hayatını imana adayan bir alim.
ben demiyorum*, Nadejda Kevorkova isimli rus gazeteci hanımefendi diyor..***
daha neler de diyor bakınız:
--spoiler--
Rus gazeteci Nadejda Kevorkova, 8. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu sonrası gözlemlerini, Rusya’da yayınlanan, 72 bin tirajlı liberal eğilimiyle bilinen Gazeta gazetesinde yazdı.
Daha önce, istanbul daki sempozyumun açış konuşmasında, Rusya da bazı risâlelerin yasaklanması ile ilgili olarak Kevorkova şöyle demişti:
"Size iki haberim zar. Biri iyi, diğeri kötü. Önce kötü olanı söyleyeyim: Said Nursî nin eseri Rusya’da yasaklandı. iyi haber de aynısı. Çünkü bu sayede Said Nursî ve eserleri Rusya’da meşhur olacaklar." (Yeni Asya, 22.11.2007)
Şahsî hiçbir şeyi, ailesi, mal varlığı, başını sokacağı bir evi, hatta mezarı bile yok.
Bütün hayatını imana adayan bir âlim.
Birinci Dünya Savaşı kahramanı, esir düşmüş, tutuklu ve sürgün edilmiş.
Cezalandırıcı yönetime karşı çıkma cesaretini göstermiş, inananlara aman vermeyen rejime ölümüne muhalefet etmiş.
Söz, sanki GULAG a* düşmüş bir Rus çilekeşinden açıldı, detaylar o kadar benzeşiyor ki... Fakat söz, Türkiye nin Allah a karşı gelinen 1920-1950 arası yıllarının mütevazî tutsağını konu alıyor.
Türkiye nin entelektüel ve bilim hayatı hayli zengindir, gerçi bu ülkenin üniversitelerini, onun Avrupa’daki en zengin müzelerini ve koleksiyonlarını, siyasî ve bilimsel olaylarını bilmeyen milyonlarca Rus turist, buna çok dikkat etmez. Osif Brodskiy in kin dolu hatıralarına ve Osmanlı zamanı ile Sovyet yöneticilerini kıyaslayan tuhaflıklarına bağlılıklarını koruyan kültürlü Ruslar istanbul a gitmiyor. Ticaretle uğraşanların kendi işleri başlarından aşkın. Almanlar ve ingilizler’in Ayasofya yı, antik harabeleri, Anadolu uygarlıklarını ve sonsuz güzel camileri gezerek eski ve bugünkü Türkiye ye anlayış ve ilgiyle nüfuz ettikleri ortaya çıkıyor.
Rusya adlî mercileri Said Nursî yi yasaklamasaydı, Gazeta muhabirinin böyle bir sempozyuma katılacağının şüpheli olacağını tereddütsüz söyleyebilirim. Daha fazlasını söyleyeceğim: Tataristan Müslümanları arasında kütleler halinde aramalar yapılmasaydı—ki bu aramalarda sadece Nursî nin kitapları değil Kurân bile toplatıldı—Nursî’nin tek bir risâlesini bile açmayacak ve ABD’den ingiltere ye, Filipinler den Singapur a kadar farklı dinlerden insanların, bu oldukça zor felsefî metinleri hayranlıkla okuduklarını öğrenmeyecektim.
NURSÎ, iNSAN VE DÜNYA AHENGiNi DE YAZMIŞ
Nursî yi araştıran ve onu takip eden 8000 kişi, istanbul un en büyük salonunu kimi oturarak, kimi ayakta hınca hınç doldurmuştu. Organize heyetinin başkanı Faris Kaya’nın söylediğine göre katılımcıların üçte biri Hıristiyan’dı, ötekiler islâm dünyasındandılar. Ve iftiharla anlatıyordu: "Arapça yazılmayan yegâne tefsir olan Said Nursî nin Arapça ya tercüme edilen bütün tefsiri, islâm ilâhiyatı ve Kurân tefsirlerinin en önemlilerinden biridir. Siyasîleri çağırmakta acele etmiyoruz, fakat gücümüz ölçüsünde onları haberdar edeceğiz." Ancak gelmek isteyenleri de kovmuyorlar. Meselâ Türkiye nin bugünkü başbakanı, 1995 yılında belediye başkanı sıfatıyla sempozyuma misafir olarak katılmış.
