Yeni çıktım da geldim. kafamı zikti yeminle bir sağdan bir soldan garip garip sesler çıkartıyor. görevli de kalkmış kapalı alan korkunuz var mı diyor. ömrümde kaç kere mezar gibi yere girdim ne bileyim yoktur herhalde dedim. dipçik ya.
yarım saat önce girdiğim alet. çıkardığı sesler bir harika dostum. eğer bel ve bel üstü bölgenizden mr'a girecekseniz, yanınızda kulak tıpacı götürmenizi tavsiye ederim. bel altıysa o ses sizi rahatsız etmez.
bu gece saat 3.20 de çektireceğim teknoloji nimeti. o saatte vasıta olmadığından ve takside 50 tl den fazla tutacağından geceyi hastahanede geçiricem. ayrıca yaptıracağım araştırma hastahanesinin mr ı sadece gece çekmek gibi saçma bir uygulaması var.
acaba gündüz hastalar radyasyondan rahatsız olduğundan şikayetmi etmişler ne yapmış bu salaklar böyle salak bir uygulama yapıyor.
teknolojinin, tıbbın hizmetine sunduğu tüm tanı ekipmanları arasında en değerli görüntüleme yöntemi. doğru ve tecrübeli ellerde, mükemmel bir tanı aracına dönüşür. kullanılan kontrast dışında bilinen hiç bir yan etkisi olmaması da cabası. moleküler düzeyde tanı ortaya koyabilecek kadar kadar ayrıntıcı, dakikalar içinde ölü dokuyu tespit edebilecek kadar hızlıdır.
bugün 45 dakika kadar içerisinde kaldığım makine. kontraslıydı. hemşire damar yolumu açtı bir güzel. ama ben ilacı henüz vermedi sanıyordum. 20- 25 dakika geçince geldi "kıpırdama canım" dedi. zaten kıpırdayamıyorum felçli gibi olmuşum durmaktan. açtığı damar yolundaki iğneye 2. ilacı yerleştirdi. ben ilk sanıyorum bir de. geçen gün göz hastanesinde gözlerimdeki ödemi görüntülemek için kırmızı bir ilaç vermişlerdi damar yolundan , saniyesinde kusmaya başlamıştım. yine bulantı olacak diye korkuyordum. bu ilaç onun gibi değilmiş. ilk ilaçlı mr'ım. sonuç olarak sabır harici bir şey istemiyor. sesler çok komik. onlara kulak verince zaman çabuk geçiyorr. arada "manyak manyak manyak " diyormuş gibi geldi bana o sesler. iğneye biraz dikkat etmek lazım ben ilk 25 dakika da kolumu biraz bükmüştüm hafif o iğne daha çok batmıştı. çıktığımda en başında da ilacı aldığımı anladım tabi salaklık bende , dünyanın neresinde damar yolunu açıp seni 25 dakika bekletirler ki? korkulacak bir şey yok. bunu belirtmek istedim. girecek kişiler mutlaka çok rahat giysiler giyinip gitsinler ve rahat olsunlar.
önce biraz tedirgindim. ilk defa girecegim için olsa gerek.
itici ama seksi bi hemşire hatun pantolonunu cikar gel dedi.Piç gülüşü mü engelleyemeden cikardim kotu. yat şuraya dedi yapma yavrum ramazan ustu diyesim vardi. soktu beni içeri.
resmen tabut, sadece daha havadar ve aydinlik. ortalama bi 10 dakika içeride kaldim fazla sesli ve rahatsiz ediciydi.
Korkulduğu gibi bir şey değildir. Buna aylar önce soktular beni. iç sesim şöyle bağırıyordu.
- aha kayıyorum. Yavaş yavaş. Off.. Tamam. Ya yangın çıkarsa nasıl çıkacağım bunun içinden. Sakin ol bi bok olmaz. Aaaaa.. O ses neydi? Tamam. Durdu. Aaaaa.. Tamam durdu. Aaaaa. Aaaa. Kurtarın beni ölüyorum imdat. Sakın bağırma, sakın. çok basit bi... Aaaaa. Sakın bağırma. Sus. Sus dedim sana. Allah'ım beni koru. Koru beni. Tabuttayım. Kafamı oynatmak istiyorum. Oh elimi kıpırdattım, oh olsun. Aaaa.
Devlet hastanelerinde bulunanlar daracık ve çok gürültülüdür, insanın ömründen ömür alır. En güzeli paraya kıyıp bazı özel hastanelerde bulunan daha geniş olanını kullanmak ve size dinletilen müzik sayesinde diğer sesleri duymamaktır. Her ne kadar pahalı da olsa değer. Yoksa çekilecek çile değil bu.
