istanbul

entry6103 galeri ses1
    2381.
  1. yıllarca televizyonda, internette, filmlerde yansıtılanlardan dolayı hep çekindiğim, hatta gitmeye korktuğum şehirdi istanbul. taa ki sabah altı buçukta kadıköy rıhtım'a inip, beşiktaş iskelesine doğru yürüyene kadar. karaköy iskelesi ile beşiktaş iskelesi arasında bir boşluk var... haydarpaşa garını, ardından karşıyı görebildiğin. yürürken donakaldım. güneş karşıya vuruyordu. vapurların sesi, martılar... o an korkum bir hayranlığa dönüştü. o sabah soğuğunda, yaklaşık yarım saat farkında olmadan izlemişim istanbul'u. moda sahiline doğru yürüdüm dayanamayıp. ardından dönüp vapurla eminönü iskelesi'ne gittim. kalabalık ama sessizdi vapur. kitap-gazete okuyanlar. müzik dinleyenler. ağzı açık seyreden bir ben vardım sanırım. eminönü'nden galata köprüsünden karaköy'e sonrasında galata kulesine doğru yürüdüm. eski yapılar. yalnızca baltık ülkelerinde var olduğunu sandığım işlenmiş, üzerinde heykelcikler bulundan yapıtlar... çabuk bitmesin diye pudingi çay kaşığıyla yersin ya, küçük ve yavaş adımlarla dolaştım ve çıktım galata kulesine. oradaki manzarayı anlatmaya ne benim türkçem yeter ne de o duyguyu size verebilirim. istiklal caddesine doğru yürüdüm ara sokaklardan. birçok dükkanda müzik aletleri satılan dar ve rengarenk sokaklardan istiklal caddesine çıktım. aslında emin olamadım ilk çıktığımda. orada mıyım? değil miyim diye çok düşündüm... yerde tramvay raylarına dikkat edince anladım aslında orada olduğumu. sağlı sollu birbirinden farklı ve güzel, yenili eskili yapılar... turkcell yazıları olmasa her yerde keşke. onlar çok sinirimi bozdu. bence daha sadeleştirilebilir. çok renkli ve büyük tabelalar-billboardlar var. yapıların güzelliği kimi reklamların arkasında sönük kalıyor. taksim meydanına dönüyor olduğumu farkettiğim an kalbim yerinden çıkacak gibiydi. sadece yarım saat öyle oturup insanları seyrettim. taksim meydanını seyrettim... ardından metroyla kabataş-ortaköy... caminin restorasyonda olması beni çok üzdü, ama hep filmlerin en tatlı yerlerine koydukları o ortaköy'den boğaz manzarası... kumpir... müthişti ya. ardından tramvayla kapalı çarşı tarafına gittim. sultanahmet-ayasofya... güzelliklerini anlatacak kelimeleri bulamadığım için sadece isimlerini yazıp geçiyorum. zaten anlatabilenler ya iyi yazarlar, ya ünlü şairler veya söz yazarları. topkapı sarayı yine öylesine güzeldi. sirkeci ise gördüğüm en eğlenceli yerlerden biriydi. esnaf, insanlar. sadece onları izlemek için bir ara sokakta oturup çay içtim. parayla bir çay sattılar ama bedavaya içimi mutlulukla doldurdu oradaki insanlar. ardından yine eminönü iskelesine yürüyüp oradan üsküdar'a gün batımını ve kız kulesini izlemeye gittim. bir çok kez gün doğumu ve gün batımına tanıklık ettim ülkenin ve avrupa'nın farklı yerlerinde. üsküdar'daki en güzeliydi. ardından kadıköy'e rıhtıma, oradan da konakladığım hostele döndüm.

    bu benim o çok korktuğum istanbul'daki ilk günümdü. kelimelere ancak bu kadar dökebildim. anlatamadım bile güzelliğini. en son vapurla üsküdar'a giderken dedim hatta kendi kendime;''istanbul'u kimse bize anlatamamış.'' içim hala mutluluk dolu. sanırım hiç bir zaman orada yaşamayacağım. ama belli sürelerle ziyaret edeceğim. çok özleyeceğim. bir yerli turist olarak söyleyebileceklerim bunlar. istanbul'da yaşayanlara sıkıcı gelebilecek olan bu yazı, istanbul'u ilk defa görecek olanlara bir rota olabilir. binlerce yıllık bu şehri en geç görenler sıralamasında bulunuyorum. her şeye rağmen memnunum.
    14 ...