erich fromm tarafından yazılmıştır. önsöze buyrun;
bu kitap "psikanaliz ve ahlak" adlı yapıtımda ortaya koyduğum düşüncelerin bir devamı olarak görülebilir. "psikanaliz ve ahlak" ta ahlakın psikolojisini incelemiştim.ahlak ve psikoloji birbirlerine çok yakın iki inceleme alanı oldukları için, içerdikleri konular ve inceleme alanları çoğu kez birbiriyle kesişir.
"psikanaliz ve ahlak" daha çok törebilimin verilerine dayanırken, bu kitabımda aüırlığı din üzerine vermeye çalıştım.
kitapta açılan düşünceler psikanaliz için tipik ve belirleyici değildir. bazı psikiyatristler herhangi bir dine bağlı ve onun pratik uygulayıcısı oldukları halde, bazıları da dinsel ilgi ve bağlılıkları, çözülmesi olanaksız olan duygusal çelişkilerin biricik kaynağı olarak görmektedirler. benim yaklaşımım ise bu iki tutumdan da farklı olup, üçüncü bir tip psikanalizi karakterize etmektedir.
yeri gelmişken eşime olan minnettarlığımı da vurgulamak istiyorum. kendindeki o derin araştırıcılık ruhu ile, bir yandan getirdiği değişik önerilerle bazı yeni gerçekleri görmeme yol açması, diğer yandan da benim kişisel evrimime yardımcı olması nedeniyle ona çok şeyler borçluyum. ayrıca din konusundaki düşüncelerimin de onun bu çok yönlü çabası sonucu geliştiğini belirtmeliyim.
yüzme bilmeyen bir kaptana vuruldum
utanma mevsiminden kalan gül kırıkları
suç işliyor kalbim ayıplanan limanda
mendile bağlanmış üç lokum bu sevincim
sevincim bir ikindi lokumları bölüşen
elleri üç kardeşin
kapı açmayı öğreniyorum sözle
yeryüzünde unutulmuş son çilingirden
lekedir kilitler evlere sürülen
bahçe kapısındaki çıngıraklar söyledi
yaşlanmış sorularla önünü kestiğim bilge
binlerce anahtar bırakıyor yüz çizgilerime
kendime söylediğim yalandan düştüm
sırı dökülmemiş bir ayna yüzün
yürüyorum tango bilmez sokaklarında şehrin
acelem var, güvercin ayağı olsam
denizde yolunu arayan şişe
yok, başka türlü rahatlamam
sana yazdığım bir mektup olsam
ay battı anne, çocuklar kanıyor
sarhoş kent topluyor çekmecelerini
pantolonu yırtık uçurtmalar firarda
kim sobeler devler ülkesinde Gulliver'i?
kirli bir ırmak akıyor gönlümün ortasından
kırmızı bir turnayım göç kokan gözlerinde
aşktan düştüm anne, yazlarım kırık
nasıl söz anlatırım kalbimin ney sesine?
deniz de kesti saçlarını rüzgâra uyup
böyle olmazdı şarkı söyleseydi kül çiçekleri
öptüm dünyayı anne, yüzüme bakmadı
yanlış vadilere akıttık günahsız nehirleri
Ben neyi kimden aldım, nerden aldım
her şeyi bir yerden aldım
yorgunum yorganım uzakta dışarda
sabrımı bolca verdiler içerden aldım
sözler gelip geçsin diyedir, öfke sen bekle
örselendim ağrıdın oyuldun, henüz değil ölüm
ten bekle
bağırmalıyım, çığlığım kıştan ilkyaza değmeli A yasak, hayır korkulu, evetten usandım
Mecnun masaldan atılmış -tele şov-
milyonla kopyeye bölünmüş Leyli
suretler ne gülümseyiş ne sır ne şaka
sandım ki gülümser maskeleri
suretler sandım
durur muydum bu gömütlükte neyim var
tuhaf dedi çılgınca tuhaf
ayrıntılar, paslı sürgüler, yosunlu taşlar
ya altındakiler ardındakiler
Gültene kandım
Zamanlar
Güneş ekilip, yıldız biçilen zamanlardı.
Hatırlıyorum...
