roman ardında sorular bırakır, acaba bahsedilen kişi gerçekten dostoyevski'nin kendisimidir? peki kendisini anlatırken ne kadar dürüst olabilmiştir ? kendini acımasızca eleştirirken ne kadar dürüst olabilmiştir?
dostoyevski romanında resmen yazılı düşünür. buna o kadar sadık kalmıştır ki anlık karar değişimleri bile yansımıştır romanına. bu okuyucuyu etkiler okuyucu düşünülenleri okurken düşünmeye de başlar belli belirsiz. belki de asıl amacı buydu yazarın.
eğer gerçekten bahsettikleri kendi buhranlarıysa dostoyevski'nin borderline kişilik bozukluğuna * sahip olduğu aynı zamanda anti sosyal kişilik bozukluğu özellikleri gösterdiği söylenebilir. fakat burada önemli olan dostoyevski'nin kendisi değil bu ruh dünyasına yapılan yolculuğun derinliğidir. saniyenin binde birinde sorup korkumuzdan unuttuğumuz soruları pat diye önümüze çıkartır ve onları korkusuzca deşer bu roman. fırtınalı iç dünyasında kendisine ve topluma ait tanıdık buhranlar da bulacaktır okuyucu. nihilizim ve sorgulayıcılığın nefis bir sentezi için mutlaka okunması gereken ölümsüz bir eser...
daha ilk cümlesi, gerçekliğin soğuk ama rahat duvarına, yaslatır sırtımızı: ''Hasta bir adamım ben... içi hınçla dolu, sevimsiz bir adam...''
--spoiler--
-Hayatlarını sürdürebilmek için insanlara daha yalıtkan bir anlama gücü... yeterlidir.
-kendimi suçlarken acılarım zayıflamaya, sonunda da büyük bir haz vermeye başlardı. evet, yanlış duymadınız, tam anlamıyla haz duyuyordum. şöyle açıklayayım: ne kadar küçük düştüğümün bilincinde olmaktan kaynaklanan bir hazdı duyduğum; aşağılık biri olmanın çaresinin olmadığını, başka türlü biri olamayacağınızı, yeterli vaktiniz ve inancınız olsa bile değişemeyeceğinizi, değişmek istemedeğinizi bilmekten kaynaklanan bir haz...
-Aşağılık bir herif, ahlaksızlığını fark etmekte teselli bulur.
-acıda hazların en tatlısı saklıdır, hele de insan, kendisi için başka bir çarenin kalmadığını derinden anlamışsa...
-Ben ''eylem insanlarını'', içten olan insanları, tabiat ananın özenerek yarattığı gerçek ve normal insan olarak görürüm ve çok kıskanırım. Ahmaktırlar ona ne şüphe; ama normal insanların belki de ahmak olmaları lazımdır, kim bilir ?
-tembellik herşeyi derinden anlamanın, bilinçli olmanın doğal bir sonucudur. sıradan insanlar eylem adamları bu yüzden yani dar kafalı olduklarından eylem adamıdırlar. eylem adamları dar kafalı oldukları için karşılaştıkları bir meselenin sebeplerini fazlaca araştırmada, ikinci dereceden sebeplere sarılırlar. eyleme geçmek için tartışılmaz bir sebep bulduklarında içleri rahatlar. en önemlisi de bu zaten. insan herhangi bir teşebbüsten evvel bütün tereddütlerden sıyrılmalıdır.
nasıl kurtulacağım peki bütün tereddütlerimden ? hani bana destek verecek sebepler ? neredeler ? bilinçli olan her şeyi derinden anlayan biri olarak karşıma çıkan her meselede, gördüğüm ilk sebebin hemen ardından başka, daha önemli bir sebep geliyor ve bu, böylece sonsuza dek sürüp gidiyor.
