onunla ilgili yapılacak her tanım eksik kalıyor.
hayatta alınan her karar, geride kalan kararsızlıklara saygısızlık.
saygısızlığın bedeli ise özü bitap düşüren yaşantılar.
bir adam veya bir kadının bu duyguyu yaşama biçimlerinde fark yoktur kanımca;
aşk bir çeşit kendini ifade etme biçimidir.
aşk diye ahir hayatta insanlara sunulan duygu aslında;
ezilmişliğin, yıpranmışlığın belki biraz horgörülmenin ve daha nice bedbahtlığın,
ortaya çıkardığı ruhi özkırıma suskun kalma çaresizliğinin isyanıdır kanımca...
sevdalık ise yüce yaradanın yalnızlığımızı bitiren ihalesidir.
edebidir ve ezelidir...
sona doğru yaklaştıkça ilkler hatırlanıyormuş demek ki..
sona doğru yaklaştıkça kursağımızda kalanların verdiği acı etkisini göstermeye başlıyormuş...
başka bir açıklaması olamaz.
hafıza-i beşer nisyan ile malüldür...
nostalji histerisinin kaynağını buradan alır...
geçmişin acısının, hüznünün ve daha nice koyu gri duygularının oluşturduğu anlık duygudurumunu hatırlayabilecek, hatırlasa bile bunu şuuruna nakşedebilecek kuvvete sahip değil ademoğlu.
geçmişe her zaman özlem duyulur...
bu yaşamın sahtekarlığıdır...
ancak...
hakikatin gizlendiği yer ilklerdedir...
çocukluğun ilk yılları gibi...
hakikat ilklerde saklıdır..
varoluşun ilk adımı oralardadır...
dünyada özüne uygun bir yaşam alanını ilk zamanlarında bulamadığı zaman ademoğlu,
varoluşsal sorunları ortaya çıkar,
ve o sorunların ortaya çıkmadan hemen öncesine yoğun bir özlem duyar.
bu özlemin esasında bilişsel olarak algılanan ilk nefese mi yoksa bilişsel olarak algılayamayacağı yolculuğa çıkmasına vesile olan son nefese mi olduğu ise tartışılır.
ben tartışmam.
son.
olabilir.
narin olmak insanı yıpratabilir.
insanlar sizi kullanmaya kalkabilir.
bu narin olmaktan vazgeçip kurnaz olma gerekliliğine doğru sizi sürüklüyor olabilir.
narin olmanın veya dürüst, sevecen, insancıl olmanın da maalesef bedeli vardır.
o bedeli göze alan insan cesur insandır.
o bedel ise bu dünyanın geçiçi olduğu gerçeğiyle kendinizi avutmak,
avuntunuzun ise en yüce hakikatten kaynaklandığını bilme vakarıdır.
yalnızsınız.
obsesif kompulsif bozukluk, her insanı kendi yaradılışının girdabına çeker.
zaman geçtikçe dış şartlara yani çevreye yabancılaşır ve soyutlanırsınız...
biraz kabullenmek lazım.
biraz kabul etmek lazım farklılığımızı ve farkındalığımızı.
o zaman el sıkışıp iyi bir anlaşma yapabiliriz kendimizle.
aynı zamanda yalnız değilsiniz.
sizin gibi kendi bedeninin ve hatta ruhunun bir bölümünün yalnızlığıyla haşır neşir olmuş milyonlarcası var.
sanırım bu da soyutlanmamızın şiddetini hafifletiyor.
hoşumuza gitsin gitmesin.
burası bir hukuk devletidir.
hukuk devletinde cezayı mahkemeler verir.
kimse kendi hukukunu dayatamaz ve dayatmamalıdır.
oyunu kendi kurallarına göre oynamaya kalkanın da cezası verilmelidir.
toplumun selameti bunu gerektirir.
alınır.
narkoz alıp derin uykuya daldıktan sonra uyandığınızda,
uyandığınıza ve uyanıklığınıza lanet okuyorsanız,
derin varoluşsal sorunlarınız var demektir.
zor değildir.
iyi bir psikolog hafifce delidir zaten.
tecrübe alıp iyi bir psikolog olma yolunda birileri tarafından dellendirilmesi gerekiyordur.
hepsi bu.
itiraf edemiyorum.
her itirafın arkasından gelecek olan başka itirafların, öncekinin pabucunu dama atacak bir üst gerçekliği var.
yapacağım her itiraf; ajitasyon veya şımarıklık besliyor kendi içerisinde...
sanırım itirafın varlığı hakikate ulaşamıyor.
insanın kendine de mahremiyeti var.
mahremiyetimi kendimden dahi saklamalıyım,
üzerini örtmeliyim,
özün namahremliğine saygın davranmalıyım.
kendim kendime bile kendimde namahremim.
fazla kurcalamam lazım.
yazı ve ilkbaharı pek de sevmeyen, sevemeyen insanlardır.
sonbaharın sonunu ve özellikle kışın baş gösterdiği günleri kimlik edinmişlerdir.
yaşamın canlılığının soytarılığına kanmayan insanlardır.
esaslı olanı, hakikati yaradana mahsustur yalnızlığın.
bizim yalnızlığımız ise çağa ayak uydurma çabasındaki boşluklarımızdır.
tökezlemelerimiz, yabancılaşmalarımızdır,
çağa, ahir zamana...
insanın en büyük zaafı, en büyük zaafını söyleyemeyecek olmasıdır.
kendi sırrımı kendimden bile saklıyorum.
diğer insanlarda böyledir kanımca...
insanın özünde, en derin yerinde olanı değerli kılan da bu.
umut ve umutsuzluğu aynı anda yaşatabilecek söz.
umutsuzluk da bir beklenti olduğuna göre,
aslında umut yaşamımıza canlılığını verir.
yarınlara umutla bakabilmektir güzel olan da.
bugünün yarına mirası ölçüsünde.