atonement

entry61 galeri5 video1
    26.
  1. arka plandaki seslerin fazla öne çıktığı, ilk başlarda odada sinek var diye etrafa bakınmama yol açmış sonraları her böcek-hayvan-doğa vs seslerin neden olduğunu anladığım film.
    1 ...
  2. 27.
  3. oncelikle senaryoda belli bir yeri begenmeyen arkadaslar icin belirtmekte fayda var; bu film bir kitap uyarlamasidir, yani sirf beyaz perde icin senaryoda bir degisiklik yapilmasi soz konusu degildir.

    kitap bakimindan ele alirsak insani gercekten de soke eden bir dram. kendine ozgu bir tarzda yazilmis turunden farkli bir ornek. stephen king kitaplari gibi filmi anlatilmak istenileni tam anlamiyla veremiyor. ilk olarak kitabi okuyun derim ben yine de.

    filmin bazi yerlerinde insan beyaz perdeye asik oluyor. kucuk kizimizin icini kemiren pismanlik daktilo sesi ile sunuluyor, filmin sonunda biraz dusununce anlayabiliyorsunuz bazi ince detaylari. ingiliz askerlerinin sahildeki sahnesi ise tam anlami ile yonetmenin kalitesini gosteriyor. yuzlerce insani tek bir seferde bir kareye sigdirabiliyor, helal dogrusu. kurgu cok guzel islenmis, filmin sonunda bunu cok daha iyi anlayabiliyorsunuz.

    unutulmaz replikleri de barindirir;
    "i will return, find you, love you, marry you and live without shame"
    "come back, come back to me"

    son olarak bu hikayenin turk versiyonunu da sizinle paylasmak isterim;

    osmanli zamaninda hirsizin biri is uzerinde yakalanir ve kadinin karsisina cikarilir. kadi elinin kesilmesine karar verir ancak hirsizin parasini caldigi adam bu duruma uzulur ve hirsiza kendisine kolelik yapmayi kabul ederse affedecegini soyler, hirsiz da bu durumu kabul eder ve hakim hirsizi serbest birakir.

    gunler ilerledikce hirsizin sahibi hirsizi asagilamaya ve hor gormeye baslar, her firsatta da elini kesimekten kurtardigini soyleyip ezmeye devam eder. sahibinin bu eziyetine dayanamayan hirsiz yeter ulan deyip adamin karsisinda elini kesip adama firlatmis ; al sana kefaletin...
    2 ...
  4. 28.
  5. çok tatlı bir introya sahip opeth şarkısı. ayrıca şarkının devamıda çok tatlıdır.
    1 ...
  6. 29.
  7. kitabı tarafımdan okunmasa da filmi ortalarında seyirciyi pek bayar. öyle ki uyuklayabilirsiniz. fakat savaş sahneleri iyi yapılmıştır. filmin sonu ise oldukça değişiktir. insanı şaşırtır.
    2 ...
  8. 30.
  9. sonu çok trajik bir film. Uygun modda olmayanlar izlemesin.

    keira knightley in filmde giydiği yeşil gece elbisesi muhteşem.
    1 ...
  10. 31.
  11. 2007 Joe Wright yapımı film. türkçesi kefaret olan film gerçekten güzel bir aşk filmi. yalnız oldukça trajik bir aşk filmi.
    1 ...
  12. 32.
  13. plaj sahnesi bile bu filmi izlenir kılabilir. 2. dünya savaşının batı dünyası anlayışı üzerinde açtığı yarayı anlatabilen nadir filmlerden biridir.

    --spoiler--

    --spoiler--

    yenilmiş askerler, mahşer meydanı, karaya oturmuş gemi üzerinde evine geri döneceğini haykıran asker, incil yakan rahipler, sarhoş kişilikler, tanrıya sığınan insanlar, katrana bulunıp nereye gideceğini bilemeyenler, bir arabanın kenarında oturup eski mektubunu okuyan ve bütün bu savaşın nedenini sorgulamaya çalışan genç, harabeye dönmüş sahil kasabası, atlı karıncya binip zaman ve mekan bütünlüğünü kaybedenler, toz toprak ve yıkıntılar arasında dönmeye devam eden dönme dolap, siperlerini bekleyen ve aidiyetlerini kaybedenler.