insanın hak yerini bulsun diye intikam aldığı söylenir. o halde sebep ''adalet''tirç bu şekilde bütün tereddütlerinden sıyrılan insan doğru bir eylemde bulunduğuna inanarak içi rahat bir şekilde intikam alabilir. ben intikam almada ne adalet ne de erdem görüyorum; insan, sırf kızgınlığından dolayı intikam alır. kızgınlık her ne kadar sebep teşkil etmesede de, pekala bütün tereddütleri yok eden bir ilk sebep yerine geçer. ne var ki kızgınlık bile duyamıyorum. kızgınlım da hep o uğursuz huyuma tabi olarak enine boyuna tahlil ediliyor ve bir bakıyorsunuz asıl madde uçmuş, sebeplerin hepsi buhar olmuştur. hakaret, artık kimsenin suçunun olmadığı diş ağrısı gibi masum bir hale gelmiştir. sonuçta karşına koca bir sabun köpüğü ve her zamanki tembelliğin çıkacaktır.
asıl sebebi bulamayınca da her şeye boş verirsiniz. bir defacık da aklını bir köşeye bırakarak, ilk ve asıl sebepleri araştırmadan, derinlemesine düşünmeden, sadece bir şeyler yapmış olmak için sev ya da nefret et...
- fayda!.. fayda da neymiş? insanlar için tam olarak neyin faydalı olabileceğini kesin bir şekilde söyleyebilir misiniz ? ya asıl fayda insanın kendisi için bazen zararlı olanı isteyebilmesinde ise ?
-özgür, sınır tanımayan isteklerimiz, kaprislerimiz, çoğu zaman çılgınlığa kadar götüren hayallerimiz hiç bir sınıflandırmaya tabi tutulamayan bütün sistemleri ve düzenleri cehenneme yollayan, daima unutulduğu halde , faydalar listesinin en üstünde bulunması gereken budur işte! bilginler, neden acaba insanların sadece aklı başında isteklerle yetineceğini düşünürler ? insanoğluna gereken tek şey, hür, başıboş bir istektir...
-ama insan, gelip geçici hevesleri olan, tutarsız bir varlıktır ve tıpkı satranç oyuncuları gibi hedefe ulaşmayı değil de hedefe giden yolları tercih eder. ve kim bilir insanın ulaşmak için çabaladığı şey, hedef dediğimiz aslında yalnızca bu hdefe ulaşmak için yürümek yani sürekli bir harekette bulunmaktan ibarettir. yani gidilen bu yol aslında hayatın ta kendisidir. amaç iki kere iki dört eder kesinliğindeki hedef değil de ona ulaşmaya çalışmaktır. çünkü iki kere iki dörttür formülü adı üstünde bir formüldür; hayatın değil baylar, ölümün başlangıcır. insan, iki kere ikinin dört etmesinden az da olsa daima bir korku duymuştur; ben mesela hala korkarım. insanın uğrunda denizler aştığı, hayatını tükettiği hedefi, iki kere iki dörttür; ama bununla birlikte bu hedefe ulaşmaktan korkar. ulaştığı an hedefsiz kalacağını bilir çünkü. işlerini bitiren işçilerin paralarını aldıktan sonra gidecekleri yer meyhanedir, oradan da karakola düşerler nasıl olsa. alın size, en az bir hafta sürecek uğraş. peki ama bizler nereye gideceğiz? insan hedefe ilerlemeyi sever, ulaşmayı değil. bu da şüphesiz çok gülünçtür. zaten gülünç bir varlıktır insan...
- ''aşağılanmış bir şekilde gitmesi daha iyi oldu. aşağılanma duygusu, insan ruhuna acı çektirdiği gibi bilinci de kesinleştirir... kısa bir süre sonra zaten kalbini kıracaktım. fakat bu durumda, kalbindeki bu acı hiç silinmeyecek, içine düştüğü pislik ne olursa olsun onu kurtaracak ve kini kim bilir... belki de bağışlaması ruhunu temizleyecektir. peki neye yarar ? hangisi daha iyidir: kolayca kazanılan bir mutluluk mu yoksa insanın tuhunu yücelten acı mı ? evet hangisi ? ''
-ben sizlerin, kokaklığınıza ''ölçülü davranış'' kılıfı geçirip yarım bıraktığınız her şeyi, sonuna kadar götürdüm. hayatın gerçekleriyle sizden daha fazla yüz yüze geldim ben.
-etiyle kemiğiyle gerçek birer insan olmak bizim için o kadar zor ki!..
--spoiler--