solaris

    7.
  1. bilimkurgunun büyük yazarı stanislaw lem in muhteşem kitabıdır. stanislaw lem kitapta batının asimislasyoncu biçimciliğine özsel tavır geliştirmiş ve kendine özgü bir yer edinmiştir.
    solaris dünyadan uzakta, iki güneşe sahip, suyla kaplı bir gezegendir. gezegendeki okyanusun organik bir oluşum olduğu, jelatimsi maddeyle kaplı, akışkan, son derece büyük bölünmez bir hücre olduğunu saptamıştır. Ancak gezegen tek hücreden çok hücreye geçiş aşamaları, bitkisel ve hayvansal evreleri, beyin ve sinir sisteminin gelişim süreçlerini atlayarak iç dengeli okyanus aşamasına ulaşmıştır. bunun sonucunda da zeka sahibi varlıklar gibi çevreye uyum sağlamak yerine çevreye hakim olmuştur. dolayısıyla kendine yaklaşanları ve anlamaya çalışanları düşmanca gördüğünden olacak ki kendince önlemler almakta, araştırma ekiplerini ziyaret eden gizemli insanlar gibi yaklaşmaktadır. araştırma ekibinde birden karşılarına çıkan bu insanları görmenin etkisiyle (ki görülen insanlar bazen çoktan ölmüşlerdir) intihar edenler, kafayı yiyenler olmuştur. okurken bazı yerlerde okuyucuya da kafayı yedirtebilir kitap. nasıl bir kurgudur nasıl bir zekadır hayran bırakır.
    solaris 2001 a space odyssey den sonra okuduğum en iyi bilimkurgu. 2001 a space odyssey de işlenen aşırı bir şekilde makina ve yapay zeka iken solariste bunun yerini uzayın bir köşesinde insani kaygılar taşıyan ve yaşamını doğal akışında sürdürmek isteyen canlı bir gezegen ile yine aşkları, tutkuları, korkuları, olan insanla çekişmesini ve birbirlerini anlamaya çalışmaları işlenmiştir.
    7 ...
  2. 1.
  3. polonyalı yazar stanislaw lem'in 1961'de yazmış olduğu kitabının adı.
    1972'de andrei tarkovski, 2002'de ise steven soderbergh tarafından filme uyarlanmıştır.
    solaris kitaptaki gezegenin adıdır.
    5 ...
  4. 41.
  5. 1972 yapımı bir Andrei Tarkovsky klasiği.

    --spoiler--
    insanlık kurtuluşunu utancında bulacak
    insanın insana ihtiyacı var
    --spoiler--
    5 ...
  6. 26.
  7. bir gün solaris gezegeninin felsefesi ve tüm görselliğiyle stanislaw lem'in hayalindeki gibi derin ve yüksek yaratıcılıkla beyaz perdeye aktarılması dilenilen çok özel ve bambaşka bilimkurgu kitabı, aslında insanlığı en temel yanlışından, büyük ve yokedici egosundan kavrayan insanlıkötesi bir roman ve tabiki insanca bir aşkın, insani marazi duygulanışların, bastırılmışlıkların ve teslimiyetin hikayesi.

    solaris'in okyanusu yani içdengeli okyanus derin felsefik anlamlara sahip.

    sinemasal not: her ne kadar tarkovski'nin solyaris'i ni beğensem de(tarkovski'nin tüm filmleri harika zaten); sodenberg'in solaris'indeki geçmiş ve gelecek vurgusu, dylan thomas şiiri ve artık hükmü kalmayacak ölümün ve rheya ile kris'in vuslatlı sonu, bu uyarlamayı defalarca izlememi sağladı. ve bir de kris'in şu repliği unutulmazdı:' öfkem seni duymamı engellemişti.'' şu doktor sartoris çok derin incelenmeli, iki filmde de ortak eksikliklerden biri bu kesinlikle.