Sempozyumun konusu; islâm hukuku, ilahiyatı ve etiğinin kilit kategorilerinden biri olan adaletti. Arapçası ve Türkçesi adalet, ingilizcesi justice. Türkiye’de ilgili bakanlık da böyle adlandırılıyor. Adalet bakanı, bakanlığı adına sempozyumu selâmlama konuşmasını yapmanın meslekî görevi olduğunu söyledi. Sempozyumda çevre bakanlığından çok temsilci vardı nedense. Anlaşıldı ki Nursî, insan ve dünya ahengi hakkında çok yazmış.
FELSEFECiLERiN GEMiSi
Sempozyum felsefî kategorilerden, koridorlarda gür konuşmalardan ve fikir teâtisinden ibaretti. ingiltere’den Prof. Colin adaletin felsefî anlayışını konu alan ayrıntılı bir tebliğ sundu. ingilizler en kalabalık ve aktif gruptu. Prof. Colin in meslektaşları, dünya ve ingiliz basın yayın organlarında islâmî konuların nasıl aydınlatıldığını konuştular. Nursî nin daha ikinci dünya savaşından önce devlet ateizmi ve komünizmine karşı inananlar arasındaki ihtilâfların ne kadar önemsiz olduğunu basiretle anlattığını söylediler.
Rusyalı bilim adamları sempozyumu tam anlamıyla fethettiler. Felsefenin en zor konularını Türkçe ve Arapça rahatlıkla anlatarak şarkiyat ekolümüzün şöhretini teyid ettiler. Rusya Federasyonu Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsünden Dmitriy Vasilyev, toplantıda Türkçe konuşan tek misafir oldu. islâm dünyasının Müslüman olmayan en büyük hukuk ve şeriat uzmanı Leonid Syukiyaynen Arapça konuştu. ikisi de zamanında Rus mahkemelerine Nursî’nin derin bir analizini yapmış ve bu mirasta aşırılık belirtisi veya başka bir ideolojik tehlike görememişlerdi. Rus mahkemesi, bilim adamlarının düşüncelerine aldırmamıştı.
TÜRK VERNADSKi Si**
Dimitri Vasilyev, Nursî’nin görüşleri itibariyle Rus geleneğinde Trubetskiy, Florenskiy ve Vernadski’ye yakın olduğunu düşünüyor. Bunların aşırı olduklarından, ancak Stalin’in savcıları şüphelenebilirdi. "Köylü ihtiyarlar, Nursî yi okumaz ve bilmezler. Onlar islâm da herhangi bir yenilikten korkarlar ancak onun fikirlerini sadece Türkiye deki Müslüman intelijansiya bilmiyor. Zira bugünkü dünyamızda dinî düşünce, her şeyden önce eğitim alanında talep ediliyor" diyor Vasilyev.
Halbuki Nursî, sufilere sevgisini korudu. Ölmeden önce ünlü mutasavvıf ve şair Rûmî’nin kabrini ziyaret etti.
Vatikan ın Dinler arası Diyalog Konseyinin sekreteri Thomas Michel, Nursî nin eski uzmanıdır. Nursî, hayatta iken Vatikan la yazıştı ve onların dinsiz dünyada inançlı tutumlarıyla ortak çalışmalar yapma düşüncelerini heyecanla benimsedi. Nursî nin eserleri hakkında, o da, dinler arası diyalog sağlanması düşüncelerinin önemini belirterek Rusya başsavcısına rapor yazdı. Fakat fikirlerini önemsemediler.
