abimin her cüneyt arkın filmini senaryosunsan repliğine kadar bilebildiği, şener şen,ilyas salman,kemal sunal gibi ustaların film karakterlerinin rollerini dahi o an aynı cümlesiyle söylediği filmlerdir..
başarısızdır çoğunlukla. özellikle komedi alanında.
özellikle televizyon ekranlarında olup da sinemaya soyunanların ve özellikle komedi yapanların başarısız olduklarını görmekteyiz son zamanlarda. cevabı da basit aslında. televizyon seyircisi ile sinemaya izleyicisini aynı kefeye koyuyorlar. televizyonda yaptıkları basit salak esprilere sinema izleyicisinin de gülmesini bekliyorlar. bu durumda da komedi adına hiç bir varlık gösteremeyen filmler ortaya koyuyorlar.
sinema seyircisi çok kalitesiz olunca direk gişeye yönelmiştir. son yıllarda gişe yapan filmlerin çok boktan olması da bu sektörün gelişim aşamasında bile olmadığını gösterir.
''8 liraya ne yapılır?'' sorusunun cevabı olarak görülen, tamamen rant işine dönmüş sektör.
isim vermeyeyim her sene birkaç dallama çıkıyor böyle. Liseli esprileri, klişeler vs. ile milyon dolarlar kazanıyor. Bu amcıklar ve bunlara destek verenler yüzünden türk sineması bir türlü şahlanamıyor amk.
Aylardır güzel bir şey seyrederim diye gidip gişeden dönüyorum. Ya çığlık efektleriyle dolu saçma sapan korku filmleri, ya da sikindirik klişelerle dolu sözde komediler çıkıyor karşıma.
yıllardır belli bir çizgide ilerleyip ve bu çizginin ötesine çıkmayı başaramamıştır. bunun en önemli nedeniyse zihniyetimizde doğru düzgün sinema anlayışının olmaması. olanlar ise sinema okullarının eksiklikliği nedeniyle körerip gidiyor.
son 10 yıldır türk sineması adına yapılan filmlerin birçoğu guy ritchie tarzını benimseyen fakat bunu en kötü şekilde ortaya çıkaran filmlerden oluşuyor nedense. bir grup insanın kendilerini olaylar zincirinin ortasında bulmasını anlatan saçma durum komedilerinden öteye gidemeyen filmlerde, başrolde birkaç bahtsız arkadaş, çevrelerinde mafya babaları, polisler, küçük suçlular, alakasız insanlar... olayların birbirine karışması ve komedi unsurunu video klip tadında anlatılıyor. senaryo yazarları/yönetmenler bu türü öyle benimsemiş ki bir-iki orta derecede ünlü ismi bir araya getirip 3 günde yazdığı aklı sıra karmaşık bir senaryoyu anında filme alabiliyor. bu tarzı benimseyen kötü filmlere örnek olarak en başta maskeli beşler serisini verebiliriz. ardından şafak sezer'in son dönemdeki bütün filmleri sayılabilir. *
diğer örnekler:
içerisinde çok büyük hikayeleri barındırıyor olsa da, yapımcı kaygıları, gişe başarısı açısından birkaç dişe dokunur örnekleri dışında maalesef ki yerlerde sürünen sinema(mız).
birkaç senarist, buna mukabil yine sağlam birkaç yönetmen dışında maalesef ki, tv'lere yüksek maliyetli yapımları ısıtıp ısıtıp, reklamlardan deli para kaldırmayı kendine şiar edinmiş yapımcıların elinde. mantalite de para olunca, ''bunu çakalım, bu ismi de kadraja aldık mı, parayı çuvallarız hacı'' modundaki abiler, ''7. sanat sinema'' nın diğer yüzü olan ''pop corn'' ya da çok ecnebileştik ama ''entertainment'' yani eğlence kısmına bakıyorlar. fakat madalyonun bu kısmı için yapılan filmleri de, maskeli beşlerin sıçtığı boktan ya da ivediklerin kusmasından daha fazlasını getirmiyor genelde. bir de izleyici tarafından da bakmak lazım. malumdur ki, biz eleştiriyi sevmeyiz; eleştiriden anladığımız yapıcı olmak değil, yermektir hep, ama sevmeyiz laf sokulmasını; hem de kendimize. evet, bir hikayesi olan filmlere gitmiyoruz artık. kesmiyor bizi. nuri bilge ceylan, reha erdem ya da zeki demirkubuz dendiğinde mimarlık fakültesinde profesor sananlar çok bu ülkede. hah, keza bizler de entelektüel değiliz, ki gıcık olurum o muhabbetlere de, ama eldeki hamuru pişiren aşçılar yemez ülkemizde. yiyen bizler de, tuzu az gelmiş deriz.
en cafcaflı ve yoğun yıllarını 70'li yıllarda geçirse de en iyi ve en orjinal yapımlarını (el attığı her türde) 60'lı yıllarda çekmiş gibi gelir bana. her ne kadar 70'li yılları pek bir sevsem de öyledir. sanki 60larda bâzı yönetmenler tarzını bulmuş fakat daha sonra gişe kaygısı nedeniyle bundan vazgeçmiştir. şimdilerde tek tük de olsa güzel ve iyi filmler çekiliyor.