önyargıların bile mantık karşısında kolayca ayakta kalamayacağını gösteren bir yapıt.her sahnesi,diyaloğu dikkatle izlenmeli. anlaşılmayan bir yer olunca geri sararak gerekirse o yerin defalarca izlenip her ayrıntının kavranması gerek.çünkü bir insanın hayatının nasıl kestirip atılabileceğini anlayacaksınız.
yaşlı adamın söyledikleri.ifadesine bakılırsa alt kattan çocuğun: "seni öldüreceğim" diye babasına bağırdığını duyuyor.sonra evin koridorundan geçerek ön kapıya geldiğini, bu sırada çocuğun koşarak merdivenlerden aşağı indiğini gördüğünü söylüyor. ama adamın bir ayağı sakat ve ayağını sürüyen biri.koridordan ön kapıya 15 saniyede geldiğini söylüyor. henri fonda tartışma odasında böyle bir ayakla bunun ne kadar süreceğini hesaplamaya uğraşıyor, tıpkı yaşlı adam gibi ayağını sürüyerek.sonuç 41 saniye.
karşıki evde oturan bir kadın da cinayeti gördüğünü iddia ediyor . ev tren istasyonunun orda. cinayeti hareketli bir trenin son 2 vagonunun arasından gördüğünü iddia ediyor.işte bu fonda nın kafasında şimşekleri çaktırıyor.tam cinayet işlenirken son 2 vagonun önündeki vagonların 8-10 saniyede ordan geçmesi gerekiyor.yani cinayetten saniyelre önce orda büyük bir tren gürültüsü var.bu durumda yaşlı adam çocuğun babasına söylediği sözleri ve cinayeti nasıl duyabilir.hem de alt katta otururken?
sonra başka bir ayrıntı göze çarpıyor.karşıdan cinayeti gördüğünü söyleyen kadının burnunun 2 yanında lekeler var:gözlük lekesi. jüridekiler bunu sonradan fark ediyor. kadın yataktan kalkıp pencereden dışarı bakar bakmaz cinayeti gördüğünü söylüyor. peki yatarken kim gözlük takar ki? ya da yataktan kalkar kalkmaz pencereye bakmadan hemen gözlüklerini giymiş olabilir mi? giyse bile gecenin karanlığında o cinayeti görebilir mi?
tabi bıçağın saplanma açısı. yukarıdan aşağı bir şekilde maktulün bıçaklandığı iddia ediliyor.oysa cinayetle suçlanan çocuk babasından 18 cm kısa.tam o sırada bıçaklı kavga görmüş bir jüri üyesi ayağa kalkıyor. cinayette kullanıldığı söylenen bıçağı bildiğini, bunun aşağıdan yukarıya saplanacak şekilde tasarlandığını söylüyor.
------spoiler-----
bazen sadece fakir ve kenar mahalleli olmak,geçmişinde bazı adi suçlara karışmak bile insan hakkında kalıplaşan fikirlere neden olabilir.
baştan sona sadece bir odada geçen, jüri üyelerinin suçluyu bulmak için aralarında yaptıkları tartışmayı konu alan süper film. karakterler ve ruh halleri, öte yandan "yönlendirilme", "biz ve onlar" ve "ön yargı" kavramları çok iyi işlenmiştir. aslında insanoğlunun kişiliğini, durumunu anlatır. tek bir odada geçmesine rağmen asla sıkıcı değildir, akıcıdır. güzel film yapmak için büyük bir bütçeye gerek olmadığının kanıtıdır. bir klasik haline gelmiştir.
tabi bu dediklerim henry fonda'nın oynadığı o siyah beyaz, orjinal ilk film için. zira yakın zamanda bu film yeniden çevrilmiştir. ama çoğu eleştirmene göre aynı tadı vermemiştir.
öte yandan, bu filme çok benzeyen, yine bir klasik olmaya aday, benzer bir tarz ve örgüde konuyu işleyen, yakın zamanda çekilmiş şu film de güzeldir:
ön yargıların ancak konuşarak değiştirilebileceğini, genel eğilimin çoğunluktan yana tavır almak olduğunu, buna rağmen çoğunluğa karşı koyabilmenin ve onları ikna etmenin mümkün olduğunu vs. anlatan güzel bir film. diğer yandan hukukçu olmayan 12 jüri üyesinin hukukçulara taş çıkaran yaklaşımlarda bulunabilmesi, ortak akıl veya sağ duyu ile açıklanabilir. ülkemizde olduğu gibi yargı sisteminde son kararın, tek bir hakimin veya başkanın vicdanına bırakılmak yerine, jürilerden kurulu bir heyete verilmesinin daha doğru olacağı görüşünü güçlendirmektedir. ki, millet adına hüküm verecekse mahkemeler, yargılamanın hakim eliyle hükmün ise jüriler eliyle verilmesi daha makul olacaktır.
her ne kadar sadece konusmaya dayalı diyip sıkıcı bulanlar olsada beğendiğim filmler arasındadır. gerçi sonunda suçluyu açıklasalardı daha da güzel olurdu.
muhteşem bir film.başta düşünmeden karar veren 11 adama karşı sadece 1 adamın sunduğu kanıtlar ve tartışma yeteneği ile beraber onların fikrini değiştirmesi ve belkide masum olan bir çocuğu kurtarması ile sonuçlanan 1.5 saat uzunluğunda izlenesi film.