Peder Thomas, Nursî nin inançlı insanların gayretlerinin takviye edilmesi düşüncesinin ancak ölümünden sonra II. Vatikan konseyinde destek bulduğunu hatırlattı.
Nursî nin biyografisi, inancı uğruna hapishaneye, sürgüne ve ölüme giden imanlı bir insanın sarsılmaz metanetinin bir örneğidir. O, bu yönüyle Rusya Hıristiyanlarınca anlaşılır. Bizim bir mezar taşı olmayan binlerce çilekeşimiz var. Cizvit Sekreteri Michel, islâm dünyasını ve onun Batıda anlaşılmasının zorluklarını iyi bilir. Ancak o da, Nursî nin 14 kitabının Rusya’da yasaklanması olayına bir açıklama getiremedi. Onun verdiği bilgilere göre iki üç yazarın sadece birkaç eseri Fransa ve Suudi Arabistan’da yasaklandı, o da kısa bir süreliğine. Peder, Hıristiyan ve Müslüman diyaloğunun bu kadar önemli zorluklarla karşılaştığı bir dönemde bu yasakların probleme yardımcı olmadığını üzüntüyle belirtti.
Ürdün Kraliyet Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü Aref Ali Nayed, merkezinin islâm ilahiyatçılarının girişimiyle Hıristiyan liderlere kısa bir süre önce bir mektup yazdığını anlattı. Mektubu dünyadan 200 dolayında müftü ve imamın imzaladığını anlattı. En büyük Hıristiyan topluluklarının liderlerinin cevapları şimdilik zayıf. Vatikan baştan savma bir cevapla geçiştirdi, Moskova Patriği susuyor, Protestan kiliselerinden bir tepki yok. "Dünya, diyaloğun önemini çok konuşuyor ama karşılıklı konuşmak gerçekleşmiyor" tesbitini yapıyor Nayed. "Nursî’nin kitapları belki bu yüzden dünyada bu kadar popüler. Onlarda düşünce yarışı yok, ortak tutum arayışı var".
ÜÇ KiŞiDEN FAZLA TOPLANMANIN ZARARI HAKKINDA
Nursî nin yasaklanmasını bir şekilde açıklayan Rusya daki o uzmanlar, sempozyumlara gitmezler ve adlarını da açığa çıkarmazlar. Onlar, ağdalı üsluplu kitapları okumak ve birbirlerini mânevî olarak desteklemek için bir araya gelen Nur Talebelerinin tehlikeli grup olduklarını düşünüyorlar. Sempozyumu düzenleyen heyetin başkanı Faris Kaya, bunu saklamıyor: "inanç öğretisinin karışık konularını beraber öğrenmek için insanlar, toplanmayı sıklıkla tercih ediyor. Dağınık dünyada normaldir bu"!
Rusyada aynı düşünceden olup da resmî olmayan gruplar şüphelidirler. Ben, Amerikalı uzmanların, "taraflarının beraber yemek yediği her türlü dinî topluluk tehlikelidir" raporunu okuma fırsatını da buldum. iki bin yıl önce ibadethanelerinde yemek yiyen isa (as) ve havarilerini de böyle tehlikeli bulmuşlardı.
işte böyle. Rusya başkanı Putin, Ömer Hayyamı, Nizamiyi, Firdevsiyi, Rumiyi okuyabilir fakat yalnızken. Ama Rusyada Kurân veya Nursî okunmaz, üstelik inananların meclisinde. Adalet, o yüzden dünyada felsefî bir kategori olarak kalıyor, hukukun kavramı olarak değil.
(Gazeta, 220. sayı, 23.11.2007)
Dipnotlar:
* Gulag (Glavnaye Upravlenniye Lagerey: Kamplar Genel Müdürlüğü): Sovyet toplama kampları yönetimi için kullanılan bir kısaltmadır.
