bugün büyülü fener sineması'nda seyrettiğim film. öncelikle belirtmeliyim ki aylardır sürdürdüğüm içine kapanma haline çok iyi geldi diyebilirim. çok nadir dışarı çıkıyordum. pandemi süresince de sadece bir kere sinemaya gitmiştim. kapan filmi de ikinci filmim olmuş oldu. ilaç gibi geldi. sarmaşık'tan bu yana ne zamandır iyi türk filmi seyretmiyordum. ben bu atmosferleri seviyorum. karmaşa, gerilim ve insani korku unsurları. roman karakteri gibi karakterler. daha derinlikli yazmak isterdim anacak ben sinema yazarı değilim.
babamın kendine has bir ağırlığı var. çok fazla şaka yapmaz ya da eğlenirken pek görmezdik. evdeki otoriteyi korumak için belki de böyle davranırdı. bir gün kar yağdığında yaşıtlarıyla birlikte kar topu oynarken gördüğümde çok şaşırmıştım. kendi kendine söylenmeler, mutluluktan havadan uçmalar, çocuksu şakalar vs. her kar yağdığında o anılar canlanır gözümde.
ütopik geliyor ama sanırım 2100 lü yılların ortasında bir nakliye şirketiyle anlaşıp karşı gezegene geçebiliriz. ve burada bulunan yazarların hiç biri bu güzelliğe ya da anormalliğe şahit olamayacak.
sorusunu merak ettiğim ama bir türlü mantıklı cevap bulamadığım sorudur. eğer evrime inansaydım toprak olup gideceğiz der geçerdim. nerede bekleyeceğiz, nasıl bir yer olacak, rahatsız edilecek miyiz, zamanın geçtiğini farkedecek miyiz falan filan kafamda deli sorular.
orlando bloom ile iyi bir çift olabilirdik diye düşünüp dururum. ben bebek yüzlülerden hoşlanıyorum. bu aralar sakal bırakması bile ondan vazgeçirmedi.
eğer platonik takılıyorsanız "adı bende saklı" yok eğer açık açık aşkınızı haykırıyorsanız "tutuklu" eğer biriciğiniz uzaklarda ise "geri dön" ayrılmak istemiyorsunuz ama şartlar sizi ayrılığa zorluyorsa "git".