    --spoiler--
    solaris'in okyanusu diyalektik bir gelişmenin ürünüydü. okyanus başlangıçta ağır etkiyen kimyasal elementlerin oluşturduğu bir eriyik halinde okyanus öncesi biçimde iken, koşulların (iki güneşli gezegen olmasından dolayı, yörünge değişikliklerinin varlığına yönelttiği tehtidin) da zorlayışıyla, yeryüzündeki evrimin bütün aşamalarından geçmeksizin, tek hücreli ve çok hücreli aşamaları, bitkisel ve hayvansal evreleri, beyin ve sinir sisteminin gelişmesi sürecini atlayarak bir sıçrayışta '' iç dengeli okyanus '' aşamasına ulaşmıştı. diğer bir deyişle okyanus yeryüzündeki organzimaların tersine yüz milyonlarca yılı- akıl sahibi türlerin ilk temsilcilerinin ortaya çıkışıyla sonuçlanacak biçimde çevreye uyum göstermek için harcamamış, onun yerine dosdoğru çevreye egemen olmuştu.
    --spoiler--

    --spoiler--
    en ilgisiz şeylere, bulduğum ilk saçmalığa aklıma takıyordum. neydi bu halim?
    --spoiler--

    --spoiler--
    gözlerimi kapadım. yüreğimin karşısında onun yüreği atıyordu. onun yüreği mi? sırf bir uzantı, dedim kendi kendime. ama hiçbir şey şaşırtmıyordu beni artık, kendi aldırmazlığım bile. korku ve umutsuzluk sınırını aştım. uzun bir yol almıştım - şimdiye dek kimsenin alamadığı kadar.
    --spoiler--

    --spoiler--
    ne denli şaşkınsa da insan denilen varlık, kuram geliştirmeden duramazdı.
    --spoiler--

    --spoiler--
    insan aklı ancak pek az şeyi aynı anda sindirebilme yetisindedir.
    --spoiler--

    --spoiler--
    geometrik bir senfoni gibi tasarlanmıştı her şey, ama onu işitecek kulak yoktu bizde.
    --spoiler--

    --spoiler--
    kavrayamadığımız şeyi yok etmek, kıyıcılıktır. *
    --spoiler--

    --spoiler--
    ne yaparsam yapayım umarsız olduğumu, sana işkence etmekten kurtulamayacağımı o zaman anladım. bu kadar da değil aslında, çünkü işkence aracı edilgendir. ama seni seven, senin yalnızca iyiliğini isteyen bir işkence aracı olmak- buna dayanamazdım. (rheya)
    --spoiler--

    --spoiler--
    sen bilirsin. ama unutma ki bilincinin bir bölümünü yansıtan bir ayna o. güzelse eğer, anıların güzel olduğu için. formülü sen veriyorsun. ne ektiysen onu biçersin unutma bunu. (snoW)
    --spoiler--

    --spoiler--
    yo, sartoris'e gitmeyecektim. onlara yardım etmeye zorlayamazlardı beni. ama doğruyu da söyleyemezdim, renk vermemek, yalan söylemek zorundaydım. ve böyle gidecekti bu... çünkü kafamın içinde hiç bilmediğim düşünceler, farkında olmadığım niyetler, acımasız özlemler olabilirdi. çünkü farkında olmaksızın bir katildim ben. insanoğlu başka dünyalar, başka uygarlıklar bulmak için yola düşmüştü ama, karanlık geçitlerde gizli bölmelerden oluşan kendi öz labirentini tanımamış, kendi mühürlediği kapıların ardında neler yattığını çıkaramamıştı. sahte bir utanç yüzünden mi terk edeceğim rheya'yı oracıkta, yoksa korkağın teki olduğum için mi? (kris)
    --spoiler--

    --spoiler--
    sessizlik ne denli umut verici olursa sonuç o denli korkunç oluyor.
    --spoiler--

