nihal bengisu karaca'nın son yazısından can alıcı bir kinaye. başbakan'ın son incilerine nazire. tabi, bir tek başbakanı değil bizi de çimcikliyor yazısında. tebrik ettim.
taban için ise, hiç kolay değil. onca "zulum gören müslüman kardeşim" hissiyatının, onca "gözyaşı gecesi"nin, biriktirilen paralardan yapılan yardımların üzerine hiç olmamışlar gibi sünger çeken bir siyasete inanmış olmak...
kolay değil, bu günleri geceleri düzenleyen bir zihniyet haritasının önce erbakan'ın israil ile yaptığı antlaşmaları görüp yutkunmuş olmak, sonra abd'nin irak işgali ve şimdi de mayın meselesinde ak par-ti'nin böylesine ipe un serecek kadar değiştiğini hazmedebilmek.
hazmetme yeteneği de "yitirerek" kazanılıyor. biten bir hakikat ile yeni bir hakikat arasındaki kot farklarında bir hayli örselenerek.
hazretin, milli gazete'ye verdiği röportajdan anladığımız şey! daha düne kadar "din istismarcısı" diye yaftaladığı bir kesime böyle mavi mavi boncuklar dağıtması ilginç doğrusu. neymiş efendim "milli görüş, bu ülkenin tarihinde, topraklarında kökü olan bir siyaset"miş, yıllarca topa tuttuğu erbakan ve onun yaşlılar kurulu da "bilge"ymiş, numan kurtulmuş ise "türkiye için bir şans"mış...
dün milli görüş'ü yerden yere vurup, akp'yi överken, bugün de akp'yi yerden yere vurup, milli görüşü övüyorsunuz. ne zaman vazgeçeceksiniz şu müslümanları kandırmaktan! bilmeyen de milli görüş hiç iktidar, hükümet olmamış sanır! yahu bunların cemâziyelevveli de ortada! bunların hocası değil mi askeri milli görüşçü ilan eden? israil ile en çok anlaşma imzalayarak tarihe geçen refah-yol hükümetine ortaklık yapan? 28 şubat kararlarını imzalayan?
bu silik ve ilkesiz mücadeleden ne zaman vazgeçecek/vazgeçirteceksiniz de onurlu ve peygamberi bir mücadeleye omuz vereceksiniz?
uluslarası af örgütü'nün abd'ye ait guantanamo işkence üssü'nün kapatılması için başlattığı kampanyanın sloganı! örgüte ait web sayfasının türkçe kısmında ise "guantanamo'yu kapatabilir ve yasadışı abd gözaltılarını durdurabilirsin" yazıyor. birgün gazetesi vasıtasıyla haberdar oldum ve şu ana değin islamcı hiçbir gazetede böyle bir ilan göremedim; ilginç!
acılarımız öyle derinleşti, öyle katmerleşti ki kabuğu yaralarımızın! öyle ki o yiğitlerin zulmün elinden kurtulması için bir “tık”a dahi umut bağlar olduk! ama şu bilinmeli ki müslüman ümmete karşı sürdürülen bu küresel ve çok milletli saldırının devasını bu ve benzeri şeylerde gördüğümüzden değil, olur da bu çalışmalar hedefine ulaşır da daha fazla acı çekmeden kurtulurlar kardeşlerimiz! emeği geçen herkese teşekkür ederim!
alınır, götürülürüz
mezbahalar şerefimize
n'olur alınmasın cellatlar
altın tepside hayatımız...
ama bu onur var ya bu onur
cennet değerinde
cinayet mahallini belirlesinler
-bize göre hava hoş-
burada veya orada
ebu gureyb'de
guantanamo'da
en kral ölümler bizimdir.
-kimseyi elletmeyiz-
ama en dilsiz
en sizsiz.
bülent sönmez'in şiir kitabı. isminden de anlaşıldığı üzere mevzu ortadoğu, yani burası, yani yüreğimizin çarptığı yer. kitap yer yer azize isimli bir karakter ile konuşur ve sızlatmaya, utandırmaya, yerin dibine sokmaya devam eder.
ortadoğu mektuplari-1
(ortadoğu çocuğu azize'ye ve büyümeye hasret tüm çocuklara)
vurulduğunu söylediklerinde henüz çocuktum
aklım ermiyordu henüz bazı şeylere
hep ölüyordunuz azize
anlamıyordum
çocuktum
şimdi beni sorarsan azize
ölen her kardeşimle ölüyorum
her toprağa düşenle ben de düşüyorum inan
tüm acıları bir yürekte taşımak çok zor azize
tüketiyor adamı
ama beraber ağlayacağız ağlanacaksa
gülünecekse beraber güleceğiz
sana şimdi mutluluklardan söz etmek olmayacak
ancak er geç sevdanın tanyeri atacak inanıyorum
bu inanç değilmi ki bizi ayakta tutan
inanç değil mi alnımızı her toprağa koyuşta yüzümüzü ağartan
ki bu yangınlı bir sevdadır uzundur unutulmazdır
inan azize esir kamplarını hep senin için yapıyorlar
yeni azizeler doğmasın diye ölüm hapları üretiyorlar
senin için çalışıyor silah fabrikaları
seni daha çok köleleştirmek için özgürlük şarkıları besteliyorlar adına
ve durup ezilmişliğine bir dolu amin diyorlar görkemli mabetlerde
bırak özgürlükleri onların olsun azize
insan hakları beyannameleri
onların olsun tevratları incilleri
marxları leninleri
onların olsun barışları güzel günleri
inan bunlar inandıkları şeylere de sadık değiller
senin saçların denli dürüst değiller inan
bunlar hiroşimada ölen çocuğun destanını yazarlar da
seninkini yazmazlar
acıları onlara layık görmezler de sana layık görürler
sanatçıları düşünürleri politikacıları
yani büyük insanları toplumlarının
sana sağır ve dahi kördürler
ayağına diken batmaya görsün rus çocuklarının
amerikan çocuklarının
yahudi çocuklarının
ayağına diken batsa feryadu figan koparırlar da
burunlarının dibindeki azizeleri görmezler
seni asla sevmezler azize
seni hiç mi hiç sevmezler
bu yüzden çocuk dediklerinde sen değilsin söyledikleri
asla sen değilsin
ki bu yüzden özgürlük dediklerinde sen bukağıları anla
eşitlik dediklerinde sen ezilmeyi anla kendi payına
onların şarkılarını söylemedikçe sen bunları böyle anla azize
sana ne kadar uzaklar biliyor musun
sana oldukça uzaklar
bense seni bir yürek çırpıntısında duyuyorum
o denli yoğun
inan azize
sömürüyü sevmedikçe bizi sevmezler
zulme rıza göstermedikçe
hakikate yandaş oldukça
unutma bunları azize tanı bunları
allah'ın nusreti gelende nasıl geleceklerse insanlar bölük bölük
senin şarkıların okunacak meydanlarda unutma bunu
biliyor musun azize
emir kulu olmasaydık her şey kolaydı
umutlu olmasaydık
sevdalı olmasaydık
kolaydı herşey ölenle ölmeseydik
kardeş dememiş olsaydık birilerine
ınsan dememiş olsaydık
bir ertelenmez yazgıdır bu yakamızı bırakmaz
artık kendi şarkımızı söylemeliyiz
bir zulüm şarkısını değil
umut bizimle olmalı
umutsuzluk bizden uzak olmalı
kusursuz bir sabahı karşılamaksa umut
umut her an yürekte uyanıksa
sancılıysa sevdalanmak
acıyla karışıksa
vaktidir bu şarkıyı öyle söylemek
yani umutlu
yani kavgalı
hoyrat söylemek
sevgili azize
yazmakla bitmez anlatacaklarım
hem hep yazmak bize acı çekmek size mi düşecek
hep ben yazacağım siz hep acı çekeceksiniz böyle giderse
inan gözyaşlarını silmeyi o kadar isterdim ki
ya da senin gözyaşların gibi
toprağa karışıp gitmeyi
anlıyor musun?