Manyetik rezonans.
insan vücuduna elektromanyetik dalgalar göndererek( frekansı ve düşük gerilimli) insan vücudunu parça parça gösteren cihaz. hekim adayları (tıp öğrencileri ) ilk sınıflarda insan vücudunu 100 parçaya ayırılmış şekilde öğrenirler ve bunların hepsi Hakkında bilgi sahibi olmak zorundadırlar. Tanı koymadaki en büyük yardımcılardan birisidir.
(bkz: the human body exhibition)
çekildikten sonra yorumlara bakınca bir "ulan ben acaba yanlışlıkla farklı bir şey çekilmiş olmayayım?" diye bir an şüpheye düşmedim değil. tabut mabut ölüm kalım bir şeyler yazmış millet. sadece bana mı eğlenceli geldi bu alet yoksa benim mi psikolojik sorunlarım var?
emin olun ki tıpta mr çekiminden çok daha korkutucu şeyler var. strese girmek heyecan yapmak daha önceden abilerinizden ablalarınızdan duyduğunuz hürafelerden kaynaklı. öncelikle zevkle içine girmeniz gereken bu kapalı mekanın,-kapalı sayılmaz tünel gibi aslında baş ve ayak kısımlarında çıkış var" yoktan yere sırf ibnelik olsun diye sizleri korkutan abiler ve ablaların hatrına şunları belirteyim,
öncelikle gecenin bir yarısı radyoloji bölümüne geldiğimde, müzik eşliğinde çay içen görevliler beni gördüğünde tıpkı sağlık bakanlığının reklamındaki gibi "b.. bey siz misiniz? biz de sizi bekliyorduk" diyerek aklıma o an gelen bu reklam bir kaç dakika sonra başlayacak olan gülme krizinin temellerini atmış oldu. -tabi bu muameleyi ben parasıyla satın aldım o ayrı *-
üzerimizde metal hiçbir şey olmaması gerekir. eğer düğmelerde varsa da oradan kumaş pantolon pijama tarzı şeyler verecekler. içeri girmeden önce de rahat ol kafana göre takıl gibi şeyler söylendikten sonra." yani kafana göre takıl derken kapa gözünü uyu rahat ol hareket etmemen lazım" diye de hatırlatılır. tabi arkadan da bir yandan hastayı rahatlatmak için düşünülmüş kuş cıvıldamalı müzik çalar. makina çalışmaya başladıktan sonra ilk bir iki dakika süre kadar olacakları merak edersiniz. bir şey olduğu yok hep aynı şeyler aynı sesler, bir yandan da hava üflüyor. -hasta kendini psikolojik olarak boğulacakmış gibi hissetmesin diye sanırım- daha sonra yarın gireceğim lab sınavını hiç hareket etmeden düşünürken birden bir şey oldu. makinadan çıkan sesler değişti. yoksa makinadan gelmiyor muydu? şak-şak-şak-şak "ulan ne oluyor?" görevli iki adam?? bir de gecenin bir yarısı?? yok bu sesler bir cihazdan geliyor. başka bir bilgisayardan biri bir şey mi açtı da onun mu sesi?? -şak-şak-şak- aynı bu şekil. tabi bu düşünceler aklımdan üç beş saniye içinde geçerken bir yandan da aklıma kuşçu amca videosundaki cibili cibili şak şak şak sesleri geliyor.
tabi ben bu sırada gülmemek için tırnağımı etime batırırken bir yandan da düşünüyorum "şu mr düzgün çıksın da bir daha uğraşmayayım" diye. ama yok olmuyor. içimden sessizce kahkaha atıyorum vücudum sallanıyor azıcık. bir kaç dakika da bununla uğraştıktan sonra en sonunda dişimi dudağıma sapladım ve durdurdum kendimi. o sırada da sesin tonu değişti zaten.
geriye geçirilmesi gereken bir beş dakika kaldı o da üfleye püfleye azıcık sıkılarak geçtikten sonra. makina durur ve inerken hala aklımdaki o şak şak şak sesinin etkisiyle gülümseyerek görevlilerden mr sonuçlarının cd sini alırsınız.
yani arkadaşlar dediğim gibi hani en azından tomografi gibi zararlı bir çekim de değil bu. bana bir on on beş dakika verseler belki o satte uyurdum bile. sıkıntı yok rahat olun, önemli olan sağlık. cibili cibili şak şak şak *
bugün mr deneyimine sahip oldum sanırım doğru tanımlamayı şöyle yapabilirim; elektro ve bas gitarı hiç kullanmamış grup elemanları soundcheck yaparken tam olarak 7 dakika boyunca kolonun altında durmak zorunda kalmak gibi birşey. trash müziğe aşina olanların pek de yadırgamayacağı deneyimdir.