    --spoiler--
    insanın anıları eşanlı olmayan dev molekül kristallerine kazınmış, nükleik asitler biçiminde saklanır. ''o'' en derindeki, en yalıtılmış izi, en ''özümsenmiş'' yapıyı bulup çıkarmıştır belki, ama bunun bizim için ne anlam taşıdığını bilmesi gerekmez.
    --spoiler--
    3 ...
  8. 34.
  9. ''evreni fethetmekle ilgilenmiyoruz. dünyayı evrenin sınırlarına kadar genişletmek istiyoruz. öbür dünyalarla ne yapacağımızı bilmiyoruz. başka dünyalara ihtiyacımız yok, bir aynaya ihtiyacımız var.. bağlantı için çabalıyoruz, ama onu asla bulamayacağız. korktuğu ve ihtiyaç duymadığı bir amaç uğruna gayret sarf eden o ahmakça insanlık durumundayız. insanın insana ihtiyacı var.’'
    2 ...
  10. 33.
  11. muhteşem bilim kurgu ve psikoloji eseri.

    gerim gerim gerilirsiniz okurken. deliliğin sınırlarında gerçekleşir her şey. çok enteresan alt metinler ve düşünceler içerir. en şevkli astronomu bile uzaya çıkmaya tövbe ettirir.
    2 ...
  12. 42.
  13. Tam bir sanat eseri. Kitabını okumadım, filmini izledim. Dakikalarca bir arabanın şehir içindeki seyahatini izlettirebilen ve gezegene saniyeler içinde gidişi gösteren muazzam filmdir. Bilimkurgu demek yetmez. Üstteki yazarın dediği gibi felsefe yönü daha ağır basıyor. Tarkovski candır.
    2 ...
  14. 27.
  15. felsefi derinliği insanı feci çarpan bir stanislaw lem şaheseri.

    --spoiler--
    okyanustan uzanan bu dalların her biri, hep birlikte ya da tek tek bütün devinimlerinde, sakıngan ama hiç de yabanıl olmayan bir tetiklikte, çarçabuk yeni, beklenmedik biçimler almak için can atan, ama gizemli bir yasanın koyduğu sınırları aşamadığı için geri çekilmek zorunda oluşundan da keder duyan, doymak bilmez bir merak sergiliyordu. canlılık dolu bu merakla, göz alabildiğine uzanan okyanusun donuk donuk titreyen uçsuz bucaksızlığı arasındaki bağdaşmazlığı dile getimek olanaksızdı... onun devasa varlığını ya da kudretle dolu değişimsiz suskunluğunu ya da dalgalarına o düzenli inip kalışları kazandıran gizli güçleri hiç bu denli kuvvetli bir biçimde duymamıştım. gözlerim görmez olmuş, bedenim de eylemsizlik evrenine gömülmüş, öylece oturdum, karşı konulmaz eğimden aşağı doğru kaydım; dilsiz, akışkan azmanla tek beden oldum. en ufak bir sözcük ya da düşünceye gerek kalmadan, her şeyi bağışlamıştım sanki.
    --spoiler--
    3 ...
  16. 5.
  17. ışıkla ısıtma sistemlerinin edirnede ilk seri üretimine başlamış fakat pazarını daha yeni kurmuş, ısıtıcı üretimi yapan kuruluş.
    1 ...
  18. 12.
  19. sunucudaki bir pci slotunun arızalı olması sebebiyle boot edilmeyen, pci kartını sağlam slota takınca babalar gibi boot edilen işletim sistemi. mükemmel çalışması mı gerekiyor diye kendime sorasım geliyor. solaris işletim sistemi shutdown edilince sorun çıkarabiliyor, fakat windows'ta shutdown edilince sorun çözülüyor. bu yüzden sürekli açık kalması gereken sunucuların sorunsuz çalışması için unix tabanlı işletim sistemleri kullanılıyor olabilir.

    kurumsal bir işletim sistemidir. kendi kişisel bilgisayarınıza kurduğunuzda bi sikim yapamayacaksınızdır, belki de sürücülerinizi de tanımayacaktır, hatta masaüstü görünümünden hemen sıkılabilirsiniz. x64 işlemciler için biçilmiş kaftan.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük