Ekşi sözlüğe ve uludağ sözlüğe günün belirli saatlerinde maruz kalan herkesin zamanla katılacağı tespit.
Ekşi sözlükte çok yoğun siyasi trol örgütlenmesi var ve sözlük gündemi bile timurun fillerinin bakıcısı denilen bir hesapla yönetiliyor. Başlık Altında yazılanlar da birbirinin benzeri sıkıcı, uzun girdilerden oluşuyor. Uludağ sözlük bu sorunu nasıl çözmüş bilmiyorum ama bilgi derinliğini arttırdıkça daha sağlıklı bir kitleyle ekşi sözlüğün gelişmiş formu olarak hizmet sunabilir.
Duyguların birbirine karışması durumundan muzdarip bir grup insanın yaşadığı deneyimi anlatan kavram.
House md 4. Sezon 2. Bölüm (right stuff) bölümünde de bahsedilmiştir. Tabi bu bölümde akkiz sinestetin yaşadığı deneyimler anlatılmış.
Çünkü sonradan ortaya çıkan sinestezi deneyimlerinin beyin tümörleriyle de ilişkisi olabildiği biliniyor.
Bölümde de greta isimli bir savaş pilotu yüksek sesleri kırmızı görmeye başlıyor ve simülasyon sırasında bu anormalliği fark ediyor. Vakanın sonunda vhl sendromuna bağlı beyin tümörünün geliştiği teşhisi konuluyor.
Bazı çalışmalar sinestezinin sonradan da oluşturulabilecegini fakat körelmeye teşne bir özellik olarak hergün pratik yapmak gerektiğinden bahsediyor. Tabi doğuştan sinestet olan kişiler için pratiğe gerek yok ve bu kişilerin ortalamanın üstünde hafıza ve matematik gücüne sahip olduğu da düşünülüyor.
kabul etmek gerekirse bir lütuf.
V tipi atp-azlar sayesinde bulunduğu asidik ortamda atp gerektirmeden sindirim yapabilen ve bu yönüyle proteozomlardan ayrılan bir organel. Ayrıca golgide fosforillenerek lizozomda işlev görecek enzimlerin lizozoma yönlendirilmesinde gerekli sinyal molekülü olan mannoz 6-fosfat eksikliği de lizozomal i hücresi hastalığı olarak bilinmektedir.
Klorokin, lizozomal enzimleri inhibe ederek etkisini gösterir ve bu yönüyle tus sınavı açısından soru potansiyeli taşımaktadır.
Sezonun draft'ını kendi adına güzel kapattığını düşündüğüm David campbell kaptanlığında play-off potansiyelini bu sezon için koruyan bir nfl kuzey takımı.
Geçen sezondan önceki sezon yaşadığı şanssızlığın temelinde yedek oyuncu derinliğindeki eksiklikten doğan çaresizlik yatıyordu. Montgomary gibi manyak bir receiving'in sakatlığı moral bozmuştu ama savunma hattındaki iki sakatlığın commanders maçıyla buluşması büyük talihsizlikti. O sezon lions taraftarları için yıkım gibi bir şeydi commanders maçı. Ama bugün değerlendirince takımda yedek oyuncu alternatifi daha güçlü olsaydı bu talihsizlikler için de alternatif planlar geliştirilebilirdi. Bu yüzden bence lions geçen sezonlara kıyasla bu sezon istediğini alan bir takım oldu ve sahada karşılığını göreceğimize inanıyorum. 2025 sezonuna girmek dahi istemiyorum lions için tarihi bir hezimetti ilk defa play-off bile görememişti ama bakın hep aynı sorunla karşılaşıyoruz takımı sırtlanabilecek oyuncuların eksikliği bir türlü giderilemiyor. Sam la porta sakatlanınca takım çöküyor. Bence lions bu sezon draft'ında ilk defa bu sorunu görmüş ve takıma yeni bir kimlik kazandırmaya başlamış, heyecanla 13 Eylül New Orleans Saints ile mücadelelerini bekliyorum.
Göreceksiniz lions'ın savunma hattına kattığı oyuncu derinliği ilk maçtan itibaren kendini fark edilir şekilde hissettirecek.
2026 yılında odyssey ile birlikte vizyona girmesi heyecanla beklenen birkaç filmden birisi.
ve gayet de başarılı bir sonuç ortaya çıkardı.
Jaafar jackson zaten birçok yerde yeterince övülmüş ve oscar adayı olma potansiyeli şimdiden yazılmış, çizilmiş. Bir katkım olması adına filmde bir süper markette michael'dan imza alması için çocuk hayranları geliyor ve michael'ın onlarla olan iletişimine bakın ve mj'nin gerçek hayatta hayranlariyla videolarına bakın ikisini ayırt etmekte şahsen zorlandım. Zaten dans performansına girmiyorum bile film boyu içim kıpır kıpır olmuştu. Dikkatimi çeken noktalardan biri çocukluk yıllarını canlandıran Juliano Valdi de bence michael'ın bakışları üzerine çok güzel çalışmış. bakın filmin bir sahnesinde michael, babası Joseph onu odasında beklerken duvara asılı çocukluk resmine bakarak odaya giriyor ve o fotoğraftaki çocuğun çaresiz bakışlarıyla michael'ın babası Joseph'e bakışları tamamen aynı.