aşırı seslerin tetiklediği migren hastalığım için doktor benden mr çektirmemi istedi. o cihazı düşünmek dahi yeterince rahatsızlık verirken, kendimi sakinlikle telkin ederek sarıp sarmalanıp uzandım içine. ben ışın, kıvılcım beklerken garip garip sesler başladı. bitmek bilmeyen bir yarım saat, sanki hiçbir yeteneği ve eğitimi olmayan birine çeşitli enstürmanlar verilmiş de kafasına göre çalıyormuş gibi seslerle yankılandım. bitince koşarak kaçtım hastaneden. peki ya sonuç?
-migrenim tuttu. iyi mi?!
hakkında pek çok şehir efsanesi dolaşan, benim de ödümü patlatmaya yeten tetkik yöntemi.
üstelik devlet hastanesindeyseniz size pazar gece yarısından sonra saat 03:23 gibi manyak bir randevu verebilirler. korkuyorum sözlük.
-içeride yaklaşık 30 dakika kıpırdamadan durmanız gerekiyor.
-Ayıp ettin doktor ya bu olsun istediğin.
Yavaş yavaş o tabuttan farksız borumsu şeyin içine girersiniz.
içerisi disko gibidir.
Dum tıs dum tıs tık tak tık tak..
Gayet eğleniyordum.
Hiçbir uzvumu kıpırdatamadığım için gözlerimi kırparak ritim tutuyordum.
Çıkınca "nasıldı" diye soranlara "koptum içeride ohh süperdi" diyebileceğimi sanıyordum.
ilk 10 dakika çıkan sesleri disko, tekno müziğine benzetip kendimi kumsalda bir kalabalık içinde dans ediyorken hayal etmekle geçti gitti.
Yavaş yavaş kulağımdaki kulaklık sıkmaya, uzuvlarım kıpırdamazlıktan uyuşmaya, sıcak basmaya başladı.
Sabretmeliyim, hemen bitsin ki evime gideyim diye kendime telkinlerde bulunurken beni en mutlu edecek şeyin hayalini kurmak vaktin hızlı geçmesine en yardımcı olacak şeydir bence dedim.
Tıpbı kazanmışım, acayip kariyer yapmışım falan hayallere daldım gittim.
Hayallerime "şuramdan şööyle bir ağrı giriyo ki yavruum böyle sanki pıçağı sokmuşunn da döndürü döndürüveemişin gibi neden olur ki o?" diyen teyzeler, her gördüğü yerde "hazır doktor bulmuşken ah kızım aha tam şu hareketi yaptığımda buramdan sanki et kopartmışlar da kedi köpeğe yem etmişler gibi ağrı gireyo bir ara sana görüneyim" diyen amcalar tecavüz etti.
Soğudum hayalimden.
Sonra gerçekten bu mesleği isteseydim soğumazdım, acaba bu mesleğe layık değil miyim, daha merhamet dolu sevgi pıtırcıkları mı olmalı bu hayallerin sahibi dedim.
Sorguladım tüm hayallerimi.
Ayıkladım çürük çarıkları.
Makulleri kaldı heybemde.
yarım saat geçmişti bile..
O da ne, doktordan ses seda yoktu.
Beklemeye devam..
ayak baş parmağımdan başlayarak yavaş yavaş vücudumun uyuşmaya başladığını hissediyordum.
Hayalleri bıraktığım zaman mı uyuşuyorum acaba dedim.
Tekrar hayallere dalsam geçer miydi ?
Ama hayalini kuracağım başka birşey yoktu ki benim.
Aman allah' ım.
Üniversiteden başka bir hayalim yok muydu gerçekten benim ?
Mutlu bir evlilik.
Bir kız çocuğu.
Torunlarıma masal anlatmak.
Yok muydu bunlar ?
Bastırılmış duygularımı sorgulamaya başladım.
Acaba evlenme, oku, kocanın eline bakma diyen büyüklerimin gazına fazla mı gelmiştim ?
Geç mi kalmıştım aşık olmaya ?
Yok yok.
Daha erkendi.
40 dakika olmuştu, ben hala o borunun içindeydim.
Etrafı incelemeye başladım.
Etrafta pek birşey yoktu.
Hatta hiçbirşey yoktu.
Boruydu işte.
Ne bekliyordum.
Sahi hayattan gerçekten sadece diploma mı bekliyordum ?
