(bkz: hachiko) her izlediğimde boğazım düğümlenir. yani öyle böyle değil hemde. bide (bkz: umut) diye bir türk filmi vardır ki. ızdırabını siker efendim adamın.
benjamin'in annesi ölmüştür. bundan haberi yoktur. eve girer, önce anne, anne diye seslenir. sonra quini, quini diye ama ses gelmez. sonra bir ihtiyar çıkar ve annesinin ödüğünü söyler.
Hachiko. 4 kere izledim her seferinde de ağladım, onun dışında da sayısı 10'u geçmeyen filmde gözlerim dolmuştur. Hachiko çok başka, insanların oyunculuğundan bir yere kadar etkilenebiliyorum en fazla, ama orada köpek olunca hani hayvan oyunculuk yapmıyor ya, garip oluyorum işte.
Kesinlikle bir başyapıt olarak the pianisttir.
Film insanlardaki dram duygusunu sömürmüyor olaylar direkt tarihin orjinalliğiyle gözler önüne seriliyor yani ayrıca bir dramatize etme çabası yok ve bu alkışları toplamasına yetiyor.
Her filmde illa ağlayacak bir şey buluyorum. Yalnız dram dozu yüksek olan filmlerde ağlamıyorum, resmen gözyaşı dökmekten geberiyorum. Özellikle ne zaman izlesem, babam ve oğlum filmi gözyaşı şiddetini koruyor.
belki size ezikce gelecek ama ben bir erkek oldugum halde ve "delibal" adli filmi 23 kez izledim ve o sahnelerde agladim. simdi erkekler aglar mi lan derler