islam'ın iç veya mistik yüzü olarak tarif edilir. Bazıları da onu varlığın özü, doğası ve mutlak hakikat'e ulaşma yolu ile ilgili Perennial Felsefe'nin islami yüzü olarak tarif etmişlerdir.
Kimilerine göre, tasavvuf şeriattan daha yüksek bir aşamayı ifade eder. Mutasavvıflar sufi olmaya çalışmışlar, tekkeler, medreseler kurmuşlardır. Sufiyâne hayat yaşamaya çalışanlara derviş de denilir. Türkler arasında Tasavvuf Batı Türkistan’da çıkmıştır.ilk sufiler keşif sahibi insanlardı, mala mülke değer vermezler, bazen çıkınları bile olmadan gezer ve gittikleri yerlerde insanları dini yönden aydınlatırlardı. *
Tasavvuf karşıtı düşünceler olabilir. Bir çok ulema ve alim ibn Arabiye karşı çıkmış ve eleştirmiştir.
Ama arkadaş bu zamandaki tasavvuf karşıtlarına bakıyorum baştan sona cehaletten başka bir şey göremiyorum.
Daha tarikatla tasavvuf arasındaki farkı anlayamayan, günümüzdeki sahte tasavvufçulara bakıp yorumlar yapan, batınilikle tasavvuf arasındaki çizgiyi bile göremeyecek olanlar üstüne din anlayışı Modernist - Neoselefilik çizgisinden öteye gidemeyen mallar ve cahiller ordusu kalkmış tasavvufu eleştiriyorlar.
Bak kardeşim sen tasavvufa gelmeden önce bir kendi fikriyatını sorgula...
Batı karşısında girdiğin aşağılık kompleksinin neticesinde gelip buraya tasavvuf bilimi ve düşünceyi durdurdu deme.
Al eline Gazali'yi, Molla Fenariyi, ibn Kemali bir oku bakalım...
Gelip buraya Abduhtan, Reşit Rıza, Muhammed Esed, Seyyid Kutub öğrencilerinden öğrendiğiniz Sadece Kuran yeter lafızlarıyla tasavvufçulara müşrik demeyin.
Önce herkesi dışlayan modernist düşüncenin ve Kurancıların ütopik tek din anlayışının oluşturduğu harici zihniyetinizi görün...
Aynı şekilde tasavvufa kabaladan etkilenmiş diyenler, Yahudi Hahamlarının kabalacıların islamdan etkilendiğini söyleyip dindışı ilan ettiklerini biliyorlar mı?
Tasavvufa tamamen din dışı kaynak aramak oryantalistlerden sonra tavan yaptı.
Peki ikiyüzlü selefi ve modernist arkadaşlar siz oryantalistlerin Hz. Muhammed hristiyanlıktan öğrendikleriyle Kuranı yazdı, islam Hinduizmle Yahudilikten türedi iddialarını niye kabul etmiyorsunuz???
Bakın tasavvufu kabul etmeyin. Hiçbir şey demem. Ama anlamadığınız, anlayamayacağınız dinin içrek yorumuna ve irfanına şirk deyip, putperest demeyin.
Son olarak madem tasavvufa şamanizm, neoplatonizm, kabala deyip kestirip atıyorsunuz bana islamla yeryüzündeki diğer dinler arasındaki farkları sıralayın...
inanın bana islamla diğer dinler arasındaki farklar tasavvufla diğer ezoterik cemaatler arasındaki farklardan daha az!!!
Şeyhe tapma noktasındaki tüm tasavvufi akımlar sapıktır.
Şeyh için ibadet yapılan tüm tasavvufi akımlar sapıklıktır.
Şeyh'e eşlerine el öptüren adamların olduğu akımların hepsi sapıklıktır.
Tasavvufta asıl olan, daha önce beka sırlarına erişmiş "gerçek" bir mürşidin, gittiği yolda olan insanlara, geçtiği yerleri tarif etmesidir, yardımcı olmasıdır. Bu bir "Allah'a ulaşma" sistematiğidir.
Şimdi birileri atlayacak "Allah bize damarımızdan daha yakın biz kalbimizde buluyoruz" falan diye, ibadet etmeden, zerre kadar Allah'ı anmadan, 7/24 piçlik peşinde koşup "kalbimizde buluyoruz biz" yalanıyla, tasavvufa gerek olmadığını söyleyecekler. Onlara itibar etmeyin. Cehennemin birer parçalarıdır. imanın edebiyatı yapılmaz, iman yaşanır.
Vahdet-i vücut meselesi tasavvufun bel kemiğidir. Ve açıkça kafir eder. Bayezid bistami gibi hallac ı mansur gibi enel hak yani ben allah ım demektir. Bu açık açık küfürdür. Bu görüşü benimsemedikten sonra sorun yoktur. Tabi birde dergahçılık var. Şeyhçilik. Şeyh e kulluk etmek var. Onu düşünerek rabıta yapmak var. Onun elini tutup cehennemde yanmamak var. Ondan tövbe almak var. Bu mesele menzilcilik. Tam anlamıyla sapkınlık.
gönül alemini huzura erdirir.
nefsi tezkiye ve tasfiye etmektir.
nokta nokta siyahlaşan ve bir zaman sonra siyahlaşmaktan kaskatı kesilmiş kalbi yumuşatma işlevi görür.
tasavvuf aşıkların, sadıkların yoludur.
iddia edildiği gibi mutasavvıfların mağaralarda münzevi bir hayat yaşadığı ise gerçeği yansıtmamaktadır. diyar diyar gezen ibn-i arabi hazretleri, abdülkadir geylani hazretleri, mevlana celaleddin hazretleri, mevlana halid i bağdadi hazretleri, şah-ı nakşebend hazretleri, imam-ı rabbani hazretleri ve daha pek çok tasavvuf büyükleri münzevi bir hayattan uzak yaşamışlardır.
ayrıva tasavvufta müridlerin hata etmeyen insanlar olması amaçlanmamaktadır. burada amaçlanan şey şahsın nefsini terbiye etmesidir. ve müridlerin nefsini dağda bayırda terbiye etmelerinden ziyade şehirde, insanların arasında terbiye etmeleri hususunda pek çok menkıbeler vardır. tasavvufun bir özelliği de müctemi değil münferit olmasıdır. dolayısıyla tasavvufta müminlerin topyekûn münzevi bir hayat yaşamalarının istenmesi mantığına aykırıdır. böyle bir durum da zaten söz konusu değildir.
tasavvufta müride, müridin zikir halinde olması öğütlenir. müridin sürekli allah'ın varlığını hissetmesi ve bir an olsun Allah'ın varlığını unutmaması istenir. bu durumun ise islamiyet'in ruhuna bazılarınca neden aykırı göründüğü ise merak konusudur.
Kalbi kötülüklerden arındırmak temizlemektir sadece Allah için var olup kalbi Allah sevgisi ile doldurmaktır. Tarifi pek de mümkün olmayan bir durumdur tasavvuf.