Neyse neyse, bunu düşünmenin yeri burası değildi.
bir borunun içindeydim.
Disko müziğine benzettiğim sesler artık beynimi tırmalıyordu.
Susuuunn arttııııkk diye bağırmak istiyordum.
Kollarımı bacaklarımı ölümüne sağa sola sallamak istiyordum.
Hareket etmeliydim, yoksa uzuvlarım kendilerini intihar etmek üzereydi.
Nefes alamamaya başladım.
50 dakika oldu neden hala buradaydım!
O borudan çıkıp doktora "kusura bakma benden bu kadar" demek istedim.
Ama nasıl çıkacaktım ?
Emeklemem lazımdı.
Kendimi o borudan emekleye emekleye çıkarken düşledim.
Tüm karizma gider, en iyisi biraz daha sabır dedim.
dırrr dırrr dırrr tıkk tak tık tak barrr barr..
Ağladım.
Evet ağladım.
Sinirden ağladım.
Doktorun ayak sesiyle irkildim.
Evet.
Evet bitmişti.
Yavaş yavaş çıktım aydınlığa.
gözyaşımı sildim.
Derin bir nefes aldım.
çok değil 7-8 sene önce gerçekten tabut şeklinden olan modelleri cerrahpaşa'da kullanılan cihazlardır. şimdilerde en azından bacaklar dışarıda kalabiliyor.
sinir bozucudur. kıpırdamadan durduğunuzdan dolayı canlı canlı tabuta girmiş gibi olursunuz ve yüksek desibelli sesler çıkarır; içinde süre geçmek bilmez.
asıl adı 'magnetic resonance imaging' yani 'manyetik rezonans görüntüleme' olan dolayısıyla aslı mri olması gereken ancak ülkemizde çeşitli yerlerde kullanımı mr ve mri olabilen sözcük öbeği. bir de gittiğim devlet hastanesinde 'mr' şeklinde yazdığını görünce anlık bir şaşkınlık yaşamıştım, zira emar tadında bir şeyler bekliyordum.
cihazın çalışma prensibini temel olarak kendimce anlatmaya çalışayım :
cihaz, kullanılan mıknatısın çeşidine bağlı olarak değişebilen son derece yüksek (0,4 tesladan 2 teslaya kadar, ki 1,5 tesla = 15 000 gauss ve bu da dünyanın oluşturduğu manyetik alan gücünün 30 bin katı!) manyetik alan oluşturarak insan vücudundaki h atomlarının protonlarına etki ederek aldığı tepkiyi çeşitli işlemlerden geçirerek dokuların lokalizasyonunu yapar ve bilgisayar aracılığıyla bunları 3 boyutlu görüntüye dönüştürür. yani sade tanımı bu şekilde.
4 çeşit sistem* vardır :
1) permanent magnet : adı üzerinde sabit mıknatıslı sistem olup, manyetik alan gücü sabittir (0,08 ile 0,4 arası). çok yüksek bir manyetik alan üretmemesinin sebebi ağırlık etkenidir (0,3 teslalık bir sistemin ağırlığı bile 100 tonu bulur). ayrıca yüksek çözünürlükte görüntüleme sağlamaz ve ısıya duyarlıdır. avantajı ise sistem ve inceleme maliyetinin ucuz olması ve kullanımında enerji gerekmemesi.
2) resistive magnet : manyetik alan oluşturmak için elektrik enerjisinden yararlanılır. 0,15 ile 0,2 tesla arasında bir güce sahiptir. isınma problemleri yoktur ve daha emniyetlidir. buna karşın elektrik harcaması fazladır.
3) hibrid magnet : ilk 2 sistemin bir nevi karışımıdır.** bu 3 sistem günümüzde yaygın kullanıma sahip değildir.
4) superconductive magnet : günümüzde en yaygın kullanıma sahiptir. zira 0,15 ile 2 tesla arasında çalışmaktadır ve yüksek kalitede görüntüleme yapar. bu sistemin özelliği içinde helyum ve nitrojen gibi kriyojen maddeleri barındıran termos sistemli yapıda olması sebebiyle -280c de çalışması ve bu sayede direncin dolayısıyla ısının yükselmesi engellenmektedir. ancak bu kriyojen maddeler zamanla eksilir* ve 1 litre helyum ülkemizde 10-15 $ civarındadır. eğer sistemde ısı yükselirse, mıknatısı oluşturan tellerde iletkenlik kaybolur ve buna bağlı tellerde ısı oluşmaya başlayarak oda sıcaklığında bile gaz halinde bulunan kriyojen maddelerin kaynamasına sebep olur* bu sebeple de kurulum ve maliyetleri yüksektir.