sanırım lügatimize girişi derviş zaim'in "filler ve çimen" adlı filmiyle olmuş vecize ifade! özelde türkiye isimli memlekette genelde ise bütün kendisini gerçekleştirememiş ülkelerde yaşanan "büyüklerin savaşı"nı ve bu savaşın etkilenicileri olan halkların durumunu güzel izah eder.
türkü tadında güzel bir eser. ercan aydın, hafiften ahmet kaya'yı andıran sesiyle, özgün tarzda gayet hoş yorumlamış. radyoda dinledim, ttnet müzikten indirdim, sözlükte bahsettim. vurma abi valla başka şey bilmiyorum!
bilhassa arap diyarlarında (belki de sadece oralarda) yaygın müzik tarzı. enstrüman kullanılmaz, onun yerine söyleyenin sesi efektlenerek, ard arda getirilerek bir harmoni oluşturulur. mesela:
bir dilek tutup veda sözü vermiştin...
bir şiir yazacaktın benim için, hala yazmadın.
elimdeki ekmek taş oldu, aydınlanmadı yüzüm.
ben kimsenin bilmediği bir yerden,
herkesin bildiği bir sebeple kovuldum.
sen bilirsin, yanımdaydın.
bu yüzden, içinden gemiler gitmeyen adamın,
derya olduğuna asla inanmam.
acıya ve gerekli olduğuna alışamadığım da bundan.
ama ihtiyacımı sen bilirsin, aslımı sen,
kovulurken yanımdaydın.
sen yazarsan inanırım.
kendim düşünürsem ayaklarıma,
yürürsem aklıma
zincir vururlar,
böyle olmasın...
bir şiir yaz bana, bir dilek tut.
demir parmaklıkların arkasında,
loş, rutubetli de olsa bir yerlerde,
bir mum yansın benim için.
elimdeki ekmek taş olmasın,
hüzün akmasın gözümden,
aydınlık olsun yüzüm.
yağmur bardaktan boşalsın illa yağacaksa.
yalnız seyredilir o zaman ki suçu ben de kalmasın.
bir dilek tut, bahar gelsin ki sen gel baharla birlikte aklıma.
bir şiir yaz bana.
alsın götürsün beni, artık aklımdasın.
başka yerlere, daha başka yerlere.
hala hercai, hala lale, hala gül olsun.
su olsun, mavi olsun masmavi, sen ol.
bir şiir yaz bana, bir dilek tut.
bir bildiğim olsun yaşamak için ki
hazanda yaprağın toprağa düşüşü gibi acı çekmeden öleyim.
kovulduğum yer huzurluydu, canım yanmasın.
bir dilek tut, bir şiir yaz bana.
al hayatımı yaz.
yaz ki bir oyun bozan olmadığım,
oyunun bozuk olduğu anlaşılsın.
bir yerlerde hep bir mum yansın benim için.
bir dilek tut, bir şiir yaz bana
türkiye komünist partisi tarftarlarının abd başkan yardımcısı dick cheney'nin türkiye ziyaretini protesto ederken açtıkları pankart. ama bu tür adamlar kendilerini dünyanın maliki olarak telakki ettiklerinden; öyle bizim, "defol git" dememizle defolup gitmeyecek kadar yüzsüzdürler. lâkin:
--spoiler--
bir ömür beklemek kahır yüküdür
dağlar kente yürür mekan kımıldar
gönülden gönüle bir sevda akar
bugün olmazsa yarın bir gün mutlaka
--spoiler--
Önce korkunç azaba kahra gömülüyorum
Sonra en büyük affa uğrayıp gülüyorum
Çatlıyor da mezarım dışa vuruyor beni
Terazi Rüveyda'ya divan kuruyor beni
güneş aktı, ay söndü parçalandı yıldızlar
Rüveyda şimdi burda sen varsın, gözlerin var
Beyaz tüller içinde ruhun sarıyor beni
Acı yok, intizar yok eskide kaldı hasret
Ömrünü tamamladı endişe, korku, hayret
Buz ve köz tarih oldu
Geçti zaman ve mekan
Zaman biziz, mekan biz
imkansıza yok imkan
Ömrün ne sonundayız, ne de henüz başında
Otuz üç yaşındayız, hep otuz üç yaşında
içim sensin bu ilde, dışım sensin Rüveyda
Rüveyda,
Ben sendeyim sen bendesin Rüveyda
ben bir aziz değilim
hele gündüz değilim
