öncelikle bu yazı sadece futbol şubesiyle ilgilidir. spor kulübü olduğumuzu her fırsatta vurgulayan ben böyle bir yanılgının olmasını istemiyorum.
hâla futbol şubesinin şike yaptığına dair ortada bir kanıt olmamasına rağmen herkes tarafından küme düştü, küme düşürülecek şeklinde cümlelerle tanımlanan kulüptür.
taraftarının ise başından beri duruşu değişmemiştir. "kanıtlayın, cezamızı çekelim. ama aksi takdirde içerde tuttuğunuz o insanları bırakın." görüşü hakimdir. aradan çıkan 3-5 çatlak ses hemen susturulmuş, taraftar da yer yer sessiz, yer yer de çok büyük bir gürültüyle olan bitene tepkisini vermektedir.
süper lig'de 2009-2010 ve 2010-2011 sezonları arasında aslında çok büyük benzerlikler var. şöyle bir geri dönüp bakıp, iyice bir deşince neyin ne olduğu ortaya çıkıyor zaten.
fenerbahçe futbol takımı 2008-2009 sezonunun sonunda enkaz halindeydi. hem mental, hem de fiziksel açıdan. cristoph daum tahminen taraftarı tatmin eden isim değildi teknik direktör seçimi konusunda. ancak takıma kazanma duygusunu tekrar aşıladı. türkiye ligini tanımanın verdiği bir güvenle girdi sezona fenerbahçe. 8'de 8 yaptı. ilk puan kaybının arkasından olaylı galatasaray maçını da kayıpsız geçti. zaten o andaki genel kanı, rakibiyle arasındaki puan farkını açan fenerbahçe'nin daha da şahlanarak arayı açacağı yönündeydi.
pek öyle olmadı. galatasaray maçında çıkan olaylar sebebiyle kulüp 3 maç ceza yedi. takım iskeletinde önemli rolü olan oyuncular da 3-4 maç gibi cezalar aldılar. gardı düşen ve biraz rehavete kapılan fenerbahçe ardarda puan kayıpları yaşadı. ilk devrenin sonuna doğru biraz toparlandı ve ardarda 2 galibiyetle ilk devreyi lider kapadı.
ikinci devreye başlandığında fenerbahçe ilk iki haftayı kayıpsız geçti. sonraki haftalarda puan kayıpları yaşadı evet, ama takımın iyi oynadığı söyleniyor ve bu şekilde sonuca ulaşabileceği konuşuluyordu. işler pek öyle gitmedi tabii yine. 21. haftada liderliği kaybeden fenerbahçe, sonraki hafta 3. sıraya, 25. haftada da takımın sezon boyunca en kötü derecesi olan 4. sıraya geriledi.
bu haftadan sonra müthiş bir çıkış başladı. fenerbahçe yüksek mücadele gücüyle, takım savunmasıyla maçlar kazanmaya başladı. bu galibiyet serisi başlayınca fenerbahçe yükselişe geçti alarmı devreye girdi. her türlü medyada fenerbahçe aleyhinde haberler yapılmaya başlandı. aziz yıldırım'ın hakem satın aldığı, oyuncu satın aldığı yazıldı çizildi. derken siyasetçiler işin içine karıştı. meclis başkanı işi fenerbahçe'nin attığı goller şaibeli demeye kadar götürdü. bu mide bulandırıcı oyun son haftaya kadar devam etti. "lig şaibeli, kirli, temizlik lazım, fenerasyon" terimleri son hafta şampiyonluğun gitmesiyle unutuldu.
peki ne oldu? ligimiz birdenbire tertemiz oldu!!! fenerbahçe'nin büyük bir yıkıma sürükleneceği düşünüldü, rakipler çok müthiş transferler yaptı, herkes yine şampiyonluğun en büyük adayı oldu birden bire.
fenerbahçe futbol takımı 2010-2011 sezonuna başladığında enkazdan öte bir haldeydi. psikolojik olarak göçmüş, fiziksel olarak bitmiş, darmadağın olmuş bir haldeydi. avrupa kupalarından elenildi, büyük maç kazanılamadı, anlamsız puanlar kaybedildi ve liderin 9 puan gerisine düşüldü. türkiye kupasından elenmek bir yana, bu elenme yeni malatyaspor'a yenilmeyle geldi.
her inişin bir çıkışı vardır. fenerbahçe takımı bunu önceki yıl başarmış ama sonunu getirememişti. 23. haftadan itibaren takım yenilmemiş, sadece iki kez puan kaybetmişti. oyuncular kenetlendi, yönetim destek oldu ve o kocaman adam hepsini bir araya getirip 17 maçta da yenilmemeyi başardı. hem de sadece bir kez puan kaybederek! fenerbahçe havada*, karada* ve denizde* kazanmış, bir tek rezalet bir hakem yönetiminin olduğu maçta bursaspor'a diş geçirememişti.
peki fenerbahçe kazanmaya başlayınca, puan farkı kapanınca neler oldu? yine herkes bir anda ligin ne kadar kirli olduğundan, futbol kalitesinin düştüğünden, şaibenin hırla gürle gittiğinden bahseder oldu. bakanlar, milletvekilleri, gazeteciler, televizyoncular, objektif olmaları gerekirken trabzonspor'un şampiyonluğunu istediklerini korkusuzca söyleyebildiler. peki ya bu temenniler fenerbahçe için bir kişi tarafından dile getirilseydi ne olurdu? linç kampanyası başlardı anında!
fenerbahçe bu oyunu bozdu ve şampiyon oldu. en büyük delilimiz alın terimiz diye içleri rahat bir şekilde bunu söyleyebiliyor oyuncular. çünkü oyun onların şampiyon olmaması üzerine kuruluydu ama olmadı.
peki fenerbahçe'nin şikeyle suçlanması, aziz yıldırım'ın içeri alınması, en önemli yöneticilerin onunla birlikte içerde tutulması neden? birçok teori var ortada.
fenerbahçe spor kulübü bu ülke standartlarının üzerinde gelişmiş ve istikrarlı büyümesi devam eden bir kurumdur. maddi sıkıntı söz konusu değildir ve söz konusu da olamaz. bu istikrarlı büyüme birilerinin iştahını kabartmıştır mutlaka. işte bu yüzden de bu sistemin temelini atan aziz yıldırım'ın altını oymaya başladılar. medyada mide bulandırıcı bir iğrençlikte bir linç kampanyası başlatıldı. fenerbahçe şikeci, şaibeci, dendi. "küme düştü" diye atılıp tutuldu. olmayan belgeler, deliller var dendi, kamuoyunun gözünde fenerbahçe'nin itibarı zayıflatıldı, hakkında yalan bile olamayacak kadar rezil haberler yapıldı. birkaç tetikçi çıkıp kesin cümleler kurdu tvlerde milyonların karşısında.
peki fenerbahçe taraftarı ne yaptı? tepkisini gösterdi tabii ki. gerek sessiz, gerek sesli, gerek sakince, gerektiğinde de çılgınca.
bunun bir şike soruşturması olmadığını,
öyle olsaydı suç üstü yapılması gerektiğini,
şayet doğruysa seçim zamanıda yapılması gerektiğini,
ama 20 milyon oy kaybetmemek için o zaman yapılmadığını,
bütün bu olanların aslında fenerbahçe üzerinden gündem değiştirme olduğunu,
ülkenin siyasi ve ekonomik açıdan yokuş aşağı gittiğinin üzerinin böyle şerefsizce bir saldırıyla örtüldüğünü,