baba ve piç

entry131 galeri1
    81.
  1. fazla sürükleyici olmayan, konunun gereğinden fazla ''ermeni soykırımı'' üzerinde dolanmasıyla biraz sıkıcı olan fakat sonlara doğru düzelen bir ''eh işte'' romanıdır.
    0 ...
  2. 80.
  3. elif şafak'ı bir daha takdir etmeye sebep olmuş, anlatımı, akıcılığı, sürükleyiciliği, olay örgüsü ile mükemmel, okunmaya değer, yarısından sonrasında daha bir soluksuz okunan romandır.
    1 ...
  4. 79.
  5. yarın yapılacak olan lys 3 edebiyat-coğrafya sınavında, yazar eser eşleştirmelerinde çıkarsa dumur edebilecek elif şafağın bir romanı.
    1 ...
  6. 78.
  7. içinde barındırdığı büyük trajedinin yanında buram buram istanbul kokan kitaptır.
    0 ...
  8. 77.
  9. elif şafak'ın betimlemelerinin bitmediği bir kitabı.
    0 ...
  10. 76.
  11. ilk sayfalarında insan tasvirlerinde ve betimlemelerden sıkılıp ''okumayacağım''dediğim ama yarıda kitap bırakmak adetim olmadığı için okuduğum ve 100 150 sayfadan sonra asıl konunun başladığı Elif Şafak kitabı.Anti milliyetçi bir dille kaleme aldığı kitapta uç noktalardan insanları aynı çatı altında buluşturması çok saçma .( mecazen değil gerçekten aynı çatı altında buluşturuyor. Anarşist genç kız , aşırı dindar ablası,piskolojik sorunları olan bir diğer abla vs. vs. okadar birbirlerinden alakasız karakterler ki aynı ailede yetişmiş olduklarına inanmadım açıkcası) Yine de sonunda beni ters köşe yatırdı. Hafif ağlayacak gibi oldum sonunda lan .
    0 ...
  12. 75.
  13. bahsi geçerken, çevirmeninden bahsedilmemesi beni üzen kitaptır.
    türkçeye aslı biçen tarafıından çevrilmiştir.
    ilk piyasaya çıktığı dönemde hem çevirmene hem yayıncıya hem de yazara dava açılmış; daha sonra çeviri derneklerinin ve piyasadaki çevirmenlerin "çevirmene zeval olmaz" şeklindeki eylemleriyle aslı biçen'e açılan dava geri çekilmiştir.
    işbu dava ile, çevirmenin toplumdaki yeri ve görünürlüğü daha çok tartışılır olmuştur. "çevirmen bir eserin ikinci yazarıdır ve eserin sorumluluğu ona da geçer" görüşü ile "çevirmen sadece kaynak metindekini yansıtır" görüşü birbirine girmiştir. bu da aslında çeviribilim akademisyenleriyle halihazırda piyasanın içindeki çevirmenlerin arasındaki uçurumu derinleştirir.
    2 ...
  14. 74.
  15. 73.
  16. kurgusu sırıtan, inandırıcılık ve samimiyetten uzak, tarihsel değinişlerde yanlışları olmakla birlikte mevzubahis tarafların olumlu-olumsuz yönlerini belirtme başlığıyla olayın siyasal ve toplumsal boyutuna değinmeye çabalamış, konusu ve içeriğiyle yer yer fıtık edici etkileri gözlenmiş, anlatım teknikleriyle süslenmiş bir tohum olan elif şafak romanı.

    edebiyat kullanılarak fazla acıtmadan türklük değerleri pervasızca eleştirilmiş, dikkatle olumsuz yönleri üzerinde zıplanmıştır. buna düşünce özgürlüğü, özeleştiri derler muhakkak.
    3 ...
  17. 72.
  18. ismini yanlış hatırlamıyorsam cinleri olan banu karakteri oldukça ilginçtir ve kitabın kilit karakteridir.
    2 ...
  19. 71.
  20. 70.
  21. Kitabın sonunda pişman olunamayacak ve trajediyle biten, beğendiğim kitaplar arasına giren aşksız kitap.
    1 ...
  22. 69.
  23. tam bitirmek üzereyken insanı şoka uğratan ve bitirmek için tekrar eline alıp almamakta tereddüt ettiren bir roman.

    *
    0 ...
  24. 68.
  25. baba olmazsa piç olur,baba olursa piç olmaz bağıntısını kurduğum başlık.
    1 ...
  26. 67.
  27. --spoiler--
    Yağmur hüzün gibi bir şey galiba; ilk başta, aman bana ilişmesin diye didinir sakınırsın, emniyetli ve kuru kalmak için elinden geleni yaparsın, ama baktın ki olmuyor, baktın ki yağıyor, dört koldan üzerine , gark olursun ta dibine kadar ve bir kez bu kadar battın mı içine, ha bir damla eksik ha bir damla fazla ne fark eder.