    --spoiler--

    --spoiler--

    bu film acı bir aşk hikayesinden çok daha öte bir yapım. bu filmi anlamak isteyenler bizlere öğretilmeyen ve sadece üstün körü öğretilen 2. dünya savaşını ve onun etkilerini araştırıp izlemesi gereken bir filmdir. dünyadaki anlamın savaş yüzünden kaybolması ve hayatın tamamen absürd bir dram haline gelmesi çok ince bir dille anlatılır. pek çok filme göre eksik yanları mutlaka var. ama mutlaka roman okuma gayreti ile seyredilmesi gereken realist bir sinema örneğini atlamak olmaz.
    3 ...
  14. 33.
  15. oldukça yavan ilerleyen, savaş hissiyatını aktarmaktan uzak, savaşta geri bölge yaşamını anlatmaktan kilometrelerce uzak bir film. bir çocuğun kıskançlığını anlatması bakımından biraz hoş karşılanabilir ama kemalettin tuğcu tarzı hikayeden kurtaramıyor yine de kendini.
    2 ...
  16. 34.
  17. ıan mcevan'ın romanından beyazperdeye uyarlanmıştır , konusuyla olmasada anlatımıyla seyirciyi alıp götüren film savaş, aşk, dram türü izlemek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir.
    0 ...
  18. 35.
  19. 36.
  20. daktilo sesleriyle oluşturulan ritimler ve keira knightley'nin fevkalade sırtı; filmin kayda değer nadir iki güzelliği. 'kurtarmıycak galiba, sonuna da şöyle bi süprüz çakıp yırtalım' çabası da pek işe yaramamış.
    2 ...
  21. 37.
  22. ingiltere'de baftaları toplamış başrolünde keira knıghtley'in oynadığı film.
    1 ...
  23. 38.
  24. henüz bir hafta önce izleyebildiğim ve bunca zaman neden izlemedim diye kendimi azarladığım çarpıcı senaryosu ve kurgusuyla beğeni toplayan ödüllü film.
    1 ...
  25. 39.
  26. işlediğimiz günahın kefareti yazarak ödenebilir belki.

    çünkü edebiyat bizi de arıtabilir belki...
    1 ...
  27. 40.
  28. an itibariyle izleyip hayran kaldığım filmdir. oyunculukların ve sahnelerin harika olması dışında, replikleri ve sürpriz sonu filmi gerçekten anlamlı kılmaktadır. öncesinde nasıl bir ruh halinde olursanız olun film sonunda robbie ve cecilia adına deli gibi üzüleceğiniz kesindir.

    --spoiler--

    filmin sonundaki kitap röportajında ters köşeye yatırılmak ve olabilecek en mutsuz sonu öğrenmeye rağmen hala küçük kıza kızamamak oyuncuların yüzündeki gerçekçi pişmanlık ve acı ifadesinden olsa gerek.

    --spoiler--

    kesinlikle izleyin ve izlettirin, pişman olmazsınız.
    2 ...
  29. 41.
  30. come back to me cümlesini hafızalara kazıtır, hele o suya dokunma sahnesi yok mu, çekimler, oyunculuklar defalarca izlenilesi.

    --spoiler--
    sonuyla keşke böyle mutlu sonlar yazabilsek diye düşündürmüş filmdir.
    --spoiler--
    1 ...
  31. 42.
  32. --spoiler--
    filmde en sinir olduğum karakter, her şeyin müsebbibi, bıyıklı sübyancı adamdı. sonrasında bir de savaş zengini olmasın mı askerler için ürettiği çikolatalarla; ölür müsün, öldürür müsün.
    --spoiler--
    3 ...
  33. 43.
  34. özellikle ikinci kısmı iz bırakacak cinsten olan film. kurgu ve oyunculuklar da bi ayrı harika.

    (bkz: kefaret)
    0 ...
  35. 44.
  36. bana önceden hiç sevmediğim Keira Knightley'i sevdirmiş film.
    1 ...
  37. 45.
  38. ---Film içeriği---

