insanların, sadece kendi kişisel tarihlerine bir baktıklarında bile geçerliliğini-sosyal anlamda-görebilecekleri oyun kuralı.
Birileri gelir, birileri gider. iyidir, kötüdür, çirkindir, güzeldir, hırçındır, mülayimdir, serttir, narindir, uyumludur, başına buyruktur, derindir, sığdır ama bir süreliğine de olsa sendendir. Senin arkadaşındır, senin kankandır, senin sevgilindir, senin kardeşindir, senin dostundur, senin annendir, senin sırdaşındır, senin aşkındır, senin canındır, senin yansımandır, senin zıttındır, ama işte dokunduğunda "puffff" diye uçmayacağını düşündüğündür. Derinlerine yerleştirdiğindir. Senin bir parçandır. Sendendir. (Ve yaptığımız en büyük hata da bu işte, bir "yabancı madde"yi kendi parçan olarak görmek... Oysa rahimlerinde büyüdüğümüz annelerimize karşı bağımlılığımız*-bağlılık demiyorum, o apayrı...-bile yürümeye başlayana kadar şiddetini koruyabiliyor.)
Çok sevilir, nefret edilir, bağlanılır, unutulur...
Ama sonunda sana kalanlar, seninle iyi kötü bir uyumu yakalamış olanlardır.
Diğerleriyse çoktan ne kadınlar sevdim zaten yoktular klasöründeki yerlerini almışlardır.
bir ana, bir de yan hikayeden oluşan; flashbacklerle ilerleyen; uzun olmasına rağmen hoş detaylarıyla** izleyiciyi cezbeden; buruk bir tadı olan film.
bir mektup vardır ki, sadece onun için bile izlemeye değer.
--spoiler--
My darling. I'm waiting for you. How long is the day in the dark? Or a week? The fire is gone, and I'm horribly cold. I really should drag myself outside but then there'd be the sun. I'm afraid I waste the light on the paintings, not writing these words. We die. We die rich with lovers and tribes, tastes we have swallowed, bodies we've entered and swum up like rivers. Fears we've hidden in - like this wretched cave. I want all this marked on my body. Where the real countries are. Not boundaries drawn on mapswith the names of powerful men. I know you'll come carry me out to the Palace of Winds. That's what I've wanted: to walk in such a place with you. With friends, on an earth without maps. The lamp has gone out and I'm writing in the darkness.
--spoiler--
"bir yolculuk vesilesiyle tanışalım, aradan yıllar geçsin ve bir araya gelelim, tekrar ayrılalım, tekrar bir araya gelelim, ayrıldığımız sevgililerimizden konuşalım, tekrar ayrılalım, tekrar karşılaşalım ve niye böyle olduğunu anlamayalım" filmi...
Oliver'ın dediği gibi, "it's not love, but it's an awful lot like it."
ayrıca bir kadın ve bir erkeğin verebileceği en estetik, en şık fotoğraf pozlarından birkaçı bu filmde görülebilir.
1960'ların Çin'inde geçen garip bir aşk hikayesini konu alan, 1993 yapımı bir David Cronenberg filmi. Jeremy Irons'ın tapınılası bir oyunculuk sergilediği filmde, John Lone* da takdire şayan bir performans göstermiştir.
--spoiler--
Song Liling: Under the robes, beneath everything, it was always me. Tell me you adore me.
Rene Gallimard: How could you, who understood me so well, make such a mistake? You've shown me your true self, and what I love was the lie, perfect lie, that's been destroyed.
Song Liling: You never really loved me.
Rene Gallimard: I'm a man who loved a woman created by a man. Anything else simply falls short.
Erkeklerin en büyük yanılgılarından birine fon teşkil eden, işteş eylem.
"...Seviştiğimiz kadınların vajinalarını aralamakla vücutlarının her noktasını görebildiğimizi; ve içlerine girdiğimizde, derinlerine ulaşabildiğimizi sanmak ne bağışlanamaz bir saflık..."*
She'll let you in her house
If you come knockin' late at night
She'll let you in her mouth
If the words you say are right
If you pay the price
She'll let you deep inside
But there's a secret garden she hides
She'll let you in her car
To go drivin' round
She'll let you into the parts of herself
That'll bring you down
She'll let you in her heart
If you got a hammer and a vise
But into her secret garden, don't think twice
You've gone a million miles
How far'd you get
To that place where you can't remember
And you can't forget
She'll lead you down a path
There'll be tenderness in the air
She'll let you come just far enough
So you know she's really there
She'll look at you and smile
And her eyes will say
She's got a secret garden
Where everything you want
Where everything you need
Will always stay
A million miles away
Türkçe'ye Çoğunlukla zararsız ismiyle çevrilmiş olan Douglas Adams kitabı.
(bkz: the hitchhiker's guide to the galaxy)
Girişiyle olayı bitirir:
"Anything that happens, happens.
Anything that, in happening, causes something else to happen, causes something else to happen.
Anything that, in happening, causes itself to happen again, happens again.
It doesn't necessarily do it in chronological order, though."