bu eser 10 adımda tutunamamanın yollarını gösteriyor esasında. bir baş yapıttan ziyade nazarımda bir
rehber olmasının temel sebebi de budur zaten. 21. yüzyıl insanının içine düştüğü cinnet halini karakterlerindeki ruh haliyle ziyadesiyle anlatmıştır. peki biz ne zaman vaz geçtik hayata tutunmaktan? buharın gücüyle çalıştırdığımız treni cuf cuf yola salarken, post modernizm denilen illetin pençesine düştük kanaatimce, atay'da bu trenin içindeki yolcuları anlatır aslında eserinde. ben nerdeyim, adem'le havva'nın yediği haltın acısını neden ben çekiyorum diye sorgulaya sorgulaya zihinlerdeki tanrıyı öldürüp, vicdan da görünmez bir tanrıça yeşertmenin hikayesini yani...
oğuz atay en sade deyişle bu dünyada bir adaletin varlığına inanmıştı. hepimiz gibi umudu vardı, bir yerlerde iyilerin kazandığına dair, muhtemelen uyumadan önce uzay boşluğunda sadece iyilerin kazandığı bir dünya var diye geçiriyordu içinden. fakat çağ en büyük oyununu yaptı ve adaletin yerinin bu kainatta olmadığını ve tanrının bize oyuncak diye onu verdiğini anlattı ona. ve atay dayanamadı, bıraktı sıkı sıkıya tutunduğu ipi. yüreği adaletin yokluğuna dayanamayan bir adamın hayata tutunamayan hikayesi... yolda yürürken yüzünü saniyeyle gördüğümüz kadınların, adamların hikayesi, tutunamayanlar bir çağ yangınının ağıtı.