gaziantep diş hekimliği fakültesinde ortodontist doçent. 16-17 sene önce cumhuriyet üniversitesi diş hekimliğine ortodonti tedavisi ön muayeneye gittiğimde bu abi bakmıştı..dişlerimi kontrol edip elime bir kağıt yazıp tutuşturarak alt kata inmemi söyledi.. ben alt kata inerken tabi o minik kağıda baktım ne yazıyor diye..bişeler yazıyor ama anladığım tek şey sondaki ifade, o da "oral sökücü" aman allahım o da ne! ödüm koptu tabi..kan ter içinde ordaki görevliye kağıdı uzatıp korkuyla bu ifade ne ola ki deyu sorduğumda; "haa, o doktorun ismi" dedi..ben şaşkınlıkla kopma kıvamında bir hale geçtim tabi haliyle:))
zavallı amcamın "tamam adın güzel de, adın ne" diye sorgulamalara maruz kaldığı ismi. tahminime göre bu ismin ilk çıkışı peygamberimizle bağlantılı olabilir.. adı güzel kendi güzel muhammed. ismi didikle sitesi verilerine göre de:
--spoiler--
Ülkemizde yaklaşık her 29,448 kişiden birinin adı ADIGÜZEL ve ismin yaygınlık oranı binde 0.03. ADIGÜZEL adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 16-03-2010 13:30 itibariyle yaklaşık 2,196 kişinin isminin ADIGÜZEL olduğu ve ADIGÜZEL isimli kişi sayısının her yıl ortalama 36 kişi arttığı tahmini yapılabilir.
--spoiler--
elektronik cihazların radyasyonundan kaynaklanan zararları en aza indirerek insanı koruduğu iddia edilen ürünlerin markası. kolyesi filan var bunların. eğer gerçekten işe yarıyorsa herkesin saldırması lazım bu ürünlere. hele ki cep telefonu olmadan yaşayamayacağımızı sandığımız şu asırda.. web sitesi: http://biopro.com.tr/
belcika'da hıristiyan demokrat parti'den aday olup belçika'nın en büyük belediyesine meclis üyesi seçilererek başörtüsüyle özgürlüğünü ifade eden 23 yaşındaki kadın.
kemalist ve tabu kelimelerinin kesişmesi ile türetilebilmiş kelimedir. her olayda, her durumda atatürk ile bir bağlantı kurma girişimi de bu tabunun bir yan etkisidir.
(bkz: ataturk un ruhunun rte nin icine girmesi/@istanbul)
istemdışılaşmışsa ve sonrasında ne kadar pişmanlık duyulursa duyulsun bir gün sonra yine aynı şekilde hüküm sürüyorsa bedene, çileden çıkaran ve akşam yatınca uyuyamama yan etkisine sebep olan eylem..
sarajevo nam-ı diğer saraybosna'nın kuzeydoğusunda yer alan bir ilçe.. bosna'da iken bol bol etrafta bu ismi görürsünüz, zira oradan çıkmakta olan bir maden suyu markalaşmıştır ve dört bir yanda reklamı mevcuttur..
yeni anayasa taslağının hazırlandığı şu dönemde demokratik hakların arttırılmasını hazmedemeyen bir takım şahısların ve dahi kurumların davranışlarıdır.
normal karşılanması gereken tepkilerden ibarettir, zira adı üstünde.. son çırpınışlardır..
türkiye cumhuriyeti demokratik olacaktır..
kim ne derse desin.. *
her şeyin kendisine muhtaç olduğu ama kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı yegane yaratıcı anlamındaki cenab-ı hakkın 99 isminden biridir.
bu ismin abdussamed yani samed'in kulu şeklinde kullanılması gerekirken allahın böylesine zati bir ismini insanoğlunu çağırmakta rahatlıkla kullanmak anlaşılmazdır.
hiç olmazsa samet denilerek bir derece bu hata bertaraf edilebilir belki..
türkiye'de olmayan, olması şiddetle * beklenen * anayasa türü. hasan cemal 22temmuz2007 tarihli yazısında gayet güzel ifade etmiş:
Sivil anayasa!
Türkiye'de anayasa sorunu, 'asker sorunu'dur! Çok mu basite indirgedim?
Belki... Ama bu cümledeki gerçek payı ciddidir.
Devam ediyorum.
22 Temmuz sonrası nasıl bir Türkiye yazılarımın sonuncusu, sivil anayasa başlığını taşıyor.
Bilemiyorum, belki de çok eskilere giden bir özlem bu.
Türkiye'nin elbette bir anayasa sorunu vardır. Kendimi bildim bileli anayasa derdi çeker bu ülke.
Anayasa uzmanı değilim. Ama idare edecek kadar siyaset bilimi okumuş, 27 Mayıs'tan bu yana askeri darbeler görmüş ve siyaseti yorumlayarak izleyen bir gazeteci, bir yazar olarak, hiç kuşkum yok, Türkiye'nin hem de kökleri bayağı derinlere giden bir anayasa sorunu var.
Şöyle bir düşünün:
27 Mayıs Anayasası...
12 Mart Anayasası...
12 Eylül Anayasası...
Hepsi asker yapımı değil mi?
Öyle.
Hiçbiri sivil yapımı değil.
Üçü de askeri yönetimlerin, darbelerin ürünü. Hiç kuşkusuz siviller de çalıştı bu anayasaların yapımında. Ama namluların ucunda, süngülerin gölgesinde yapıldı hepsi...
Bir de ortak yanları var:
Halkın oyuna ya da seçim sandığına dönük güvensizlik...
Bu nokta otuz yıldır hâlâ kurtulamadığımız 12 Eylül (1980) darbesinin ürünü olan bugünkü anayasada fazlasıyla belirgindir.
