sanırım nisandı ya da mayıs. albümün çıktığı ilk gün aldım. kaset zamanları tabi daha. otobüse bindiğim gibi o açılmakta inatla direnen jelatinle boğuştum elbette. niye bu kadar zor açılır ki bu meret...
sokak kızı albümünden sonra beklenti tabi rock sound yönündeydi. ama eve gidilip sıcak bahar izmir'inde albümü dinlediğimde bi tuhaf oldum. tuhaflığım curadan, gitardan falan değildi. tuhaflığım şarkı sözlerindendi.
kartonete bakıyordum bir yandan. değişik çizimler, samimi pozlar. sevmiştim ama şaşkınlığım geçecek gibi değildi. kadın kunduram sandukam zembilim diye pop-türkü yapmıştı. sokarım politikana diyordu oyunbozan şebekesine. kız bebekmiş sonra onu anlatıyordu eksik etek halini, tam 37 gün adının konmayışını anlatıyordu. yine de kötülere bi şey olmaz derken domuzların domuz olduklarını yüzlerine vuruyordu. ama asıl tokatı demirden leblebi ile atıyordu albümün sonunda. "annesinin sütü babasının çükü bu çocuk senin kızındı anne" diyerek babası tarafından uğradığı tacizi anlatıyordu. gözümüze soka soka. duyun gerçeklerden kaçmayın diye diye. haykıra haykıra. yaka yaka.
bu albüm türkiye'de yapılan en kişisel albüm olmakla birlikte en dobra albümdür. aşıklar parkı'na da gidilir bu albümle, bu havada gidilmez denilip hep yalnız da kalınır. böyle delidir bu albüm. zor dünya diye haykırmak kolay iken bu ülkede, hızlı yaşarken değil ölmek kolay iken bu ülkede, beni söyletme diyip susmayı kendine yakıştıramaz nazan öncel. ve var gücüyle haykırır.
bu albümü dinlememek bir kayıptır. bir kadın olmaktan ziyade, bir insan olarak dinlememek, özümsememek gerçekten çok büyük bir kayıptır.
Söylenmese de olurdu
Ama şimdi söylemek
Söylemek istiyorum
Belki kalbin kırılır
Gözyaşına boğulursun
Gözyaşını sakla
Ben ölürsem ağla
Bunu senle hiç
Hiç konuşmadık biz
Tek tanığım sen
Tek çarem sendin
Beni anlamak istemez miydin
Bu acıyı ben tam yüz sene taşıdım
içimdeki bu acıyla hamal gibi yaşadım
Şimdi bana sarıl
Sadece sarıl
Ve lütfen artık beni dinle
Lanet olası bir gündü
Kapı açıldı ve o geldi
Yüzünde pis bir ifade vardı
Koynunda yılan beslediğin o yatakta
Kardeşime süt veriyordum o anda
Doğru odaya daldı
Ve buyurgan bir sesle
Beni yanına çağırdı
Kolumdan çekip
Kucağına aldı
"Otur" dedi kısaca
Evet bu öyle sıradan bir gün değildi
Gözyaşlarını sakla
Ben ölürsem ağla
Sonra "bu yana bakma başını çevir" derken
Elleri bacaklarımda
Geziniyordu anne
"Babacığım yapma" dedim
Bir hayvan gibi soluyordu
iki bacağının arasında
Beni mengeneye almıştı
Sonra nasıl olduysa
Kurtulmayı başardım
Bir odaya kaçtım
Ve o anda sadece haykırıyordum
"Defol defol git burdan"
O kapıyı yumrukluyor
Ben ağlıyorum kardeşim ağlıyordu
Her şey bir kabustu
Her şey bir kabus
Kalbim kırık öleceğim
Bilmem ne halt edeceğim
Benim kalbim yaralı
Bu cehennem azabı
Senin kızın hayatla
işte böyle tanıştı
"Baba ne demek anne"
Bu kelime bana inan çok yabancı
Çok üzgünüm çok
Çok ne kadar az bir laf
Hiçbirşeyi anlatmaya yetmiyor
Gözyaşlarını sakla
Ben ölürsem ağla
Artık için rahat olsun
Sen bir meleksin anne
Yediğimiz her lokmayı
Kuruş kuruş ödedik
Nasıl ödenirmiş öğrendik
Demirden leblebi
Ne yenir nu yutulur
Bazı şeyler belki
Belki unutulur
Unutmak var ya
Demirden leblebi
Demirden leblebi
Demirden
Kalbim kırık öleceğim
Bilmem ne halt edeceğim
Elimden alınan hayatım
Çalınan masumiyetim
Sıkılıyorsa biri kalkıp bir şey söylesin
Dokuz yaşında bir çocuk
Hayatı böyle tanıdı
Annesinin sütü
Babasının çükü
Bu çocuk senin kızındı anne
1999 yılında çıkan, demirden bir leblebi gibi hazmetmesi zor bir nazan öncel albümü. o vakitler benim için napardın gibi cümleler kurmazdı nazan öncel. anlatacak daha önemli öyküleri vardı. içimize dert olacak, uykusuz gecelere ortak olacaka şarkılar da yapmıştı zamanında.
(bkz: demirden leblebi)