attığı her adımda siyah bir iz bırakan
bir yanında ürküten bir baldıran gövdesi
bir yanımda kederi özümleyen bir lale
merhamet sahrasının uyuyan gecesiyim
bırak da böyle bitsin bu günahkar serüven
bırak da kurtarayım bu emanet sarayı
yeter intiharınla oyduğun yüreğimi
umutsuz şarkılarla avutulduğun yeter
göğsümde bir yanardağ kıvranıyor rüveyda
yaraları kapandıkça kanıyor rüveyda
duman çöktü güneşin sitem aynalarına
aralandı perdeler şimdi sensiz değilim
dertliyim, viraneyim, ben bir aziz değilim
azizler tohum eker sevgi tarlalarına
senin gözlerin dram, oysa ağlatan benim
ben dilenci, sen sultan sevgi dağıtan benim
sen ışık ben karanlık ve aydınlatan benim
ben ölümüm sen hayat cana can katan benim
sabah sende oluyor güneşi tutan benim
soran ben sorulan sen hüznü damıtan benim
öldüren ben ölen sen kabirde yatan benim
sen, sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi
saklıyorum içimde seni bir tufan gibi
nerde uğruna ömür verdiğim bela, nerde
her hatıra bir demet zakkum meyhanelerde
düşlerim esrarınla çoğalan pervanedir
götür benden ahzanı bana, ihsanı getir
yalanı reddederken düşüyorum yalana
ben bir aziz değilim rüveyda anlasana
bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum
sen ölmedin rüveyda
at vuruldu ben öldüm
her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının
yıkayıp kefenledim mehtabına gömüldüm
duysun alem ateşin dağı erittiğini
bu illetin daşları bile çürüttüğünü
gün olurda ayrılık yumağı çözülür mü
bergüzarım ayaklar altında ezilir mi
rüveyda görür müyüm yeşil ufuklarını
seninle bir sonsuzluk bulur muyum rüveyda
yoksa hep bu kabirde kalır mıyım rüveyda
--spoiler--
zaman ne de çabuk geçiyor monna,
saat on ikidir, söndü lambalar.
uyu da turnalar girsin rüyana,
bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
zaman ne de çabuk geçiyor monna.
--spoiler--
eksiler şerhi: ulan hödükler bu haber nitelikli yazının neresine eksi verdiniz? ha bir de kimse bu reklamın cumhuriyet gazetesi yazarlarınca hazırlandığını sanmıyor? asıl sen bunu sandıklarını nasıl sandın? bırakın bu kaçak güreşi.
anadolu delikanlısı: Dudağımda hüzünle bestelenmiş bir şarkı, ellerim ceplerimde, pejmürde ve isteksiz yürürken, yüreğim gözlerine takıldı. Bir düşüş ki ne düşüş! Ceplerimden dökülen günahlarım mı kaldı, keşkelerim mi, eyvahlarım mı? Hepsini, yerle yeksan gözlerimin önüne serdin. Bir de sağ bileğimde hiçbir giderici ile giderilemeyecek derinlikte bir yara. Ki şimdi bile yüreğime götürsem sızısı tazelenir.
anadolu delikanlısı: Gözlerin öyle demiyor ama! Hele yüreğim bu sözleri duysa kahrından ölür! Gözlerinin bir bulut olması yetti biliyor musun, yağmurlu mu değil mi önemsiz... Çöllere özendirilmiş bu yüreğe, bu kadarı bile sağanak hayali kurması için yeterlidir. Zira "Bulutlar, yağmura işarettir. Gelebilir ardınca, yağmurlar da..." demesi işten bile değildir.
anadolu delikanlısı: Kurak delikanlılar, kendilerini salıvermek için bahane arar. Bilmezler ki bulutlar da yalan söyler, hatta yağmurlar bile... Onlarınki bir uslanmazlık belki de mazoşistliktir. Tahrib olarak, tamir ederler hayatlarını. Her dem beslerler acılarını, kazanamadıkları sevgilerine inatla! Ki bu yüzden sağ bileğimdeki yarayı yüreğime götürüyorum, acı-mak, onanmak için!