    Bu film pek çok şey anlatıyor. Ama temel mesajının "önyargı" olduğunu söylemek yanlış olmaz kanımca. Yani temelde yanlış anlamaların nelere yol açabileceğini oldukça dramatik bir şekilde anlatıyor. Önyargıların önüne geçmek için iletişime önem ve öncelik vermek gerekir. Filmdeki "yanlış anlamış, edebiyata düşkün" kızımız Briony düştüğü önyargının ceremesini çekiyor ömrü boyunca. Hatasının boyutu katmerlenerek artıyor zamanın şartları çevresinde. Onun önyargısı tabii ki tetikleyici sebep. Ancak, insanların yargılama biçimi, asilzadelik tutumları içerisinde kendilerine suçu yakıştıramamaları ve hemen yanıbaşlarında olan Paul isimli fabrikatörün bu şekilde sıyrılabilmesi, hukukun işlevsizliği, savaşlar, siyasi kararlar.. bunlar durumu asıl vahimleştiren etkenler. Briony tüm bunların arasında en çok kızılan olmayı hak ediyor mu gerçekten? Onun dürüstlük çabası, ancak bir yanlış anlama üzerinden tamamen değersizleşebilir mi? Belki... Ya diğerlerinin çıkarcılığı? Bunları normal karşılamak, bence çok daha büyük bir zalimlik olur insanlık adına düşündüğümüzde. Briony'nin yanlış anlaması, art arda gerçekleşmiş üç olay neticesinde pekişiyor. ilki "Havuzbaşı sahnesi": Yönetmen bunu Briony'nin gördüğü ve aslında ne olduğu şeklinde iki bakıştan gösteriyor. ikincisi "Mektup olayı": Burada, Robbie'nin yaptığı küçük bir hata, aslında istemeyerek de olsa Cecilia ile aralarındaki aşkın yeşermesini sağlıyor; ancak Briony tabii ki gördüklerini böyle yorumlamıyor. Ve son olarak Cecilia ile Robbie'yi bir odada sevişirken gördüğünde artık kurguladığı gerçeğin doğruluğundan oldukça emin Briony. Sonrasında gelişen olaylarda Lola'ya tecavüz edenin Robbie'den başkası olamayacağını düşünüyor. Bunun neticesinde inandığı doğruları tanıklık etmede kullanıyor. Robbie hapishaneye yollanıyor. Savaş çıkıyor. Devlet suçluları savaşta kullanmak istiyor ve böyle bir seçenek sunuyor kendilerine. iletişim kurmamanın sonuçlarından dem vuruluyor film boyunca. Kanımca savaşlar da bunun apaçık sonuçlarından biri. insanların, devletlerin, büyük ailelerin, bilemiyorum artık, çıkarlar uğrunda en gelişmiş varlık niteliklerini kaybedip iletişim yolunu seçmeyerek, körleşmiş algılarıyla verdikleri kararlar sonucunda hem kendilerini hem de masum halkları böyle zulümlere karıştırmaları korkunç bir vaziyet. Pek çoğunu, tüm bu çirkinlikleri film boyunca görmemiz mümkün. Radyoda savaş sırasında "Askerlerin taktiksel nedenler dolayısıyla geri çekildiği" söylenirken, aslında ne denmek istediğinin, yani "askerlerin geri çekilmeye zorlandıklarının" radyoyu dinleyen kişi tarafından dillendirilmesi; medyanın yanıltıcılığına ve siyasetin dolambaçlı, yalancı diline yapılan bir göndermedir. Bunu günümüzde sürekli görüyoruz, çoğumuzun görmemesi ise ne kadar korkunç! Robbie'nin gözünden belki savaşın kendisini değil ama savaşın askerler üzerindeki etkisini seyrediyoruz. Nasıl çeşitli ruh hallerinde olduklarını görüyoruz. Kimisi tanrıdan ümidini kesmişken, kimisi kollarında silahlar olmasına rağmen koro halinde BARIŞ istediklerini söylüyor. Kimisi aç, kimisi susuz. Kimisi eğlence peşinde, kimisi delirmiş... Ama hepsi evine dönmek istiyor. Cecilia'nın ise kardeşi Briony'yi affetmeye niyeti yok. Yaşanılan haksızlık sonrasında ailesini, evi terk ediyor kendi başının çaresine bakmak için. Hemşireliğe başlıyor. Briony hatasını anladığında kendisini cefa yoluna vuruyor. Ablasının peşinden gidiyor. Cecilia ise Briony'den kaçıyor sürekli... Briony'nin hemşireliği sırasında savaştan askerler geri dönmeye başlıyor. Bu sırada, ölüm döşeğindeki bir askerle başbaşa yaptığı sohbet ise bence filmin en güzel sahnelerinden biri oluyor... Bundan sonrası ise, kitabın sonu ve filmin sonu olarak ikiye ayrılıyor. Kitap bitiyor ilk önce. Briony, Cecilia'nın evini bulmuş ve sonunda konuşmaya gelmiş. Cecilia kendisini kabul ediyor, yeterince acımasız.. affetmeye gönülsüzlüğünü dile getiriyor. Sonra Briony, Robbie'nin orada olduğunu fark ediyor. Robbie'nin Briony'ye olan sözleri bizim film boyunca içimizde biriktirdiklerimizin dışavurumu oluyor, biz de deşarj oluyoruz. Ardından ise bize son darbesini vuruyor film. Okuyucularına ümitsiz, mutsuz, acımasız bir son vermek istemediğini; ayrıca Cecilia ile Robbie'nin bu sonu hak ettiğini, bunu kendine bir borç olarak gördüğünü söylerken Briony, bizim yönetmenimiz tüm bunları söylettiği karakterin tam aksi yönde bir davranış sergiliyor. Bu ironi ile bitiyor film... Dahası Lola ile Paul'a hiçbir şey olmuyor... Lola'ya çikolata verdiği sahnede sapkınlığını gördüğümüz bu adam ve gram inandırıcılığı olmayan Lola, işte yaşadığımız bu dünyada ayakta kalabilecek iki insan profilinin anlatımıdır. Üstünde o kadar az durulmasına rağmen, sayın sinemasever arkadaşlarıma tekrar hatırlatmak istedim.