Peki, bu güvensizlik niye?
'Seçilmişler'e güven yok da ondan.
Bir başka deyişle:
Bu güvensizliğin altında demokrasi korkusu yatıyor.
'Fazla demokrasi'de seçim sandığı yoluyla Türkiye'de 'irtica'nın değirmenine su taşınacağı, bölücülüğün güçleneceği kaygısı yatıyor bu güvensizliğin altında.
Sandıktan çıkanlar sonra askerin işine karışır kaygısı yatıyor bu güvensizliğin altında.
Çankaya bu yüzden çok güçlü 12 Eylül Anayasası'nda!
Cumhurbaşkanı-Anayasa Mahkemesi-YÖK üçgeni bu nedenle kuvvetli kılınmış. 12 Eylül askeri darbesi, sivil siyasetin alanını daraltmak için bu üçgeni anayasal açıdan sağlam kazığa bağlamış. Rejimin tepesinde bir asker-sivil bürokrat blok, sivil siyaseti kontrol altında tutmak için oluşturulmuş...
Şöyle de söylenebilir:
12 Eylül darbesi, millet egemenliğine karşı, Meclis iradesine karşı fazlasıyla kuşkulu bir zihniyetin ürünüdür.
Asker, sivil siyasetin alanını daraltmak ve örneğin Kürt sorunu gibi bazı konuları kendi tekelinde tutabilmek için bu kuşkusunu kurumlaştırmış 12 Eylül Anayasası'nda.
Son kez yaşadığımız, bugün de hâlâ bitmemiş olan Çankaya savaşları da askerin rejimi, cumhurbaşkanlığı dahil bazı bakımlardan kendi vesayeti altında tutmak istemesinden kaynaklandı.
Çankaya-Anayasa Mahkemesi-YÖK üçgeni bunun için hareketlendi.
Mitingler bu nedenle yapıldı.
367 böyle ortaya atıldı.
YÖK, 367'yi böyle savundu.
Baykal, mahkeme yolunu böyle açtı. 27 Nisan Muhtırası böyle verildi. Ve Anayasa Mahkemesi'nde 367 kararıyla hukuk böyle eğildi büküldü, hatta siyasete alet edildi.
Lafı uzatmak yersiz.
Türkiye'nin sivil bir anayasaya, toplumsal mutabakata dayalı bir anayasaya gerçekten ihtiyacı var.
Rejimin parlamenter yapısını güçlendiren, kuvvetler ayrılığını belirginleştiren, cumhurbaşkanının yetkilerini sembolik düzeye indirirken, doğrudan halk tarafından seçilmesini sağlayan, seçilmiş-atanmış dengesini yerli yerine oturtan, 'asker sorunu'nu anayasal düzeyde çözen yeni bir sivil anayasa yaparken, seçim ve partiler düzenini de yasal açıdan yenilemek...
Ve bütün bunları, parlamento içinde varılacak iktidar-muhalefet mutabakatı sonrasındaki bir halkoylaması ile, toplumsal mutabakat ile gerçekleştirmek, Türkiye'nin ilk 'sivil anayasası'nı...
Var mısınız, iktidarıyla muhalefetiyle tüm siyasal güçler elbirliği yaparak bu ülkenin ilk sivil yapımı olacak gerçekten demokratik anayasasını yaratmaya?..
Böylesi, demokratik ya da özgürlükçü bir başkaldırı anlamına da gelirdi.
Hayal mi?
Neden hayal etmeyeyim?
Hayal kurmadan yaşanmaz ki.
iyi pazarlar, iyi seçimler!
Dr.gary chapman'ın, her insanın sevgiyi 5 şekilde ifade edip algıladığı tespitini yaptığı kitabı.
chapman'a göre 5 sevgi dili şöyle:
1-NiTELiKLi BERABERLiK
2-ONAY SÖZLERi
3-ARMAĞANLAR
4-HiZMET DAVRANIŞLARI
5-FiZiKSEL TEMAS
*
--spoiler--
Eğer sevginizi, eşinizin anlamadığı bir dilde ifade ediyorsanız, sevgi gösterdiğinizi hiç anlamayacaktır.
Sorun iki ayrı dil konuşmanızdadır.
Belki kocanız cesaret verici sözler duymak istiyor ama siz bir akşam yemeği pişirmenin onu neşelendireceğini düşünüyorsunuz.
O kendisini hala kötü hissederken, siz hayrete düşüyorsunuz.
Veya, belki de eşiniz, çocuklardan ve TV'den uzakta sizinle beraber olmayı çok arzuluyor. Ona verdiğiniz çiçek de ona değer verdiğinizi anlatmıyor.
5 SEVGi DiLi'nde,nasıl olduğunu anlamadan,sevginin eşsiz dillerini konuşmayı,anlamayı ve eşinize sevginizi etkili bir şekilde gösterip,karşılığında gerçek sevgiyi bulmayı öğreneceksiniz.
_Gary Chapman_
--spoiler--
Fransızca "laminante" olup, ısrarla "laminat" diye telaffuz edilmeye çalışılan yüzey kaplama malzemesi.
Yapay reçine çözeltisi emdirilmiş kâğıtların üst üste konularak sıcak preslerde basınç altında sıkıştırılması ile elde edilen kaplama ve döşeme malzemesi.*
ayna karşısına geçilip epeyce bir süre kendini izleyen insanın karşı karşıya kaldığı durum. inanmayan ve şimdiye kadar denememiş olan bir denesin. belli bir süreden sonra "yok daha fazla bakamıycam.." diyor musunuz, demiyor musunuz..?