metin önal mengüşoğlu'nun doksanlı yıllarda çıkardığı şiir kitabı. kitaptan bir bölüm:
--spoiler--
bürün bürün başkalarının kefenine
yaşa, hep bir başkası olarak yaşa
durmadan bir başkası olarak görün
şu halk sözcüğü meselâ nedir
gecenin ilerlemiş vaktinde
ne arıyor hafızamda
ve hanginiz halktır arkadaşlar
ve yönetmek için kendi kendinizi
kimdir sizi halkeden*
millet'tiniz ne güzel siyahlar
sarı ırklar beyaz kırmızı tenler
ansızın halk oldunuz
"on yılda onbeş milyon"
kırıla kırıla bitmeyen kavgalarda
ansızın halk oldunuz
düştü kasketiniz öne
gayrı bakıverseniz hangi yöne
"demir ağlarla örülmüş bir vatan"
düdüklü polisler trenciler
kültür yuvaları halkevleri balolar
çok eskiden giyinmiştiniz oysa
bu tulûat kefenini
kim ne derse desin
kim savunursa savunsun geçmişinizi
kendi ellerinizle bozdunuz kendi güzelliğinizi
benimse söylemekten başka çarem kalmadı
bu çömelmenin ilâcı
bulunur yine de kendi cevherinizde
haydi başkalarının kefenine bürün
yaşa, kendin olmayarak
durmadan bir başkası olarak görün
aklım kamaşıyor benimse
"ağaç kökünü kemirmek kadar zor"
bu yalnızlık
kabuk mu bağlıyor halkın
hayır milletin yüzü
bulsam
küçük bir alâmete rastlasam
bütün bu yaraların iyileşmesine dair
kalemlerimi sevinçle kırıyorum
kalbim kamaşmıyor bir daha.
--spoiler--
alaeddin özdenören üstadın kalanlar isimli şiirinden. gizli bir hançerin ucu gibi, tortulanmış hüzünleri kazıyan, yaralayan mısra. *
göğsümü yalayan gül alevinden
silinmez izler kalır.
gökte bulutla oynayan çocuk
öksesine yıldız çakan melek kalır.
akşam üstüler ki çöker kıyıya
toplanmış halatlar yığılmış zincirler kalır.
yapraklar dağılırken saçlarından
denize atılmış çelenk kalır.
duvarda gölgeler öyle ıpıssız
hücremde kırılmış ekmek
ve bir kuru ağaç kalır.
uçsuz bir dinleyişle dinle
üstlen çöllerdeki rahmeti
ey gürleyen yalnızlığımız
yolumuzu gözleyen
toprağa girdiğimiz vakit
uğultulu derinlikler kalır.
duy unutuş rüzgârının
açtığı son kapı benim
çekilince kalbimin suları
geriye senden başka ne kalır.
şair. özelikle çerağ isimli şiir kitabı ebediyat dünyasında dikkat çekmiş, kendisine TYb şiiR ödülünü kazandırmıştır. sumud şiiri çok güzeldir. daha geniş bilgi için:
Şöyle bir şey oldu.
Tuhaf ama, matrak da.
Matrak ama, hazin de. ABD Başkanı "Ortadoğu turu" na çıktı.
Adeta yerine vekaleten bizim Cumhurbaşkanı'nı bıraktı.
Yani, şu anda ABD'de bir devlet başkanı var, ama ABD'li değil, bizden.
Şu anda Ortadoğu'da bir ABD Başkanı turluyor ama bize uğramıyor; çünkü biz zaten ABD'deyiz.
Başkanı Ortadoğu'da olan ABD'de bizim Cumhurbaşkanımız var; "Ortadoğu'da çok etkin büyük devlet" denen bize ise ABD Başkanı uğramıyor.
Çünkü biz onun evine gitmişiz.
Buna "ABD ile yeni dönem" deniyor.
