Hayır, hayır. Sanırım bu konuda size katılamayacağım bayan. Bence hiçbir suretle bu kadar gaddar olamazsınız istanbul'a karşı. Bu kadar kesin, bu kadar sert bir tavırla elinizin tersiyle itebileceğinizi sanmıyorum. Bilmelisiniz ki bu en başta kendinize yapacağınız bir haksızlık olacaktır. Amacım size bu şehri sevdirmek değil, lakin biraz küstahça davrandığınızı kabul etmeniz için bir yerlerden başlayıp, üç beş cümle kurmam gerek sanıyorum;
Garip bir şey var bu şehirde. Garip bir şekilde cazibeli geliyor, garip bir çekiciliği olduğu da aşikar. Garip bir özgüveni, garip bir biçimde sert bir duruşu var. ama sanıyorum barındırdığı onca gariplik arasında beni kendine çeken yanı, muazzam bir etkileyicilikte olan hüzünlü bir kadının bakışı var bu şehirde.
Yaprakların sarışınlığı mesela, en çok bu şehre yakışır şüphesiz. hele dalına veda edip bu topraklara kavuşmak için süzülüşü yok mu? Galiba Gülhane'den başka bir yerde bu kadar mana kazanamaz. imkanı yok. aynı hazzı hissettirecek başka bir yer var mıdır? Sanmıyorum. Hem yalnız bu hazzı değil, haz alıyor insan istanbul'da yaşadığı her şeyden eminiz bundan. Ama dikkat, hazzın nasıl bir kelime olduğuna dikkat ediniz. hüzne ne kadar yakın olmasına karşın, hoşnutluk anlamını ifade etmemize imkan sağlıyor. Sizi bilemem ama, benim gözümde ikisini birden barındıracak her daim. Hem haksız mıyım? Yaşanılan her şeyde böyle değil midir vaziyet? Hele istanbul için?
başka hiçbir yerde bulma imkanımızın olmadığı güzellikleri bizlere sunmasına kaptırmamıza rağmen kendimizi; kah kalabalığından, kah haksızlıklarından, kah da havasından, suyundan şikayet eder buluyoruz. Ama bana sorarsanız en azından havasına kızmamalısınız. Daha önceleri dikkatinizi çekti mi bilmem, ama her yağmur yağdığında mesela denizin rengi yeşillenir alabildiğine. düşünün lütfen, hepimiz böyle değil miyiz? derdimizi gözyaşıyla döktüğümüz vakitler başta olmak üzere, her hasbihal edişimizde gönlümüzün ne denli yosunla kaplı olduğunu açık etmez miyiz? Bu yeşilliği göstermeye meylimiz olmaz mı? Hem 'hangi kentte bu denli acı var, başka nerde istanbul kadar?' sözlerini hatıra getirdiğimizde, bu yağmurlu halini çok görmek büyük haksızlık bu şehre elbette.
Kötü şeyler yaşamak da o kadar mümkün ki burada. Aslında en güzel yanlarından biri de bu olabilir belki. Nasıl yaşayacağınız sizin seçimlerinize bağlı. Tamamen. Her türlü ilişkide böyledir zaten bilirsiniz. Nasıl yaklaşacağınızı, nasıl seveceğinizi, nasıl fedakarlık edip neler bekleyebileceğinizi iyi belirlemeniz gerekir. Ben mesela, bir kadın sever gibi sevdim istanbul'u. Hiçbir beklenti olmadan, deli gibi sevdim bir kadını. Ve olmayan bu beklentilerime en fazla cevap vermeyecek durumda olan tek varlık istanbul hayatımdaki. Belki bu sebeptendir Attila ilhan'a yakın hissedişim kendimi; 'ne kadınlar sevdim, zaten yoktular.' dedikten sonra, 'böyle bir sevmek görülmemiştir.' diye eklemek fikrine sahip olmuş olmasıdır muhtemeldir ki.
