Mesele Yonca Evcimik'in Amy Winehouse'un ölümü hakkında ne söyleyip ne söylemediği değil. Hatta mesele Hıncal Uluç'un Defne Joy Foster'in ölümünün ardından o unutulmaz hoyrat yazısı da değil. Mesele, bu insanların başkalarının ölümleri üzerine bu kadar umarsız yorum yapabilmeleri. Kötü insanlar oldukları için yapmıyorlar, toplumun masum önyargılarını ve korkunç ahlakçılığını dışa vuruyorlar, o kadar... O önyargı herkesin yaşamını aynı kalıp içine sokmaya çabalayan bir ahlakçılığın meyvesi... Su testisinin hangi yoldan gideceğini hep bu ahlakçı çizgi belirliyor...(Toplumsal mutabakat) Peki o çizginin kodları nelerdir? Hayatında mutlu bir evlilik yapamamış bir yazarın, evliliğin nasıl olması gerektiği üzerine bir gazetenin yarım sayfasını bulan ahkamları mı? Ya da Cem Yılmaz'ın deyişi ile, şöhreti Edirne sınırını aştığında pek de bir şey ifade etmeyen eski bir pop starın içten içe bir ölüme bile sevinen kıskançlığı mı? isimsiz, sıradan, vasat ahlakçıları unutmayalım. Su testisi meselesini ben büyütmemiz ve tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Son yıllarda sıradan (faşizm denilince kızıyorlar) ahlakçılık ve vasatlık üzerine önemli bir gerçeğin kuyruğundan yakaladık. Gelin bırakmayalım. O su testisini bu gibi insanların kafasında kıralım.
(Cüneyt Özdemir, Radikal - 26.07.2011, Su testisi kafasında kırılanlar başlıklı yazısı)