Ya önce sen vardın yürek olarak içimde
Ya da aşk vardı önce
Gelip içimde kestiğin
Hatırlamıyorum...
Ben imkansıza dudak bükerdim
Sense halime gülerdin...
Olsun! O günlerde ben
Biraz mutlu biraz umutlu
Biraz içliydim
Doğrusu en çok da
Kelebeklerin kanadına işlediğin
Aşkından dertliydim...
Ama o zamanlar
Güneş ekilip yıldız biçilen
Zamanlardı
Aşk dediğin belki de
Geceye veda etmeyen bir ay’dı...
Türküler saklardın derinlerinde
Sazından kaçak...
Bilmezdin.
Ben görürdüm duyardım da
Sen bir kez olsun söylemezdin
Korkularını zaten
Kimselere vermezdin...
Ve böylece
Sen yağmura
Yağmur benim gözlerime hasret
Yaşardık...
Heyhat!
Hep ama hep
O imkansıza takıldın da sen
Ve belki de bu yüzden
Aşk gelip bizi sarsınca yüreklerimizden:
Ben ağlardım gözlerim gülerdi...
Sen gülerdin gözlerin susardı...
Şimdi ben
O zamanların renklerini unuttum.
Belki mavi, belki sarı, belki aktı...
Hatırladığım tek şey
Güneşle yıldız arkadaştı...
Bilenler bilirdi
Çok sevmiştik biz
Çok!
Ben gönlümden
Sen dilinden...
Ben unutsam da şimdi
Sen hatırlarsın.
Sesinde ufacık bir hüzün olsa
Ya da acıtan bir özlem gözlerinde
Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin...
Gelirdim... Gönlümden...
Ve sen
"Hoş geldin" derdin
Dilinden....
Kocaman bir çocuktum o zamanlar
Belli!
Dil nedir, gönül ne?
Anlamını bildiğim
Şüpheli!
Şimdi söyle bana!
Kaldıysa geriye ne kaldı?
Tek tarafı hesaplı bir sevda
Niyeti bozuk bir dava
Bir de
Sadece dağlara caka satan bir sema...
Ama ben bunların hepsini sevdim.
Şaşacak bir şey yok!
Dedim ya... Ben
Güneş ekilip yıldız biçilen zamanlardan geldim...
Sonraları
Belki de hiç gülmedim
Ve sen
Kelebeklerin ömrünün üç gün olduğunu
Hiç bilmedin!
Gecedir;
Hem de yıldızsız
göz gözü görmez,
Bir ses duyar irkilirsin,
Sarar korkusu yalnızlığın.
Rüzgâr eser savrulursun,
Düşersin kucağına karanlığın.
Gecedir;
Ararsın yolların bulunmaz,
Gecedir;
Kalbinin gürültüsünden durulmaz,
Üşürsün...
Sevdiğini düşünür, ısınırsın.
Gözleri gelir aklına...
Bir çift yıldız gibi
Asılır kalır karanlık göğe.
Gecedir;
An olur yenersin korkuyu,
An olur canın çeker
Oturursun bir köşeye
Dinlersin geceyi,
hissedersin...
Gözlerini yumup susarsın,
An olur,
gece olursun.
Bir sabah,
Zamanı durdurdun sen...
Ayrılığı ekledin sonbahara
Mevsimin bütün bulutları,
Gözlerimde birikti de
Ben yağamadım bakışlarına...
Söyle!
Hangi güneş
Baharı getirecek şimdi bana?
Kadehimiz ayrılağa kalkmadı ki hiç
Ben nasıl içebilirim yokluğuna...
Belki,
Zamansızdı sevgim
En az gidişin kadar!
Elde değil bu.
Sen hiç eylülde sevip de
Vakitsiz hüzünlere beyaz bayrak salladın mı?
Bilemezsin sevdiğim...
Nasıl da koyuyor adama güzün geri kalanı...
Gelemiyorum yanına !
O kadar çok engel var ki arada
Bir uçurtmanın kuyruğuna takılıp
gelmek istedim;
Çekmedi yorgun bedenimi.
Bulutlara takılmayı denedim;
Bir yıldırımla attı üzerinden.
