Alışveriş sonrası hissedilenler genellikle yapılan alışverişin mahiyetine göre değişiklik gösterir.
Eğer alınan şey uzun süredir alınması gereken ancak ertelenen bir ihtiyaçsa, çok özel bir şeyler hissedilmez.
Öte yandan alınan pahalı ve fuzuli bir şey ise, hisler genellikle karışıktır. Bir yandan kendini şımartmış olmanın verdiği mutluluk diğer yandan ise parayı gömmüş olmanın verdiği ufak burukluk hissedilir.
Ancak her şeye rağmen, bence alışveriş sonrası hissedilen gerçek his, ekstre geldiğinde hissedilendir.
Bu insanlar bir süre sonra bu şekilde yaşamaya alışır ve geç yatıp erken kalkmayı bir yaşam tarzı haline getirirler.
Bu olayı yapabilen insanlar gözlemlerime göre 3 sınıfta toplanabilirler.
1) Hızlı yaşa genç öl tayfası: Uykuyu zaman kaybı olarak gören, bu sebeple minimum vakti uykuda geçiren insandır.
2) iş/Okul dolayısıyla zaruri olarak az uyuyan tayfa: Servise/mesaiye/8:40 dersine yetişmek için saat 5-6 arasında kalkmak zorunda olan insanlardır. Sosyal hayat, TV, iş, ödev gibi sebepler dolayısıyla erken yatamaz ama yinede erken kalkarlar. Bu durum çok sevilmesede yaklaşık 2-3 haftalık bir zaman sürecinde alışılan bir durumdur.
3) Dahi tayfa: Özellikle üniversitelerde prof. olarak karşımıza çıkan, herhangi bir sanat dalıyla uğraşan tayfadır. Az uyku onlar için yeterlidir. Saygı duyulması gereken tayfadır. Genellikle kahve veya alkolle yaşar, sonunda mide rahatsızlıklarından muzdarip olurlar.
Şahsım olarak, sanırım 1 ile 2 arasında bir yerlerdeyim.
Muhteşem bir şeydir. Bir kere tattın mı, artık nescafe içirtmeyen, hatta tiksindirendir.
Gerçekten nefis kokar. Sadece koklayınca bile insan mutlu olur. Ayrıca makina çalışırken damla damla akması adeta bir görsel şölendir.
Kesinlikle uykuyu ve hatta zekayı açar. Sabaha kadar oturulan gecelerin, sabahın köründe gidilen derslerin verimli geçmesine yardımcı olan bir mucizedir.
Tesbihin taşımanın kesinlikle dahil olmadığı detaylardır. Tesbih taşımak değil, sallamak kıroluk kabul edilebilir belki. Ama tesbih adabınca kullanılırsa, gayet güzeldir.
Görmezden geldiğimiz bir çok şeyin aslında nasıl da değerli olduğunu öğretir yurt dışında yaşamak. Hiç bilmediğin bir kültür, hiç tanımadığın soğuk insanlar arasında yaşamak zordur.
ilk önce bir heyecan vardır insanın içinde. Yeni şeyler görecek, farklı tatlar tadacak, farklı şeyler öğrenecektir. Ama emin olun bu heyecan saman alevinden farksızdır. Heyecanın yerini önce sıkıntı, sonrasında özlem kaplamaya başlar. Kalbini birileri sıkıştırıyormuş gibi hissedersiniz. Eski günleri yad eder, o günlere dönmeyi dilersiniz. Ne işim var benim burada dersiniz. Kıymet bilmeyi öğretir insana gurbetlik.
Resmen kendi kaybettim, gözlerimden yaşlar süzüldü şurada ellerin elinde. Bütün yurt neler oluyo diye ayağa kalktı resmen. Bundan güzel bir bayram olamazdı.
Pazartesi dersi olmayan üniversite öğrencisi bu kişilere örnek olabilir. Zira arkadaşları sabahın köründe kalkıp 8.40 dersine yetişmeye çalışırken kendisi uyur. (bkz: Fosur fosur uyumak)
Kapıda durmayınız değil, "basamakta durmayın(ız) otomatik kapı çarpar" dır bu kelamın aslı. Bilimum otobüs, minibüs ve midibüs benzeri aracın kapıları civarında yazar.
Başından aşağı kaynar suların döküldüğü, kendini ölmüş bitmiş hissettiğin anlardır. Her gencin başına bir veya birden çok kere gelebilir. Bu durumda yapılması gerek cool olmayı bir yana bırakıp kağıda bir şeyler karalamaktır. Sonuçta hocaların çoğu 3-5 bir not vermektedirler böyle durumlarda. Yüz üzerinden 20-30 almak mümkün olabilir.
Dönüp bakınca aslında bir hiç olduğunu anlamaktır. Küçüklüğünüzden beri sen şöylesin, böyle kralsın önün açık geleceğin parlak diye şişirilirsin. Kendini gerçekten zeki, vazgeçilemeyen biri olarak düşünürsün. Önün çok açıktır yapamayacağın bir şey yoktur. Neye elini atsan koparacaksındır. Sonra yıllar sonra döner bakarsın ki aslında neye elini atsan tek tek elinde patlamıştır. Ne başarabildiğin tek bir şey, ne başarılı olduğun tek bir alan var. Vazgeçilmezim diye düşünürken ne bir arayan, ne bir soranın kalmış. Kendini alemin kralı herkesin sevgili sanmıştın değil mi? Halbuki öyle değilmişsin. Bir hiçmişsin sen. Öyle ki ölsen 10 gün kimse farketmeyecek duruma gelirsin. Elinde tek meziyetin ciddiyeti ağırbaşlılığın kalmıştır güvendiğin. Bir gün bir de bakarsın Wilde " Ciddiyet sığlığın sığınağıdır" demiş. Görürsün ki sen aslında en büyük hayal kırıklığının ta kendisisin.
Aslında fena olmayan ama çok klişe bir senaryosu olan filmdir. Yine de eğlencelik olarak gidilebilir.
Not: Bu filmin adını Gece ve Gündüz olarak çevirenlere saygılarımı sunuyorum. (bkz: yok artık)
Faydalı mı değil mi anlamadığım uygulamadır. Zira ders 35-45-55-76-875 dakika da olsa, o dersin son kısmı kaynar,ilk kısmı da yoklamaydı bilmem neydi geçer gider. Dersin 35 dakika olması bunu kesinlikle değiştirmeyecektir.
strateji oyunlarının geneli için kullanılan bir terimdir. Rush yapmak, rush atmak veya rush yemek şekillerinde kullanılabilir. Oyunun henüz başında gelişmeye izin vermeden saldırmak veya gelişemeden saldırı yemek demektir. Her babayiğidin harcı değildir, oynanan oyunda usta olmayı gerektirir.
Çok "cool" olduğunu düşünen kişi söylemi. Bu sözle ilkokuldaki arkadaşlara hava atmak amaçlanır. Bu kişi metal müzik dinleyerek çok matah bir iş yaptığını düşünmektedir. Lakin alt tarafı müzik dinlemektir işte.
Çin malı demek kötü mal demek değildir. Daha önce bahsedildiği gibi, bu mallar ithalatçının talebine göre imal edilirler. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken bir nokta var. Özellikle hepsi "1TL" tarzı ürünler birer felaket. Çin, Avrupa ülkelerinin tıbbi atıklarını topluyor. Bunun için birde para alıyor. Peki sizce bu atıkları imha etmek yerine, bu atıklardan imal ettiği hammaddeyi (örneğin plastiği) nerede kullanıyor ?