--spoiler--
aşk'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
başlı başına bir dünyadır aşk.
ya tam ortasındasındır, merkezinde,
ya da dışındasındır, hasretinde...
--spoiler--
kitabinin dogan yayinciliktan cikmasiyla birlikte, eyup can'in da hurriyette yazmaya baslamasinin ayni zamana denk gelmesinden, ayse armanin 15 gun boyunca bu kadin hakkinda yazmasindan sonra artik o da herkes gibidir.
son zamanlarda yaşlanmasında bir hızlanma olduğunu gözlemlediğimdir. çocuktan ötürü mü yoksa hayatın yüklediği yüklerin her geçen saniye daha da ağırlaşmasından mıdır bilemiyorum ama zaman ona karşı daha tahripkar davranıyor...tamam biliyorum fiziksel kaygıları olmayabilir elif şafağın -ki herkesin değişik oranlarda olsa da fiziksel görünüş kaygısı vardır, kendimizi kandırmayalım- yine de bu tesbiti yapmak istedim...kendine dikkat et şekerim
kitaplarını okumadım. ama kendisi tip olarak hep gözümde böyle yaşlı, saçları erkek gibi kısacık, burnunun ucunda gözlüğü olan bir tip olarak canlanmıştı. geçen gördüm televizyonda baya hoş bir kadınmış.
tasvir ve betimlemeleri insanı gerçekten olay ya da mekan anını yaşıyormuş hissi verdirten yazar, kopuk hikayeler gibi dağınık anlatan ama hiç umulmadık bi anda bütün kopuk bağları birbirine bağlayıp insanı kitaba bağlayan elit yazardır.
son kitabına kadar, kendine aşık etmiş yazar. roman tekniği, olay örgüsü vs. vs. vs... bakımından gerçekten pek başarılı, pek övülesi, pek okunasıdır. lakin son kitabında elini tasavvuf gibi ağır bir taşın altına sokmaya çalışmış ve ezilmiştir. haddi olmayan bir şekilde mevlana gibi şems-i tebrizi gibi önemli alimlerin ağzından konuşmuş, düşüncelerini aktarmaya çalışmış, hikayeler uydurmuştur... keşke kitabında alelade tanınmamış iki derviş uydursaydı da mevlana'dan şems'den uzak duraydı...
bu söyleyeceğim şeyi daha önce söyleyen oldu mu bilmiyorum, zira elif şafak hakkında 8 sayfa okuyabilecek kadar sebat sahibi biri olsaydım şu an, fezaya aya ismimi yazmıştım.
kendisi bana hep nabokov a öykünüyor, kendini onla özdeşleştiriyor gibi gelmekte.
başka hiç bir meseleye girmeyeceğim, adalet agaoğlu mevzusu, kocası, bebeleri, kızı ile barıştığı pembe rengi.
hani daha önce sevmezmiş, uzakmış, soğukmuş. siyahmış süt.vs vs.
bir kere, arnavutköy sahilinde yürüyüş yaparken karşılaşmıştık kendisiyle.
gerçekten çok güzel bir kadın.
bir de, seviyorum romanlarını.okunuyor, gidiyor, çevirmen mahareti mi, kendi becerisi mi, bilemem onu elbet. *
''tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi var hayatın.farkında olmadan basıyorsun çizgiye.kızıyorlar anında ''yandın'' diye atılıyorsun oyun dışına.''
(bkz: siyah süt)
iyi yazar hoş yazar süslü söylemleri yerindedir. ama burda verdiğim ''siyah süt'' alıntısına da fazla aldanmayın çünkü bu kitap unutulmak için yazıldı.
'Aşk' adlı son romanıyla insanı kendi içine yöneltir aynı zamanda tasavvufu çok güzel işlemiştir.Her şeyin insanın kendi içinde olduğunu çok güzel anlatmıştır.Kitaptan birçok şeyi öğrendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
aşk adlı kitabının pembe kaplı, pembe ayraçlı görünümsel çekiciliği yanı sıra, sevgilinin ilk sayfasına kendi duygularını döktüğü kelimelerle size kitabı hediye ettiğinde; artık o pembe kaplı kitabın sizde oluşturduğu anlam ifade edilemez güzelliktedir.
- aşk adlı kitap mı dediniz...?
* ha evet.. ilk sayfası mükemmel! **
hemen her romanında illa ki cin lerden bahseden, eyup can la evli, yuz ifadesi ile insanları biraz korkutan, iki çocuk annesi hemen hemen her kitabını okuduğum, zaman gazetesin de yazıları çıkan bir entellektüeldir.
yazarların kitaplarına konu ettiği karakterde kendilerini anlatıgını düşünulen yazarlar arasında olduğunu gördümüz yazar.
doğru mudur? bana göre hayır.
elıf safak'ın baba ve pıc (bkz: the bastard of istanbul) romanında ele aldıgı karakter armanus ermenı bır kızdır ve onun gozunden olaylara bakıs acısı verılmıstır ha bir de asya vardır o da olaylara daha farklı bakmaktadı. bir de okuyan sen varsındır daha da baska bakarsın. cunku herkes aynı olaya farklı yerden bakar. elif kendisi ermenilere katliyam yapıldı demez armanuş der.
donelim baska bir romanı (bkz: pinhan)'a. bu romanındaysa bir dervişin hikayesini anlatır. yukardaki önermeye göre evet dogrudur denmesı gerekır. lakın işin içinde din vardır ve yazdığı bir romandan ötürü vatan haini ilan edilen kadına sufi demeyi bir yerleri yemez.
neden yemez peki; eger bunu kabul ederlerse kendi kaleleri yakılır. cünkü onlar milli duyguları, dini, sığınak gibi yanlarına alıp insanları umarsızca eleştirme hakkını kendilerinde görürler. aynı önermelerini pinhan'a uygulasalar bu kadına da kendi kalelerini verecekler.
şimdi sevgili kardeş al o eften puften her şeye indirgeme yapan sehbanın üstündeki o beynini basına koy da irdele. hadi kolay gelsin...
abd'de bulunmuş ve orada ermenilerle yaşamış biri olarak ermenilerin acısını dile getirmiş olan, hocalı katliamını ve diğer katliamları/soykırımları/savaşları anlatma gibi bir görevi ve zorunluluğu olmayan, duyduğu şeyler hakkında yazan yazar.
ermeni diasporasının acısını bir kitabında* konu aldığı için ermeni olarak aşağılanan(?) yazar. inanın veya inanmayın, o insanlar kalplerinde büyük bir acı taşıyor. elif şafak da olayın buradan görünmeyen tarafını anlatmıştır.