Dalgalara bıraktım kendimi
kıyılarına vurmak için
Kağıttan bir gemi kesti yolumu
Koparılan takvim yapraklarıyla
gitgide tüketiyor zaman beni
Gün geceye gömdü gözlerimi
Gece güne savurdu yüreğimi
Küle dönen kor tenimde
izi kaldı dokunuşlarının.
Üşüyorum...
Sıcaklığını bulmak için
vurdum kendimi sahranın göbeğine.
Güneşin ortasına attım
ip merdivenimin ucunu.
ip tutuştu...
Ben yanamadım.
O kadar nasırlaştı ki sensiz can
Öylesine mahsun kaldı ki duygular
Sevda nerdedir,
Özlem ne tarafa düşer?
Ne yönüm kaldı, ne mevsimim
Sana çıkan yolu bulamadım...
Tuttuğum nefeste kaldı,
Bir boğum daha ukte sevdam.
Sor sevdiğim,
Sonra kağıttan gemiler yap,
Yelkenleri olmayan,
Direkleri mavi bildiğim,
Sor beni gördüğün her buluta,
Sevdalıların hatırına,
Geceleri yıldızlarda parlayan,
Denizlerin suskunluğuna bırak beni,
Ve çek gökyüzümü üzerine,
Dalıp git hayallerin sonsuzluğuna,
Çocuklar çıkarsa karşına,
Gülümse, uzat ellerini,
Ceplerinden çıkarıp verirler sana,
Tenimde gizlenen dudak izlerini,
Şaşırma,
Sabah olacak birazdan,
Sor beni yağmurlarına,
Sor sevdiğim
Ve pencereden bak bakabildiğin kadar,
Gördüğün son noktada,
Seni seyretmekteyim...
Sevinci kapıştılar taşımayı bilmeden,
Şimdi bilen yok, nerede oturuyor.
Köyün delisi Hüzün, yalnız kaldı yollarda
Adam-adam, sınıyor, arıyor yoldaşını..
Kıskandıran özlemi, yüzünden okunuyor.
Görünüp siliniyor o günden beri.
Sevinç bin an gözlerde, dudaklarda.
Yerini sevgilisi Hüzün'e bırakıyor.
Sevinç'se, uzaklarda hep uzaklarda..
Şöyle bir görünüyor, hemencecik uçuyor.
işte o günden beri gözlerde, dudaklarda
Hüzün, aramaktadır, yitik yavuklusunu.
O günden beri Sevinç yerinde durmaz
Ve kişiliğini ararken uzaklarda
O günden beri kimliksiz hüzün olmaz...
Bebek, seni ay korusun
Yeni doğmuş tay korusun
Rüzgâr olsun sana serçelerin sürüsü
Yüreğine sokulmasın acıların birisi
Sevdaların kuyusunda ışıklanıp uyusun
Uyusun da yalım yalım öpüşlenip büyüsün
Büyüsün de sırım sırım yiğitlenip yürüsün.
Bebek seni kelebek,
Seni sevinçlerin irisi
Seni merak hareket
Gonca veren bereket
Umutların büyüsü
Muştuların sayısı
Seni azıdişleri
Kuzuların düşleri
Seni kırlar
Seni nar,
Ceren, ceylan şarkılar
Seni özlemlerin iyisi
Çiçek çiçek kaysılar
Filiz filiz uyutsun
Çağıl çağıl büyütsün.
Sana ırmakların köpüğü
Sana kucak kucak yeşillik
Asmaların sürgünü
Yuvadaki üveyik
Işık olsun yetişsin
Yetişsin de
Şu dünyanın karaları
Yaşamanın yaraları
Yangınların çıraları
Köşe bucak kaçışsın.
Bebek, sana nişan olsun coşkuların gelini
Koklayasın dileğince yıldızların gülünü
Dar gününde, dağlar senin sıkı tutsun elini
Bebek,
Seni hayat
Seni hayat korusun...
Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,
ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.
Sen yoktun...
Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi,
her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış
her kaldırım taşında senin adını aradım.
Sen yoktun...
Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.
Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken
beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.
Sen yoktun...
Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra,
kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa haykırdım hasretimi.
Sesimi duyacaksın diye bekledim.
Sen yoktun...
Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi,
geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen
atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep aynı
hayâl kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni.
Sen yoktun...
Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına
uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun
beni çekip almasını istedim. Olmadı.
Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kaç gece
merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye.
Sen yoktun...
Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar
yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı.
Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.
Hayat; merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra
gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.
Sen yoktun...
Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım.
Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara
vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adı duyulmamış
kasabalara gittim. Senden bir iz aradım.
Sen yoktun...
Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim
bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan.
Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.
Sen yoktun...
Gözümden bir tek damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana
kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin
öyküsünü kimselere anlatamadım.
Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi.
Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.
içimi dökecek bir insan aradım.
Sen yoktun...
Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer
birer düştü sokaklara. Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.
Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup
aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama. Sen yoktun...
kaynak: balca net
tanım: hiç kimsenin bir kimseye yazdığı kimsesiz şiir.
Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.
Akşam alacasında, gözlerinde ferahlı bir
gülümseyişle döner ya baba,
elinde yemiş dolu bir sepet ve serinlesin diye
şu pencere önüne konmuş testi gibi
ter damlalarıyla alnında;
barış, budur işte...
Barış, sıcak yemeklerden tüten kokudur.
Akşamda yüreği korkuyla ürpertmediğinde
sokakta ani fren sesi ve çalınan kapı,
arkadaşlar demek olduğunda sadece,
barış, açılan bir pencereden,
ne zaman olursa olsun gökyüzünün,
renklerinden uzaklaşmış canlarıyla dolmasıdır içeriye.
Bayram günleri çalan gözlerimizde.
Barış budur işte.
Bir tas sıcak süttür barış
ve uyanan çocuğun
gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Bacaklar uzanıp, ışık ışık
diye fısıldarlarken birbirlerine
Işık taşarken ufkun yalağından,
Barış budur işte.
Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü
gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
Cumartesi akşamı berberden
pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi;
Barış budur işte...
Komiserim,
şikayetçiyim, komplo kurmuşlar.
Göğü boyamışlar,
daha bir parlak daha bir mavi .
Denizi de,
daha bir yeşil, daha bir derin.
Benden duymuş olmayın ama,
şarkıları da değiştirmişler
neşe katmışlar müziğe,
sözler de daha bir anlamlı
şiirler de öyle.
Yutturamazlar,
yollara yay döşemişler kesin
bastıkça geri tepiyor insan.
Çiçekler, ağaçlar ve kuşlar da
alet bu işe...
Bir koku, bir cıvıltı var ki havada..
Ha, bir de insanlara
rüşvet yedirmişler belli,
geçerken bakıp bakıp gülümsüyorlar.
Rüzgâr da, güneş de payını almış
daha bir serin, daha bir sıcak.
Yok canım, baharla ilgisi yok bunun.
O kıza aşık da değilim eminim.
Kesin bir komplo bu komiserim.
Şikayetçiyim!!!
Ertelenmiş sözler var dilimde
Buruşmuş bir kâğıdın içinde duygularım.
Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kâğıtta
Hiç bir şey için geç değil belki
Belki, şimdi tam zamanı.
Bir de yürek sözden anlasa...
Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar
Bir kaçış ki, bu insanı kendinden eder
Sorular döner beynimin içinde
Beynin içinde satır satır işlenir duygular
Bir gün sonraya ertelenir hergün.
Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem
Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak
Bir şelale gibi olsam
Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine
Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına
Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa.
Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam
Kendimin kendimle savaşı bu
Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı
Korkularımızın esiri olmuşuz
Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda
Ertelemiş sevdalar yaşarız
Ertelenmiş dostluklar
Ertelenmiş kendini buluşlar.
En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz.
Oysa sevmek, daha kolay gözükür korkmaktan.
Sevsek hesapsızca,
Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri.
Sözcükler aksa billur bir su gibi
Ertelemesek yaşamımızı.
Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar
Bir umut ışığı yanar yürekte
Umudu erteleriz bu sefer
Umudu erteleriz bir sonraki güne.
Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı
Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi
Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.