** Vernadski: Vladimir ivanoviç (1863 - San Petersburg / 1945 - Moskova). Yirminci yüzyılın önde gelen Rus bilim adamı. Tabiî bilimci, mütefekkir ve toplum adamı. Birçok bilimsel okulun kurucusu. Rus kozmolojisinin temsilcilerinden biridir.
talebeleri arasında fethulah gülen'in olmadığı hatta gülen'in hiç görüşemediği zat. onun akımı olan nurculuğun maalesef fethulah gülen cemaati ile özdeşleştirilmesi (ki buna sebep gülencilerin sayısal çoğunluğudur) akımının ondan ilim tahsil edememiş bir hocaefendi ile birlikte anılması açısından ironiktir. halbuki bir çok nurcu vardır; bu ülkeyi karşılıksız - reklamsız - ticaretsiz - siyasetsiz seven. onlar bediüzzaman'ın risalelerinin, kuranın yorumu olduğunu bilir. bu kitaplardan faydalanarak maddi ve manevi dünyasını şekillendirir. atatürk'ün kurduğu cumhuriyete ve ülkesinin bağımsızlığına da yürekten bağlıdır!
Dindarlık kavramının da laiklik kavramının da din gibi bir afyonun da tüm paradigmalarının ve ön kabüllerinin içine pislemiş ajitatör. Risaleleri ne yazık ki nurcular tarafından kuran-ı kerim'den daha kıymetli görünen yobaz.insanlara herhangi bir cemaate üye olmadan da dinini yaşayabilecekleri gerçeğini ve dindar olma özgürlüğünü sömürerek müritlerine dinciliği empoze eden şeytanın imamı. Dinin afyon etkisini siyasal islam ideolojisini gerçekleştirmek için Hasan Sabbahgibi kullanabilmiş laik halk düşmanı ve din bezirganı.
cemil meriç mağaradakiler kitabında över bu zatı. bence de büyük bir din alimidir kendisi. ama yoldaşlarının yaptıklarını dinden bağımsız düşünebilmek gerekir. aynen şu an chp' yi atatürk' ten bağımsız düşünebilmek gerektiği gibi.
said i nurs zamanında para yoktu, yol yoktu, hizmet yoktu, hiç bir bok yoktu ülkede. adam o kadar savaşlara katılmış, atatürk tarafından madalya takılmış kendisine, milletvekilliği teklif edilmiş...
ben nurcularla ayrı tutarım bu zatı.
selman-i farisi,celaleddin rum-i,ahmed yesevi gibi zamanin mahlas kullanim sekli olarak oda eserlerinde yer yer
kendinden said i kurdi diye bahseder ki osmali devleti o bolgeyi resmi olarak kurdistan olarak adlandirmaktadir.gunumuz hassasiyeti dolayisiyla mezkur kelime ne kadar tehlikeli olsada ustadin yasadigi devir icin gayet normal bir kullanimdir.
6000 sayfa sacmaladigi, birbiri ile tutarsiz zirvalar ortaya attigi icin alim sinifina sokulmaya calisilan ingiliz usagidir. Dili kotudur, yazdiklarina agdali bir hava verebilmek icin ard arda siraladigi kelimeleri yanlis kullanir, fikirleri mantiksal butunlukten uzaktir. Ingiliz durtmesiyle ortaligi karistirip isyan cikartmak ve zirvalamak disinda hicbir urunu yoktur. Dolayisiyla topluma faydasi da yoktur. Ayrica kurani yeniden yorumlamak gibi garabet bir ise girismis kisidir. Muridleri tarafindan kendine hikmet hirkalari bicilir ki islamda hicbir kulun o sekilde bir itibar gormesi mubah degildir. Kimseye yol gosterici olacak sifata sahip bir insan degildir.
dini dünya işlerine alet eden günümüz din sömürücülerinin babası. birçoğu ağlayarak insanları etrafına toplamayı ondan öğrendi. şimdiki cia ajanı veliahtının bu işe nerden atıldığı o zamanlarda belli. rum patrikhanesi ile sıkıfıkı ilişkilere girerek dinler arası diyoalg kurmuş aklı sıra ** bu dinler arası diyaloğu kurarak kendisini halife ilan etmiş meczup. risalelerinin kur'an-ı kerim yerine konulduğunu düşünürsek,şirk de koşarmış biraz daha yaşasaymış.