    Yağmur da hüzün gibi bir sey, yakalandın mı bir kez azı çoğu yok artık. Olsa olsa ''kuru kalabilenler'' ve ''sağanaktan nasibini alanlar'' var.
    --spoiler--
    2 ...
  28. 66.
  29. yeni bitirdiğim ve birkaç ay sonra hatırlamayacağım kitap.
    Elif Şafak ve gayet iyi başardığı betimlemeler bir tarafa, kadınsal döngüselliği inceleyen yazarın aynı döngüsellikten kurtulamaması diğer tarafa.
    gelenekçi bir ailede yaşamaya çalışan, herşeye karşı çıkan, anarşist bir ruha sahip anne ve kız. Yaşadıkları yerden ve ailelerinden nefret ediyorlar ve çokta sağlam kişilikler olduğunu düşünüyorsunuz zaman zaman, ama sevmedikleri hayatı yaşama konusunda ki ısrarları bikere sıkmaya başlıyor.
    Tarihle ilgili iddialı savlar var tabi, aralara serpiştirilen demagojide rahatsızlık veriyor.

    --spoiler--
    ama hiç bir şey kitabın sonunda ortaya çıkan ensest ilişki ve bir ablanın kardeşini zehirlemesi ve büyünün cinlerin gerçekte var olduğunun belirtilmesi kadar canını sıkmıyor insanın. ha birde piç olan karakterin aldığı evlenme teklifi varki yazarın ben kadınım diye bağırdığı an bence. kitabın sonunda aa iyi kızcağızın sonu kötü bitmedi en azından evlenip barklanacak dedirtecek, bir kadının hayatını ancak bir erkek kurtarabilir düşüncesini tepsiyle önümüze getirecek.inanılması güç.
    --spoiler--

    ortalarına kadar keyifliydi ama sonuç tek kelimeyle berbattı. yazmadan önce kitabın nasıl mesajlar verdiği keşke sorgulansaydı.
    2 ...
  30. 65.
  31. elif şafak ın her insanın kendinden bir parça bulduğu romanı.

    --spoiler--
    Bakışları ekrana yapışmış vaziyette, elmadan bir ısınk daha
    alıp sinirli sinirli çiğnedi Armanuş. Hiçbir erkeğe böylesine hayranlık
    duymamıştı, tabii babası hariç ama o farklıydı. Baron
    Baghdassarian'da onu hem heyecanlandıran hem de ürküten bir
    şey vardı, ama Baron'dan ya da cüretle savunduğu fikirlerden değil,
    kendisinden korkuyordu. Sözlerinin derine işleyen bir büyüsü
    vardı, içinde barınan ama henüz açığa çıkmamış Armanuş'u,
    uykudaki o esrarlı mahluku dışan çıkartmaya muktedirdi. Her nasılsa
    Baron Baghdassarian sözlerinin mızrağıyla Armanuş'un
    içindeki o saklı mahluku dürtüklüyordu. Ya bir gün kükreyerek
    uyanır ve bir daha uyumazsa...
    syf.63
    --spoiler--
    1 ...
  32. 64.
  33. kapak tasarımıyla dikkatimi çeken ve ilk elli sayfası itibarıyle daha çok genç kızların hayranlıkla okuyabileceği başarılı bir romandır.
    0 ...
  34. 63.
  35. içinde şu paragrafı barındıran kitap.

    'Öyle bir sey olmadi dedi' Ultra Milliyetçi Filmlerin Gayri Milliyetçi Senaristi başını hızlı hızlı sallayarak. 'Hiç öyle bir sey duymadık.' Piposundan derin bir nefes aldi ve sarmalanan dumanlar arasindan Armanuşun gözlerine bakti. Sesi alçalip, cana yakin bir fisiltiya dönüsmüstü. 'Ailen için çok üzüldüm, taziyelerimi kabul et. Ama o zamanlar savas zamaniydi. iki taraftan da insanlar öldü. Ermeni isyancilarin ne kadar Türk öldürdügünü biliyor musun? Hikayenin öteki tarafini düsündün mü hiç? Eminim düsünmemissindir! Aci çeken Türk ailelerine ne diyeceksin? Olanlar çok trajik ama 1915in 2000ler olmadigini anlamamiz lazim. O zaman her sey farkliymis. Türk Devleti bile yokmus, Osmanli Imparatorlugu varmis. Modernite öncesi devir, modernite öncesi trajediler'