Şöyle de oluyor:
Tam ABD Başkanı'nın ziyaretinden ya da ayaklarına gelmesinden de hemen önce, o başkanın aralarında barış sağlayacağı ikiliden, işgalci devlet olan, israil, devletsiz devlet Filistin'i şöyle bir bombalıyor. israil ordusu Filistin sokaklarını, daracıkları, barikatları filan dümdüz edecek "hafif zırhlı dozer" geliştiriyor.
"Yeni dönem" de bizim bunlara diyecek lafımız yok.
Çünkü "anında istihbarat" alıyoruz.
Ne veriyoruz, anında yahut bir sonraki anda. Anda ve cihanda, ne veriyoruz, bilmiyoruz.
Çünkü burası öyle güçlü bir devlet ki, ABD hiçbir şey isteyemiyor bizden.
Ne yeniden israil'le iyi kankalık, ne iran'a maddi ve bir gün olursa, askeri kuşatmaya dair fedailik, ne Irak'ta "Türkiye'nin katkısının 10 kat artmasına dair" bir senet, vaat.
Kafamız bombardıman zaferiyle öyle meşgul ki, "kendi sorunumuz"a air aklımıza gelemeyen başka (diğer) çözümleri, alternatifleri dahi "anında telkin" le ABD vermiyor sanki.
Hani hikaye yazsan bu kadar basit olmayabilirdi.
Tamam, zaten varolan "Kürt sorunu" nu, elinin altındaki PKK'yı azdırarak katliamlarla alevlendir.
Türkiye ayağına gelsin.
"Anında istihbarat" ver. Türkiye çok istediği "sınır ötesi bombardıman" ı yapabilsin.
Sonra tekrar ayağına gelsin.
Ayağına, ayağına, ayağına!
ABD nerede biz oradayız! Aslında orada olmasa dahi biz ABD'deyiz!
Yumruk havaya.
star gazetesi'nin duyurduğu ve şaşılmaması gereken olay! şaşılmaması, bilenilmesi, hesabın sorulacağı günlere hazırlanılmasını gerektiren haber. ne çok hesapları birikti şu abd'nin ve avanesinin. hiroşima mı desem nagazaki mi, somali mi desem afganistan mı, ırak mı desem guantanamo mu... "bu yalnızlığı yazmaya kalem utanır, bu ezilmişliği yazmaya yürek utanır, utanmaz kalleşlikler."*
ABDde Kızılderililer kültürel ve siyasal haklarının verilmediğini söyleyip, toprak talebinde bulunuyor ve federasyonistiyor. insan hakları, etnik haklar falan zaten hikaye ama ABD'nin resmi yanıtı harika! Bir yere not edelim, kullanırız! http://www.iyibilgi.com'a saygılar.
yazın işinde kaliteyi hedefleyen, tribünlere değil, akıllara hitab etmeye çalışan yazardır. lafla olan işi insanlara açılmaktır, torbaları doldurmak değil!
--spoiler--
Rice, ülkesinin Irak ve Afganistan politikalarının başarılı olduğunu savunarak, "Biz 50 milyon insanı kurtardık" dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, ülkesinin Irak ve Afganistan politikalarının başarılı olduğunu savunarak, "Biz 50 milyon insanı kurtardık" dedi.
Rice, Alman gazetesi "Die Zeit"a verdiği demeçte, Amerikan yönetiminin dış politikasını överek, "Biz El Kaide'nin yasa dışı nükleer pazar ağını çökerttik, Libya'nın atom programına son verdik. Kore'yi nükleer silahlardan arındırmak için kuzey doğu Asya ülkelerini bir araya getirdik. Müttefiklerimizle birlikte Balkanlar'daki sorunları ve Kosova sorununu çözüyoruz. Uluslararası topluluğu iran'ın atom programına karşı bir araya getirdik. Ve daha birçok şey yaptık" diye konuştu.
iran'ın 2003 yılında nükleer silah programından vazgeçtiğini de belirten Rice, "Benim bu raporda merak ettiğim; iranlıların 2003 yılından önce neler yaptıkları" ifadesini kullandı. http://www.iyibilgi.com
--spoiler--
tükürsen yüzüne "yağmur yağdı" diyecek,
gün gelecek tükürüklerimizle, geberecek.