bir valide, çocuğunu tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakiki bir ihlas ile, vazife-i fıtriyesi itibariyle kendini evladına kurban etmesi gösteriyor ki; hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. bu kahramanlığın inkişafı ile; hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini "onunla" kurtarabilir. said nursi.
bir gazeteden okuduğu ingiliz sömürgeler bakanı gladstone'un avamlar kamarası'nda "bu kuran müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakim olamayız. ya kuran'ı ortadan kaldırmalıyız, ya da kur'an'ı onlardan soğutmalıyız" şeklindeki sözlerinden sonra nasıl olduysa kafasında bi ampul yandı heralde hayatını kur'an'ın anlatımına(kendi çapında) adıyan ve yaklasık 130 parçadan ve 6 bin sayfadan oluşan risale i nurları yazan kişidir.
görevini bayağı bi yerine getirdi heralde ki bukadar nurcu arkadaş oluşmuş durumda,sözlükte bile...kuran-ı kerim okumak veya, onun tescilli alimler tarafından yazılan tefsirlerini okumak yerine ,icabında politikaya bulaşmış(ki hangi din alimin politikayla dunya işleriyle işi olmuştur sorarım sıze?)icabında zamanın en buyuk din adamı olan abdulhakim arvasi 'nin huzurundan kovdugu bir kişinin yazdıği risaleleri okumaktasınız.
peygamber efendimiz yerine bu adam ve onun yolunun yolcusu olan fetullah amcanın adını zikredip durursunuz bumudur dindarlık ? ağızınızda bi sayac olsada kaçkere fetullah kac kere bediuzzaman kackare "allah" (cc)
kaçkere hz.muhammet (s.a.v) dediniz bi görseydik. siz kandırılmış insanlar da ,biz de bu sayaca bakıp gözlerimize inanamasaydık sonra tövbe edip putperestlikten islam dinin guzelliklerini gorseydınız bizde sizler adına sevinseydik ne güzel olurdu.
ayriyetten zat "bediüzzaman"(zamanın kutbu ) lakabını nereden almıştır? bu lakabı ona kandırdığı müritlerinden başka ,din konusunda ehliyeti olan biri mi vermişte almışştır? buda şaşılacak şeydir.
üzerinde bir tutam ot bitmeyecekken hakkında ahkam kesmekten geri kalınmayan bir adam. nası olacak bu iş anlamadım. hakkında en az şey bilinerek en çok yorum yapılan insandır. iblisin allah'ı ise herkesin allahı olandır. kendisi ilahlık iddia etmemiş olmakla birlikte ilah olduğuna inananlardan da sorumlu değildir. kimisine göre şeytanın en sadık uşağı kimisine göre zamanın güneşidir. benim için, okunması gereken, okunduktan sonra sap ile saman ayrımının yapılması yolunda durak olacak bir kişidir. bu kadar nefret mideyi bozar, olaylara takım tutar gibi yaklaşmamak lazım. fenerbahçe'den nefret etmeme rağmen maçını izlemeden hakkında yorum yapmam.
yok naaşı bilinmeyen bir yere götürülmüş...
nıhahaha.
gülmememek elde değil. yahu naaşı burdur'da olsa nolacak, ısparta'da olsa ne olacak? üzerinde bir tutam ot bile bitmeyecek güzellikteki bir adamın naaşıyla kim uğraşır?
bu arkadaşlar vampir hikayelerine de inanıyorlar herhalde. kalkacak diye korktular da darbeciler, ondan götürdüler.
şeytanlaştırma çabası çok güzel ha, harbiden, samimiyetle söylüyorum. ama bu çabalarını amerika'ya karşı yapsalar da hocalarının şimdi iblisin allahı olduğunu fark etseler ne güzel olacak değil mi?