şüpheden yola çıkarak gerçeği bulmanın somutlaşmış halidir. kanımca tüm zamanların en iyi mahkeme filmidir.
ikinci sırada doğal olarak to kill a mockingbird var.
1957 yılında amerika'da camdan damacanaların ve tuvaletlerde bugünküne benzer uzun kağıt (filmde kumaş) havluların bulunduğunu gösteren filmdir. bardaklar da koni. aklıma mukayt ol ya rabbi!
başından itibaren tek bir sonuca paralel olarak gitmesinin dışında akıcılık anlamında tavan yapmış, henry fonda nın oyunculuk dersi vermiş olduğu film...
kült film deriz ya işte 'kült' kelimesi buradan geliyor olsa gerek. 1957 yapımı siyah beyaz harika bir yapım. günümüz renkli filmlerine taş çıkartacak cinsten. önyargının delil ve kanıt sunulduktan sonra ne kadar kolay yıkıldığının ve gereksiz birşey olduğunun göstergesi. aslında filmin vermek istediği birşeyde bu önyargıda ne denli direndiğimiz..
polisiye diyalogları, keskin, dolaysız, sade mantık yürütmeleri ve argümanlarıyla heyecan yaratan film.. o kasvetli ortam ve oyunculuklar insanı 'ben mi yargılanıyorum acaba' sorusunu sorduruyor. hele ki henry fonda'nın dillere destan oyunculuğu ile. tek mekanda bu kadar güzel film çekilir mi? son olarak muazzam ve tekrar tekrar izlenecek bir yapım.
müthiş bir film.
neredeyse tamamı tek bir mekanda geçmesine rağmen bu siyah beyaz film izleyeni kendine bağlıyor.o diyaloglar,karakterler,henry fonda'nın canlandırdığı karakterin takdire şayan çabası...
iyi ki izlemişim dedirten filmlerden biridir efendim,ayrıca hukukçular için bir başyapıttır sanırım.*
filmin sonunda -bak hala geri dönme şansın var- sanık durumundaki çocuğun suçsuzluğu ispatlanamamaktadır. çocuk belki cidden babasını öldürmüştür. jüri "not guilty" kararı verir. fakat bu karar "deliller yetersiz" anlamında bir karardır.
--spoiler gibi ama değil gibi--
Büyük bir bölümü tek mekan içerisinde çekilmiş, 350.000$ bütçeli 1957 yıl yapımı, baba cinayeti ile suçlanan bir erkek çocuğun, Amerikan toplumu içerisinden seçilmiş 12 jüri üyesinin (tamamı erkek), oy birliği ile (oy çokluğu geçerli değil) sanık hakkında sonuca ulaşmasını konu alan kesinlikle izlenmesi gerekli, Oscar ödüllü müthiş bir film.
Film; baba cinayeti ile suçlanan ve 12 jürinin bir odaya girip oylama sonucu 11 oya karşı 1 oy ile (oda 8. jüri üyesidir.) çocuğun suçlu ve idam edilmesi kararı sonrası karşıt jüri üyesinin konuşma ve tartışma isteği ile oy birliğine ulaşmak istemesi ve sonucunda diğer 11 üyenin oy haklarının nasıl etkilenebileceğini anlatan, kendi ön yargılarımızı da bize sorgulatabilen 96 dakikalık bir film.
Filmin tiyatro havasında gitmesi,jüri üyelerinin fikirlerinin değişimi ile ortamın ve hatta dışarıdaki havanın bile değişmesi izleyiciye keskin bir dokunuş sergilemesi, makul şüphe varlığının bir hayat kurtarabilecek olmasının irdelenmesi, filmdeki kişilerin adlarının bilinmemesi (sadece sonunda 2 kişi tanışır ve adları izleyici tarafından öğrenilir.) ve film bittiğinde de sonucunun ne olduğunun tam bilinmemesi filme ayrı bir sanat katmıştır.
Yönetmen: Sidney Lumet
Oyuncular:
1. Jüri Üyesi: Martin Balsam (asistan koç)
2. Jüri Üyesi: John Fiedler (banka memuru)
3. Jüri Üyesi: Lee Cobb (kurye şirketi sahibi)
4. Jüri Üyesi: E. G. Marshall (broker)
5. Jüri Üyesi: Jack Klugman (sanırım işsiz)
6. Jüri Üyesi: Edward Binns (boyacı)
7. Jüri Üyesi: Jack Warden (pazarlamacı)
8. Jüri Üyesi: Henry Fonda (mimar)
9. Jüri Üyesi: Joseph Sweeney (belli değil)
10. Jüri Üyesi:Ed Begley (iş adamı)
11. Jüri üyesi:George Vaskovec (saatçi)
12. Jüri Üyesi:Robert Webber (reklamcı)
filmdeki en etkileyici sahne 9 a 3 suçsuz oylandıktan sonra 10 numaralı yaşlı jüri üyesinin havada uçuşan önyargılarla dolu hezeyanının başlaması ile masadaki herkesin kalkıp farklı yerlere gitmesidir.
çocuğun, babasına ''seni öldüreceğim'' demesinin, cinayeti işlediğinin bir kanıtı olarak söylenmesinin hemen ardından;
8 numaralı jüri üyesi* : o çocuğu yaşadığın şeyler yüzünden öldürmek istiyorsun değil mi? sen sadistsin.
3 numaralı jüri üyesi* : seni öldüreceğim!
8 numaralı jüri üyesi : beni gerçekten öldürmeyeceksin değil mi?