Çok eski zamanlarda, bugün bizim Çanakkale Boğazı dediğimiz Hellaspontos'un Avrupa kıyısında, Sestos adını taşıyan bir şehir
bulunuyordu. Bu şehir surları arasında Aphrodite için yapılmış
büyük bir tapınak vardı. Bu tapınakta Hero adında çok güzel bir
rahibe vardı, bu rahibe güzelliği ile dillere destan olmuştu. Aphrodite mabedindeki kumrularla ilgilenen Hero'yu görenler
onu Aphrodite'in kendisi zannederlerdi.
Bu genç rahibe güzel olduğu kadar alçak gönüllüydü de. Bu
yüzden Aphrodite bu kızı kıskanmak bir yana onu çok severdi.
Her sene ilk baharın gelişi ile birlikte Sestos'ta şenlikler düzenlenir,
çevreden insanlar akın akın buraya gelir, Aphrodite'in mabedini
ziyaret ederlerdi. işte böyle bir bayram günü Leandros adında
yakışıklı bir genç Aphrodite'in mabedindeki bir ayine katılmıştı .
Abydos'lu olan Leandros getirdiği hediyeleri sunmak üzere mihraba
yaklaştığında; güzel rahibe Hero'yu görünce aklı başından gitmiş ilk
bakışta ona aşık olmustu. Ayin boyunca gözlerini güzel rahibeden
ayıramamıştı. Sanki karşısındaki Aphrodite'in ta kendisiydi.
Leandros gün batıncaya kadar mabedinin bir köşesinde bekledi.
Ziyaretçiler birbir mabedi terk edince yavaşça tek başına kalan
Hero'ya yaklaştı. Rahibe genç delikanlıyı görünce ürkerek geri
kaçtı. Ama Leandros onu durdurdu. Ve oracikta mihrabın
önünde Hero'ya duyduğu aşkı dile getirdi. O günden sonra
Leandros Hero'nun tüm itirazlarına rağmen her gün mabede
gelip genç rahibeye duyduğu aşkı anlattı. Hero defalaca ona
bir rahibe olduğunu ve böyle bir aşka karşılık veremiyeceğini
söylediyse de Leandros pes etmedi. Duyduğu sevgi öylesine
büyüktü ki, bir gün mutlaka karşılığını alacağına inanıyordu.
Tüm çabaları ve ısrarları sonunda arzusuna kavuştu. Hero da
onu seviyordu ancak aralarında büyük bir engel vardı.
Hero, deniz sahilinde ıssız bir kalede yaşlı bir kölenin kontrolü
altında yaşıyordu, üstelik Leandros'un yaşadığı şehirle aralarında
deniz vardı. Ama Leandros aşkı uğruna herşeyi yapmaya hazırdı.
Buna, gece karanlığında yüzerek denizi geçmek de dahildi.
O akşam yaşadığı şehre geri dödüğünde sahile inerek denizi
seyretti, gözleri ile karşı kıyıdaki kaleyi arıyordu. Bu sırada
rüzgâr şiddetini artırmış, bulutlar ayı ve yıldızları kapatarak ortalığı
karanlığa boğmuştu. Issız kalede köle ile birlikte oturan Hero
endişe ile dışarıyı izliyordu. Bir ara yaşlı kadına dönüp; "Bu
korkunç gecede kim bilir kaç balıkçı yolunu bulup evine
dönemeyecek. Bence karanlıkta yolunu kaybeden denizcilere
yol göstermek, onları felaketten kurtarmak için kalenin üstüne
bir meşale yakarsak Aphrodite'yi de sevindirmiş oluruz" dedi.
Bu sözlerle yumuşayan yaşlı kadın, kalkıp bir meşale yaktı ve
kalenin tepesine kolayca görülebileceği bir yere koydu. Esen
rüzgâr onu canlandırdı alevi daha da yükseldi ve etrafı aydınlattı.
Hero heyecanla dışarıyı seyrederken duyduğu bir sesle kalbi küt
küt atmaya başladı. Denize doru baktığında dalgalarla boğuşan
birini gördü bu Leandros'tan başkası olamazdı..onu yaşlı köle de
görmüştü. Aşağı inip delikanlıya kıyıya çıkabilmesi için yardımcı
oldu ve onu rahibenin odasına götürdü. Leandros yorgunluktan
bitkin ama sevdigini görmekten mutlu bir halde genç rahibeye
sarıldı. Yaşlı köle buna çok şaşırmıştı ancak onlara engel olmadı.
