Nam-ı diğer Çanakkale Sinema Topluluğu, her on beş günde bir ücretsiz ve eğitim amaçlı film gösterimi yaparak, sahnelerin konuşulduğu ve tartışıldığı sinema atölyesidir. Çanakkale'nin sosyal hayatına renk ve değer katmasını temenni ediyorum. Film gösterimleri belediye iş merkezi erkan yavuz sahnesinde gerçekleştirilmektedir. Duyurulur.
gerekli gereksiz her şeyi hatırlayarak insanın kendine anılarıyla zulmetmesi. iyi bir hafızanın faydalı olduğu zamanlar muhakkak ama dönem dönem geçmişin silinmesi gerekiyor. ilkokulda yaşanan bir olayı tüm detaylarıyla hatırlamak, ya da izlenilen bir filmin repliklerini ezbere söyleyebilmek çoğu kez can sıkıcı ve yorucu. öte yandan hafızadan yok olması gereken olay ve kişileri dimağında taşımak bünyeye salt zarardan başka bir şey değil.
bütün değerin sadece görünümde olduğu, insan ve ona ait her şeyin fiyatlandırıldığı, 21.yüzyılda gelinen noktadır. pazarlama üzerine kurulu bu sistem içerisinde elbette "insanlık" payını alacaktı. mühim olan ise ne olduğun değil, kendini kaça satabildiğin. çünkü bir tuvalet kağıdı reklamında da belirtildiği üzere; sen daha iyisine layıksın!
hakan günday'ın kinyas ve kayra romanında bahsettiği karakter tipidir. gündüzleri topluma karışan, geceleri ise tehlikeli mecmualar okuyan, ceplerinde anarşik ve nihilist fikirlerin eksi olmadığı medeniyetin defolu adamları, uç fikirlerin ateşli savunucularıdır. onlar asla gerçekleştiremeyecekleri eylemleri akşamları cemiyet ortamında öfkeyle kusar, sabahları ise herkes gibi kalkıp düzenli hayatlarına devam ederler. orta sınıf burjuvazisinin güvenli ortamını terk etmeyi göze alamazlar. bu yüzden iki ayrı hayat sürdürmeye mahkumdurlar.
geçimini virüse rağmen sağlamak zorunda olanların, halihazırda emeğini satarak gerçekleştirdikleri faaliyettir. ilk defa işe gelirken insanların gözlerinde korkuyu okudum, bir yerde evde oturup paranoyaya bağlamaktan iyi ama adil mi orası tartışılır. tüm çalışan emekçi arkadaşlara selam olsun.
aslında namussuz olmanın çok daha iyi olacağını anlatan durumdur. toplumun kara kutusu olan namus kavramını herkesin farklı yorumlayıp, pratiğe geldiğinde ise yorumlarıyla çelişkili davranmasını anlatır. bu kavram nazarında şunu da hemen belirteyim, bugün insanlık bu derece pisliğe batmışsa biliniz ki sebebi hep yarım yaptığı işlerle ahkam kesmesindedir. sonuna kadar git ve dibe vurmadan dönme. zirveye çıkmadan manzara seyretmeye kalkma insanoğlu.
uzun zamandır görüşmediğiniz eski arkadaşınızla rastlaşınca yaşanabilecek bir hadisedir. ayaküstü yapılan sohbette, hayat nasıl gidiyor ve neler yapıyorsun türünden gelen sorulara düşünmeden verilen onlarca cevaptan sonra vedalaşıp, herkes kendi yoluna giderken şimdi neden bu kadar şey anlattım, ne gereği vardı diye insan kendini sorgulamaya başlar.
Caner Yaman'ın güzel kaybettik kitabında yer alan bir cümledir. Gerçekte insanın, toplum tarafından öğretilmiş değerlere ve bilhassa doğrulara ne derecede tutsak edildiğini ifade etmeyi amaçlayan, absürt duruşunun yanında içinde gizli bir mesaj taşıyan anlatım. Ailelerimizin bizlere öğrettiği ama onlar da dahil kimsenin varlığını sorgulamayı aklından geçirmediği sayısız "doğru" ile kuşatılmış durumumuza, belki öyle olmayabilir ya da olmak zorunda değil demenin bir yolu.
artık hiçbir şeye inanmıyorum şeklinde devam edebilecek bir sözdür. evet insanın kendini aldatması pekala mümkün olabiliyor. mesela bir şeylerin düzeleceğine inanmamıza rağmen kendimize bu yönde verdiğimiz telkinler. ya da bile isteye yaptığımız hataların sorumluluklarını başkalarına yıkma gayretlerimiz. tükenmeyen mesnetsiz avuntular. velhasılıkelam insan bir defa başladıysa yalanlara, artık kaçışı yok her şeyden şüphe duyacaktır.
plan ve program dahilinde yaşayan ve kendi kurdukları sistemin içinde daima güvencede olacaklarına inanan, kısmen obsesif insanlara özgü bir eylemdir. bütün değişkenleri kontrol etmek insanın elinde olmadığı için bu kontrol çabasının bazı durumlarda insanı hüsrana uğratması muhtemeldir. her şeyi kontrol etmekten vazgeçip olacağına bırakmak ise ayrı bir sorunsaldır. ama belli ölçülerde yapılan kontrol insanı akıntıya kapılmaktan koruyacağı için elzemdir.
italyan bilim insanı ve yazar umberto eco'ya ait düşündürücü sözdür. mutlu insanlar da dahil herkesin bir hikayesi muhakkak ki vardır ama büyük acıların bıraktığı tahribatlar ve onların öyküleri şüphesiz daha ilgi çekicidir. birçok roman ve hikaye bu mutsuzlukları konu edinmiştir. önemli yazarların kendi hayat hikayelerinde de bu duruma rastlarız.
(bkz: franz kafka)
büyük şairler yaratan kadın tipidir. tercihleri yanlıştır ama güzel şiirler yazılmasına vesile olan, kalbin karanlık köşesinde mütemadiyen saklanacak olan kimselerdir.