amerika tarafından kendi bünyesinde ve parasal olarak desteklenen ikinci tarikattır*. Üyeleri para kazanmakla kafayı bozmuşlardır. Siyasi, farkında olmadıkları görevleri * tarikatının bekçiliğini yapmaktır. TR'yi kendilerinin koruduğunu düşünürler. Bir nevi Asimovun ikinci vakıfidirlar! Kendilerini dışarıya önce mistik sufi olarak tanıtırlar. Halbuki Mevlana'nın Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol felsefesi yerine Ne göründüğün gibi ol, ne olduğun gibi görün felsefesini benimsemişlerdir. Gizlilik esastır. Dahasını merak edenler Atatürk zamanındaki ayaklanmalara Nutuktan gözatabilirler.
1826'da yeniçeri ocağının kaldırılması ve bu ordunun bağlı olduğı bektaşilerin tekkelerinin çoğunun kapatılmasıyla boş kalan yerleri doldurmuş ve inanılmaz bir güç elde etmiş tarikat. Türkiye'deki ana merkezi Adıyaman'dır tarikat üyeleri her sene burayı ziyaret ederler. Tarikat şeyhi değişeceği zaman rivayet odur ki Peygamber şeyhin rüyasına girermiş ve yeni şeyhi ilan edermiş. ilginç bir yöntem tabi bana biraz kut anlayışını anımsatıyor. Ayrıca bu tarikat Atatürk'ün ''Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz.'' sözünün havada kaldığının başka bir kanıtıdır.
her tasavvuf tarikatı gibi zamanla içine bid'at lar girmiş topluluktur. yine de birçok topluluğa göre kendini iyi korumuş, öğretilerinin çoğunu uygulamaya çalışmıştır. yüzlerce kola ayrılan bu tarikatın her kolundakiler tarikatın esas kolu olarak kendilerini, tarikatın yaşayan en büyük kişisi olarak kendi murşidlerini görmekte ki bu tasavvuf kültürüne göre zaten olması gereken bir bakış açısıdır. temel olarak ibadetin gizliliğini benimserler.kişinin iç alemini eşinden bile gizlemesini, ibadetin ancak ve ancak sufi ile rab arasında olması gerektiğini, mecbur kalınan hallerde danışmak amacıyla tarikat liderine anlatılabileceğini vurgular.
bahaettin nakşibent tarafından ya da onun adına kurulan tarikat. başlıca temelini zikr oluşturur. tarikat kuralına göre, şeyhin anılmasını salık verdiği tanrı adlarından birini içten, gizli ya da sözlü, sürekli olarak anmak gerekir-miş.
Ayrıca kelime kelime incelersek Nakşibend, "nakş" ile "bend" kelimelerinden oluşmuş bir terkiptir. Bir isim değil sıfattır; ancak isim gibi meşhur olmuştur.
Nakş, bir şeyi bir yere nakşetmek, nakış gibi işlemek, hiç çıkmayacak hale getirmek, mühür gibi kazımaktır.
Bend, Farsça bir isim olup, dilimizde hem isim, hem sıfat olarak kullanılmaktadır. isim olarak, bağ, kelepçe, baraj, bent, kemer gibi manalara gelmektedir. Sıfat olarak, sıkıca bağlı, iyice bağlayan, kuvvetlice bağlanmış manalarına gelir.
Nakşibendilik, hicri: 791, miladi: 1389 taihinde vefat eden Hace Muhammed Bahauddin Nakşibend Hz.'lerinin temel usullerini belirlediği bir manevi terbiye sistemidir.
Bu terbiye yolu ve usûlü, Şah-ı Nakşibend Hz.leri ile başlamış değildir. Kendisi bu yolun usul, adap ve feyzini önceki büyüklerden almıştır. Bu terbiye yolunun usul ve adabı, silsile yolu ile Hz. Ebu Bekir Sıddık'a (r.a) ve ondan Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimize ulaşmaktadır. Terbiyenin başında ve merkezinde alemlere rahmet olan Hz. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bulunmaktadır. Bu terbiye yolunun temel özelliği gizli zikir ve ilahi muhabbetir. Bu zikir ve terbiye yolu, tarih içinde gelen mürşidlerin ismiyle farklı adlarla anılmıştır.
Muhammet Bahaeddin Nakşibendi'nin (1318-1389) kurduğu tarikattır. islam - Sünni tasavvuf anlayışının en yaygın temsilcisidir. Tanrıya yaklaşmanın ancak daha çok ibadet yapmakla olanaklı olabileceğini savunur.