Kötü yaşanmışlıkların bizi en başta yaşadığımız yerden uzaklaştırma kabiliyetinin varlığı noktasında hemfikiriz elbette. Kaçmak en güzel yoldur kısa süreli kurtulmalar için. Ancak gene de bu derecede kötü düşünmemek gerekir gitmek üzerine. Söylemek istediğim; elbette başka bir ev vardır, başka bir semt, başka bir şehir vardır bize güzel şeyler çağrıştıran. Gitmeyi bu sebepten isteriz bazen, ve hatta hiç kimsenin durduramayacağı biçimde aklımıza koyarız zaman zaman. Lakin, kesinlikle yaşanmış bir hayal kırıklığı, gitmek arzusunu en üst düzeye çıkarır, kabul. Bu; şehir, zaman, insan dinlememeye kararlı yapıda bir arzudur hem. Ama bu noktada da istanbul'a haksızlık yapıldığı kanısındayım. Çünkü ayrı bir uç noktalığı var bu şehrin kabul etmelisiniz. Bir ayrılık, bir hasret, bir ölüm yahut başka türlü bir veda.. Bunların bizi uzaklaştırmaya yeterli olacağına itirazım yok tabi. Ancak hayatımda yaşadığım en büyük acıları, en gereksiz ayrılıkları, en şiddetli hüzünleri, en olmadık hayal kırıklıklarını hayatımın yarısını oluşturan istanbul yaşantımda yaşadım ben. Fakat bir kez olsun çıkıp gitmek, terk etmek arzusuna kapılmadım. Aksine, ne vakit katlanılmayacak bir hadise yaşadıysam, kendimi sokaklarına bıraktım. Ve her seferinde zamandan bile daha etkili bir ilaç olduğunu kanıtladı bana. Yeri geldi moda, yeri geldi kuruçeşme sahiliyle; yeri geldiğinde adalarıyla, kimi zaman taksim gezmeleriyle, çoğu zaman üsküdar huzuruyla kabuk bağlamasını sağlayabildi yaralarımın. Gönlünden kopardığı küçük bir dalga çarptırdı mesela bir keresinde kıyıya, sırılsıklam olmak neymiş o vakit anladım. Hayatımı kendine dair kurmam gerektiğine ikna olduğum hareketti bu belki, kim bilir.
Böyle bir beklentim yoktu kendisinden halbuki. Bilirsiniz; ikna olmak, ikna edilmek arzusuyla mümkün olabilir ancak. Mesela, bu sebepledir çoğu zaman gitmeyi aklına koymuş bir insanı durdurabimek için yapacak bir şeyin kalmamış olması. Ancak dile getirmiş olduğum gibi, insan kendini bir anda 'istanbul yaşamı' planları yaparken buluveriyor. Garip. Ama en güzeli de böyle oluyor zaten yaşamanın. Zaman içerisinde yaşamış olduğum hüzünlerin yerini umutlarımın alabileceğini, üzüntülerin yerini mutlulukların alabileceğini, dahasi; yaşanmış en büyük hayal kırıklığının dahi yerini başka bir hayale bırakabileceğini görmek, görmenin ötesinde hissetmek bambaşka bir sevinmeyi beraberinde getiriyor emin olunuz. Fakat benim için daha önemli olan husus, tüm bu yer değiştirmeler olmasa dahi, yahut günün birinde bu güzellikler koltuğunu tekrar iç burkan detaylara bırakacak olsalar bile, şu sıralar olduğu gibi, 'her akşam camlarında yangın çıkan üsküdar'ı, bin bir koyulukta geçecek taksim akşamlarını, kadıköyde türküleri muazzam seslendiren türkücüyü dinleyebileceğimi, henüz çıkmamış olsam da her an karar verip galata kulesinden bu şehri seyredebileceğimi bilmekti, itiraf etmeliyim.
Tüm bunların varlığı, istanbul'dan ayrılma düşüncesiyle karşı karşıya getirildiğinde, çok daha kudretli bir çekiciliğe sahip oluyor görüyorsunuz. Bana sorarsanız bu dünya için yapılabilecek en güzel dua, 'Rabbim sevenlerini istanbul'dan ayırmasın'dır. Günün birinde size istanbul'dan ayrıldığım vakitleri de anlatmalıyım. Elini sobaya değdiren çocuğun çekingenliği gibi olan ayrılık korkumu ve aşkın gönlüne verdiği tarifi imkansız heyecanın tadını almış bir delikanlının sevdiğinden vazgeçmeme kararlığına benzeyen istanbul tutkumu o zaman daha iyi anlayacağınızdan eminim. Şimdilik seçim yapabiliyorken, kendimize bu güzide şehirden ayrılma haksızlığını yapmayalım. Biraz da sokaklarında gezinmeye ne dersiniz? Buyurun o halde kalkalım.