    Şimdi filmin içinden çıkalım ve biraz da filmin yapısını konuşalım. Mesela Keira Knightley sevdiğim bir kadın figürdür. Görünüşü ve bundan ziyade aksanıyla kendisini seyretmekten zevk alıyorum. James Mcavoy var sonra. Daha kısa bir süre öncesinde X-Men'de izledim, kendisine o filmde özel bir ilgi besledim. Bunun üstüne bu filmde denk gelmem gerçekten hoş bir tesadüf oldu. James abinin de aksanını ve kendisini zevkle seyrettim. Bunun dışında Briony'nin küçüklüğü de gençliği de gayet iyi bir oyunculuk sergiledi. Bir de Trivia kapsamında değerlendirilebilir, Game of Thrones dizisinden Theon Greyjoy, bu filmde üç sahnede hatırladığım kadarıyla (evin hizmetçisi, uşağı) Danny karakteri olarak karşımıza çıktı. Ayrıyeten... Filmin müziklerinden söz eden olmuş; ben açıkçası pek fark etmedim, özellikle beğendiğim ve kulağımı cezbetmiş bir müzik ile karşılaşmadım. Belki de filmin atmosferine fazlasıyla kapıldığım için olabilir. Bu yönüyle ben de takdir etmeden geçmeyeyim. Yönetmeni, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni her birinin ellerine sağlık. Güzel bir çalışma olmuş. Bu arada film kitaptan uyarlama, Ian McEwan'ın kitabından. Üstte yönetmene atfettiğim ironik son, aslında McEwan'a ait sanırım. Ama yine de yönetmenin bu filmi çekmeye karar verdiğinde, aynı ironide hak sahibi olduğunu söyleyebiliriz.

    ---Film içeriği---
    4 ...
  39. 46.
  40. Ian McEwan'ın muhteşem romanından film olarak uyarlanmıştır.insan psikolojisi ve ön yargının müthiş anlatımıdır.
    0 ...
  41. 47.
  42. ingiliz oyuncu benedict cumberbatch'in paul marshall karakterini canlandırdığı filmdir.
    0 ...
  43. 48.
  44. Alıp götüren bir opeth klasiğidir.Gitarın eşsiz notaları bu parçalarında daha bir belirgindir.Sonlara doğru giren piyano ile eser akıl almaz bir armoniye dönüşür.
    0 ...
  45. 49.
  46. hafızaya kazınan ve iç acıtan bir film. bu tarz filmlere hayran kalıyorum. sade ve etkileyici.

    oyunculuğu, müziği, kurgusu.. tekrar tekrar izlenecek filmlerden. filmi izlerken o küçük kıza hem sinirleniyor hem de çocuktu aslında diyebiliyor insan. filmde küçük kızın kitabındaki gibi bir son olsaydı, affedebilirdim onu. efkarlandırdı beni. savaşın hangi durumlara durumlara sebep olduğu, tutku ve saf aşkı en sade şekliyle gösterirken, birine önyargıyla yaklaşıp ona zarar vermenin pişmanlığını hissettiriyor. bu filmden sonra sevgilisiyle kavgalı olan insan onunla konuşmak ister. çünkü hayat gerçekten umulmadık şeylerle mücadele etme zorunda bırakabiliyor insanı. emin olduklarımıza ise sıkıca sarılmak gerek.
    0 ...
  47. 50.
  48. film boyunca sıkıntıdan geberdim, ancak son 10 dakikasında da ağlamaktan geberecektim.

    --spoiler--
    söz konusu final:


    --spoiler--
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük