benim için gerçek hayatta sinsiliğin dilidir. anadil konusunda genellikle özgürlükçüyüm ama iş gündelik yaşama döküldüğünde özgürlükçü fikirlerime rağmen verdiğim tepkiler o şekilde olmuyor. üniversite ortamından, şantiyeye kadar pek çok defa telefonda veya kendi arasında kürtçe konuşan insanlar gördüm. bok mu var amına koyayım telafuzda sorun yaşasan da çatır çatır türkçe bilmene rağmen, ben kürtçe bilmiyorken, benim yanımda laf arasına kürtçe sokmaya. bir iş üzerinde çalışırken(ki bu iş çay içerken sohbet etmek bile olabilir) benim her detayı bilmem lazım, duyarım önemsizse atlarım üzerinden ama her ayrıntıyı anlamak gerekli olabiliyor bazen. adam orada gidip bir şeyleri benim anlamadığım dilde konuşuyor. nedir yani. azıcık okumuşuna bunu benim yanımda yapma dediğinde hemen yok özgürlük yok bilmem ne. yemin etsen, kitaba el bassan da ben senin orada konuştuklarını tercüme etmene inanamam. ben senin orda konuştuğunu anlayıp yeri geldiğinde seni mimiklerine kadar gözlemlemeliyim.
neyse. devlet meselesi değil. çoğu zaman önemsiz. ama bende yarattığı algı bu. kürtçe konuşulması beni rahatsız etmiyor. bahsettiğim durum herhangi bir yabancı dil içinde geçerli. bu dille bu kadar içli dışlı olduğumuz için bu tepkiler oluştu bende. aynı sofrada yemek yiyoruz, dertleşiyoruz sorun olmuyor ama o sinsilik algısı çok büyük sıkıntı. benim nacizane gözlemim bu. hasılı kelam, devlet buna bişey yapması lazım.