O günden sonra Leandros her gece Hellaspostos'u yüzerek geçip
sevdiğine ulaşıyordu. Günler haftalar aylar geçti, güzel yaz günleri
geride kaldı ve kışa yaklaştılar. Deniz eskisi gibi sakin ve sıcak
değil, dalgalı ve soğuktu. Hero her gece yüzerek bogazı geçen
Leandros için endişelenmeye başlamıştı bu yüzden ona bir süre
birbirlerini görmemeleri gerektiğini söyledi. Bahar gelinceye kadar
ayrı kalmaları gerekiyordu. Kışın boğazı yüzerek geçmek çok
tehlikeliydi. Leandros her ne kadar istemese de sevdiğinin bu
isteğine boyun eğdi. Ve bahara kadar gelmeyeceğine dair ona
söz verdi. Ama bu ayrılığa sadece bir kaç gün dayanabildiler.
Leandros, Hero'nun yolladığı özlem dolu mektubu okuyunca
daha fazla dayanamayarak, düşünmeden kendini azgın dalgaların
kucağına attı ve bir an evvel sevdiğine kavuşabilme arzusu ile
dalgalarla boğuşmaya başladı. Fırtına arttıkça artıyor, dalagalar
daha da aşılmaz bir hal alıyordu. Hero'nun yaktığı meşale şiddetli
rüzgârlardan sönerek ortalığı karanlığa gömdü. Heyecan içinde
Leandros'un yolunu gözleyen Hero, yaşlı köle uyuduktan sonra
gizlice sahile indi ancak orada dalgaların kıyıya attığı sevdiğinin
ölüsü ile karşılaştı. Bu acıya dayanamayan Hero sevgilisine
sarılarak kendini öldürdü. Kasabalılar bu haberi duyunca yas
elbiselerine bürünüp kaleye geldiler ve iki sevgilinin cenaze törenine
katıldılar.Onları deniz kıyısında aynı mezara gömdüler ve Onların
anısına boğazın azgın sularına güzel kokulu çiçekler attılar.
BUNCA YIL YAŞAMIŞSIN
HAYATTAN PAYINA DÜŞENi ALMIŞSIN,
DÖNEN BU ÇARKLARIN ARASINDAKi
GÖREViNi YERiNE GETiRMEYE ÇALIŞMIŞSIN.
MUTLAKA SEVMiŞSiN, SEViLMiŞSiN
DOSTLARIN, ARKADAŞLARIN VARDIR.
HATTA; SEViYORUM SANDIĞIN BiR SEVGiLiN VARDIR.
BELKi, BANKADA DÜNYAYI SATIN ALACAK KADAR
YÜKLÜ BiR HESABIN,
BELKi DE CEBiNDE SADECE NEFES ALACAK KADAR
YETERLi PARAN VARDIR.
AMA ZAMAN ZAMAN SORARSIN KENDiNE
"BÖYLE Mi OLMALIYDI?" DiYE;
ÖYLE ANLARIN OLUR Ki; NiÇiN YAŞADIĞINI BiLMEZSiN
HERŞEY ANLAMSIZ GELiR.
YÜKSEK DAĞLARA, TEPELERE ÇIKIP HAYKIRMAK iSTERSiN
BELKi, DUYURABiLiRSiN SESiNi BiRiLERiNE
NE ÇARE?
"DELi" DiYECEK EN YAKIN DOSTLARIN BiLE.
VE... NEDEN, NiÇiN,
NEREYE KAÇACAĞINI BiLMEDiĞiN iÇiN.
O DiYARLARI TERKEDEMEZSiN!
"ÇOK ŞÜKÜR YAŞIYORUM." DERSiN.
HAYATIN SANA SUNDUĞUNU KABUL EDERSiN.
LÂKiN BEYNiNiN EN KUYTU KÖŞELERiNDE
HEP BiR SORU iŞARETi OLMUŞTUR.
YÜREĞiNiN EN DERiN YERiNDE
HEP BiR ATEŞ YANMIŞTIR,
BiR YANIN HEP EKSiK KALMIŞTIR.