yapıldı. Bu yüzden Tayyip Erdoğan'ın IMF'ye olan borcun ödenmesinin ardından yapılan şovun yanısıra bu ilişkinin onun yere göğe sığdıramadığı Menderes orjinli olduğunu da bilmek gerekir. Adnan Menderes liberal, dışa açık bir ekonomik görüşe sahipti. Ekonomik girişimleri ilk önce toplumun pek çok kesimi tarafından memnuniyetle karşılansa da uzun vadede ekonominin dengesi bozulmaya başlandı. Dış alım çok arttı çünkü. Sanayileşme çok hızlı bir şekilde artınca ve buna yapılamayan toprak reformunun da etkisini katarsak büyük kentlere Anadolu'nun pek çok yerinden göç olmaya başladı. Büyük şehirlerimizdeki ilk gecekondu semtleri de böylece Menderes döneminde ortaya çıkmış oldu.

    Osmanlı döneminden kalma dış borçların yarattığı sıkıntının ne anlama geldiğini ismet inönü çok iyi algılıyordu. Bugünden bakıldığında çok kavranmasa Lozan Anlaşması görüşmelerinde ismet inönü'nün önderliğini yaptığı Türk heyetinin halledilmesi gereken öncelikli konularının başında dış borçlar geliyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu borçlar ödenmişti, ödenmeye devam ediliyordu. Bu yüzden ismet inönü iktidarı boyunca çok hızlı bir büyüme oranı yakalayamamıştı. Ama dış borç da kullanmamıştı. Bir ülkenin tam bağımsız olmasının ekonomik olarak bağımsız olmasından geçtiğini çok iyi kavramıştı.
    Bundan da kötü ve her okuduğumda içimi sızlatan bir başka gelişme ise bence Menderes döneminin en büyük hatası olarak anılmalıdır. Cumhuriyetin ilanının hemen arkasından ülkede fabrikalar açılmaya başlandı. Bu dönemde kurulan basma ve traktör fabrikaları zarar ediyor diye Menderes döneminde özelleştirildi ya da kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulan uçak ve uçak motoru fabrikaları ile, Eskişehir'deki Tank Fabrikaları ile Kırıkkale'deki Silah Fabrikası Nato standartlarına uymadıkları gerekçesiyle kapatıldı. Bugün 2014 yılında kendi ürettiğimiz bir uçağın, bir tankın, bir silahın, bir otomobilin olmamasının ardında yatan en büyük sebep uygulanan bu dehşet hatalı uygulamadır.

    Adnan Menderes, kendi iktidar dönemine dair en büyük eleştirileri dışa bağımlılık politikaları yüzünden aldıysa da ülke içinde sarsılmaz bir destek vardı arkasında. Kudretinin zirvesindeydi. Demokrasi onun için sandık demekti. Ve sandıktan hep o çıkıyordu. ister asar ister keser durumdaydı. Demokrasi kendi iktidarıyla tescillenmişti. Milletvekilleri, savcıları, yargıçları, polisleri vardı.
    Yürütme - Yasama - Yargı... Bütün kuvvetleri elinde toplamıştı. Doğal olarak egosu tavan yapmıştı. 1954 yılında Osman Bölükbaşı'nı tekrar milletvekili seçtiği için Kırşehir'i ilçe yaptı. Bu konuda Meclis'te "Türkiye'nin hiçbir vilayetinde % 3'ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir'in, bir içtimai ve siyasi bünye itibarı ile anormallik göstermekte olduğunu inkar etmek mümkün değildir, evet biz açık konuşuruz" demişti.

    Aynı şekilde ismet inönü'nin seçim bölgesi olan Malatya da ikiye bölünüp Adıyaman ili kuruldu.
    Bugün benzerlerini AKP iktidarında da gördüğümüz şekilde iktidara karşı yazılar yazan gazeteciler birer birer hapse atılmaya başlandı. Bunların içinde 83 yaşındaki gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın da vardı. iktidara karşı yazılar yazdığı için 1954 - 58 döneminde 238 gazeteci mahkum olmuştu.
    Gücü ve sandık desteğinin verdiği kibirlilikle "odunu aday göstersem seçtiririm" diyordu. Seçmenleri ve kendisine körü körüne bağlı seçmenlerini ahmak yerine koymaktan çekinmiyordu. isterse orduyu yedek subaylarla idare edebileceğini söylüyordu.