    buradan da anlaşıldığı üzere kitabın ermeni soykırımını savunduğu falan yoktur.gündelik hayatta ne duyuyorsanız kitapta da aynılarını okuyorsunuz.isterse ermeni soykırımını da savunsun , düşünce özgürlüğü sadece türklerin elinde bulundurduğu bir hak değildir.301'den de korkma arkadaşım , susma arkadaşım, ceylan önkol için de bağır arkadaşım.
    1 ...
  36. 62.
  37. nobel edebiyat ödülünü veren heyete "hacı bakın bende yazdım. kiminizin hıncını aldım, kiminizin ezikliğine yaranmaya çalıştım. bende sövüdm Türkler e bende ermeni dedim soykırımda dedim benimkide 400 sayfa isterseniz daha yazarım" diyebilmek için öncelikle yazarın yazdığı şey. * * * safi duygulara yazdım diyorsa eğer soyuna kendine büyük haksızlık etme onurunu düşünce özgürlüğü altında yaşamıştır.
    1 ...
  38. 61.
  39. 60.
  40. kapağı,başlıkları kurnazca seçilmiş, burda aşure tarifi de var dur bir deneyeyim diyebileceğiniz aynı zamanda ikram edilen aşurelere bir kez dahi olsa şüpheyle bakmanıza sebep olabilecek elif şafak fırınından çıkma kandil simiti tadında hoş bir kitaptır.
    1 ...
  41. 59.
  42. tasvirleri abartılmış, bazı karakterler öz evladı diğerleri de sırf olması gerektiği için kalabalık yapsın diye konulmuş bir roman işte.kurgusunu beğenenler bence çok fazla amerikan filmi izlemiyor.ermeni sorunu konusunda kendisinin de tereddüt yaşadığı gibi bir izlenim uyandıran roman.
    1 ...
  43. 58.
  44. zoraki tanım: babasına hasret bir piçliğin kümesi.

    hiç okşanmamış, hiç öpülmemiş saçları vardı. kucağına oturtulmamış ve "oğlum" diye sevilmemişti. oysa belki bir gün koklanır diye hep en güzel kokan şampuanlarla yıkanmıştı. hep öpülüp koklanmaya hazırdı. hep masumdu, hep temizdi, hep sevilesiydi. yıllarını biriktirdiği köşelerinde kırıklarının sivrilerini saçlarına yol olmuş gidişlerden hep sakınmıştı. tevekkülsüz bir duaya acınası bir son hak etmemek için hep masum ve korunasıydı. hep sevilesiydi.

    öpülesi saçlarını öpesi dudaklar günahla kirlendiğinde, yılların özlemiyle yanıp tutuşan hasretini bir sandığa kilitleyecek kadar da asildi. okşanası saçlarına dokunacak eller günahla yıkandığında, ukdelerini onurlu bir yaza saklayacak kadar da sadıktı. özlediği hep babasıydı. kollarında küçülttüğü dağ gibi adam değildi babası, sardığında çocuk gibi gözleri ışıldayan ama dili lal olmuş adam değildi babası; kucağında küçülüp kollarında sıkılmayı beklediği adamdı...

    sağanak yağan sevgilerinden bir buket de şahsına münhasır bulabilmek arzusuyla yanmaktı piçliği. hayatının günlerinin 100'de !'i kadar karşılıklı akşam yemeği yiyememekti belki de... belki de çocukluğunun, beklenenle apartman kapısında karşılaşarak sabahları, yitirilmesinden hasıl olan bir hadiseydi. bir yanı özlemek, bir yanı beklemekti piçliğin. ikisi de hiç geçmedi. ikisi de hiç bitmedi.

    en çok, değiştirilmiş bir cekette bulunan 2 sinema bileti dağlamıştı yüreğini piçliğin. piçliği hiç bu kadar piççe hissetmek olmamıştı. hiç bu kadar zoruna gitmemişti özlemlerin. babayla omuz omuza o sinemada oğul olmalıydı oysa... ruhunu kiralayıp etini satan bir kahpe değil. o sinemada oğulun saçları okşanmalıydı, oğulun yanakları öpülmeliydi.

    zaman, çocukluğu da tüketirken evlatlığı tüketememişti. beklemek aynı beklemek, özlem aynı özlemdi. şaşılası şey, yaşanmamış şeyi özlemekti. hayatın cilvesi acımasız bir oyun oynarken, yüzleşmelere hazır hissedilemeyen beklenen gerçek, piçliği katmerlemeye niyetli cellat gibi adım atıyor; oğul yine her zamanki gibi dua ediyordu. hastanenin soğuk merdivenleri; özlemlere, dualara ve gerçeğe köprü kuran sessiz bir şahitti. kahrolası sebeplerle çıkılan taneleri, sadece alışıldık piçliğe razı inişlere şahit olması dualarıyla kim bilir kaç kere yorulmuştu... o en çok kahredilen piçliğe razı oluş da buydu.

    piç kere piç olmaktansa baba ve piçi kalabilmek evladın dileği. lütfet ya rab!

    (bkz: #4659869)
    3 ...
  45. 57.
  46. gerçek hayatı bekleyenler için hayal kırıklığı olabilir. ama kaç tane film, kaç tane roman gerçek hayatla birebirdir. sanatın gerçek hayatı anlatmasına gerek yoktur ki zaten. muhteşem bir kurgu ve hikaye, şafak'ın muhteşem anlatımı ve uslubuyla bi çırpıda okuduğum kitap. 'daha ucuz korsan almak yerine' kitabıın hakkını vermek için 'pahallı ama bandrollü' almayı borç bilmemiz gereken kitaptır.
    2 ...
© 2025 uludağ sözlük