    Karşısında onu yerden yere vuran ismet inönü vardı. CHP ve Hürriyet Partisi'nin birleşme çabası karşısında 1957 seçimlerinden önce seçim yasasını değiştirerek partilerin ittifak yapmasını önleyen kanun maddeleri çıkarıldı. Demokrat Parti'den istifa eden Fuad Köprülü'nün başka bir partiden milletvekili seçilmesini engellemek için partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden başka bir partiden milletvekili olamayacağı şeklinde kanun çıkarıldı. Bu durum aslında sinirlerinin ne kadar yıprandığının göstergesiydi.
    Sansürü ve baskıları arttırınca gazete sütunları, sansüre karşı direnişin bir sembolü olarak beyaz çıkmaya başladı.
    Kendi milletvekillerinden oluşan tahkikat komisyonları kurdu. Bu komisyonlar sivil ve askeri mahkeme yetkileriyle donatılmıştı. Komisyon üyeleri hem savcı hem de yargıç durumundaydı ve kararları kesindi. Canını en fazla acıtan en büyük düşmanı olan CHP'nin mallarına el konuldu. Amaç CHP'yi kapatmaktı.
    Vatan Cephesi adıyla Demokrat Parti'nin mahalle teşkilatları kuruldu. Devlet radyoları, akşam saatlerinden sonra Vatan Cephesi'ne geçen veya kaydolan isimleri okumaya başladı. Kim olduğu bilinmeyen yüzlerce, binlerce isim okunuyordu. Sonradan bunların büyük bir çoğunluğunun sahte olduğu anlaşılacaktı. Bu olaylar karşısında istanbul'da yaşayan bazı vatandaşlar ajans haberlerini dinlemeyenler derneği adı altında bir dernek bile kurdular.
    Ülke bu uygulamalar karşısında resmen ikiye bölünmüş gibiydi. CHP'liler ve DP'liler birbirlerinin kahvesine bile gitmiyorlardı. Bu kutuplaşma içinde iken yargı sıfırlanmış, yargıç ve savcılar tamamen Adalet Bakanı'nın emrine girmişti. Yargı kararları Ankara'dan gelen talimatlarla şekilleniyordu...
    1959 yılında ABD'ye bir gezi yaparak yeni maddi kaynaklar isteyince ABD zaten Marshall Yardımı fonunun verildiğini, bu verilenlerin bile geri gelmediğini hatırlatarak bu talebi reddetti.
    Adnan Menderes'i sonunda ölüme götürecek olan gelişmeler de tam bu noktada atılmaya başlandı. 1961 seçimleri yaklaşıyordu. Seçimler öncesi elini kuvvetlendirmek isteyen Adnan Menderes Keban Barajı'nı, iskenderun Demir Çelik Fabrikası'nı, Seydişehir Alüminyum Fabrikası'nı ve istanbul Boğaz Köprüsü'nün temellerini atmak istiyordu. Menderes yakın arkadaşı ve bakanı olan Lütfü Kırdar'ı ABD'den maddi destek bulamayınca nabız yoklamak üzere Rusya'ya gönderdi. Rusya'dan da olumlu cevap geldi.

    Kurulan tahkikat komisyonları CHP'li bazı milletvekillerinin cuntacı subaylarla işbirliği içinde olduğu istihbaratını almıştı ve bu da komisyonun CHP aleyhine soruşturma açmasına neden oldu. ismet inönü bu durum karşısında "Bu yoldan devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam" dedi. Onun bu lafı ve sonrasında "Türk Ordusu Kore ordusu'ndan daha az şerefli değildir" cümlesi nedeniyle TBMM tarafından "askeri darbeyi teşvik ettiği" gerekçesi ile 12 oturum Meclis'ten men cezası verildi. ismet inönü bu cümleyi Güney Kore'de yapılan askeri darbeye gönderme olsun diye söylemişti ve masumluğu da tartışmalıdır.
    CHP milletvekillerinin alınan bu karara itiraz etmelerinin ardından olaylar daha da büyüdü ve CHP'li milletvekilleri polis zoruyla meclisten çıkarıldı.

    Artık sonun başlangıcı sürecine girilmişti. Üniversitelerde hükümete karşı protestolar düzenleniyordu. Bunların içinde istanbul Üniversitesi'nin 28 Nisan 1960 tarihinde yaptığı protastoda üniversite öğrencisi Turan Emeksiz polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtuldu. Hukukun üstünlüğünü savunan yargıtay Başsavcısı, Yargıtay Başkanı, Yargıtay 2. başkanı ve 4 yargıtay üyesi görülen lüzum üzerine emekliye sevkedildi. 21 mayıs 1960 tarihinde Harp Okulu öğrencileri ve subaylardan oluşan yaklaşık 1.000 kişi Ankara'da hükümet aleyhinde sessiz bir yürüyüş yaptı. Yaşanan olayların ve alınan kararların günümüzde yaşananlarla ne kadar büyük bir benzerlik taşıdığını görmemek, fark etmemek imkansız.
    Sonuç olarak 27 Mayıs 1960 tarihinde cumhuriyet döneminin kara lekelerinin ilki gerçekleşti ve ordu yönetime el koydu. Adnan Menderes aynı gün Kütahya'da Albay Muhsin Batur tarafından tutuklanarak Ankara'ya götürüldü.
    Hakkındaki suçlamalar Örtülü Ödenek Davası, 6-7 eylül olayları, Vatan Cephesi, Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırmak, yargı bağımsızlığının ihlali, devlet radyosunu siyasi amaçları için kullanmak, Anayasayı ihlal gibi 13 ayrı konuyu kapsıyordu. Bunların içinden sadece Bebek davasından beraat etti. Yargılama yaklaşık olarak 10 ay sürdü. Yargılama sonucu alınan idam kararına ABD Başkanı Kennedy, Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, ingiltere Kraliçesi 2. Elizabeth gibi pek çok siyasi lider verilen idam cezasının durdurulmasını istedi. Cemal Gürsel, Adnan Menderes, Celal Bayar, Hasan Polatkan ve Fatih Rüştü dışındaki cezaları affetti. Celal Bayar'ın cezası da ömür boyu hapis cezasına çevrildi.
    Adnan Menderes 17 Eylül 1961'de idam edildi.

    Bugün geriye dönüp bakıldığında Adnan Menderes'in idamına üzülmemek mümkün değil.
    Adnan Menderes asla bir demokrasi şehidi olmamış olabilir. Yaptığı uygulamalardan bu tespiti elde etmek çok zor da sayılmaz. Ama yine istiklal madalyası sahibi bir siyasetçimizdi.
    Umarım bir daha ülkemiz benzer bir cezalandırmalar yaşamaz.
    1 ...