Neverland malikanesi deyince hepimizin aklına mj'a atılan bazı suçlamalar çevresinde dönen polemikler geliyor. Fakat filmde rüya gibi bir atmosfer sunulmuş, keşke bu çiftlikte o ailenin bir parçası olsaydım diyorsunuz. Maymun bubbles gerçek bir maymun olmamasına karşın bu atmosferin içinde hiç sırıtmıyor mesela.
Filmde mj'nin koyu bir peter pan hayranı olduğundan da bahsediliyor, yamulmuyorsam neverland çiftliği de peter pan evreninde yer alan var olmayan ada anlamına gelen bir diyar. Aslında filmde taciz olaylarına dolaylı yoldan yanıt veren birkaç nokta varsa onlardan biri kesinlikle mj'nin peter pan sendromu diyebiliriz. Burada çocukluğunu, babasının bencil hırsları yüzünden kaybetmiş bir insan var. Filmde Annesiyle diyaloglarına bakın küçük yaşta ünlü olması sebebiyle çocuklarla gerçekten çocukça bir arkadaşlık kuramıyor. Ve bunun özlemi içinde. Çocukluğunu yaşayamamış birinin büyümeyi reddetmesini anlayabiliyorum. Ve mj tam olarak bu sorun nedeniyle hayalini kurdugu neverland çiftliğinde peter pan gibi çocuklarla keyifli vakit geçirmek istemiş. Taciz olaylarına verilen dolaylı yanıtlardan bir diğeri de 3. Derece kafa derisi yanığı olan birinin ağrı kesiciler ve rekonstruktif işlemlere maruz kalacağı doktoru tarafından kendisine bildiriliyor ve çocukları uyuttugu söylenen propofol denilen maddenin esas hikayesi de buraya dayanıyor. Ayrıca bir sahnede vitiligo tedavisi için kullanması gereken ve taciz iddialariyla ilişkilendirilen kremden de bahsediliyor. Benoquin.
Konu çok dağıldı gelelim filme niçin gitmelisiniz sorusunun cevabına:
Başından sonuna sıkıldığım tek bir dakika bile olmadan müzik ve dans şenliği eşliğinde çocuk ruhunu koruyan harika ve farklı bir insanın başarılı oyunculuklarla anlatısını sizin de kaçırmamanız için öneriyorum. Filmi ailenizle de izleyebilirsiniz bu arada rahatsız edici tek sahne hatırlamıyorum.
izlediğim en başarılı uyarlama film olmasına rağmen kitabının bende bıraktığı izi filmle yakalayamadığım
n. H. Kleinbaum tarafından kaleme alınmış eser.
Kitapta alıntısı yapılacak birçok söz olmasına karşın knox overstreet, Neil ve pitts'in havadan sudan konuştukları mevzulardaki tavırları ve sözleri bile çok hoşuma gidiyor. Bu kadar kısacık bir hikayede böylesine güçlü bir karakter kurgusu ve düşünce, duygu derinliğine nasıl ulaşabilmis yazar anlayamıyorum. Kitabın benim için en harika tarafı sizin de kabul edeceğiniz gibi carpe diem meselesi. Aslında buradaki carpe diem'in derinlikten yoksun bir basiboslukla gösterilen davranışlar olduğu dusunulmesin. Buradaki carpe diem'i; yaşamın bize sunduğu anın bir cesaret kaynağı olarak anlatılması, anın kokusunu hissederek ortaya çıkan bir doğal ilhamin, hareketin başlaticisi olarak düşünülmesi daha doğru olur.
işte o carpe diem'den dökülen bazı hoş satirlar:
Knox:
Gülünce yüzünde güller açıyor
Parıl parıl parlıyor gözleri
Hayat tamam oluyor, gönlüm ferah
Yeter ki bileyim o yaşıyor.
Uzerimi örten gecenin içinden
Bir kutuptan diğerine kara mı kara
Hangi tanrilarsa şukranlar benden
Fethedilemez ruhumu verdikleri için bana!
W. e. henley
"Muhteşem aşkı vardır güzel bir tazenin,
Ve aşkı bir adamın; sadık, sözünün eri,
Bir de aşkı vardır korkusuz bir bebeğin,
Hepsi de var olmuştur ezelden beri.
Ama aşkların en güzeli, en mükemmeli,
Anneye duyulan aşkın bile daha büyüğü,
O aşk ki sonsuz, müşfik, ateşli,
Zilzurna bir sarhoşun diğerine duyduğu.”
isimsiz yazar
Kitabın 7. Bölümünde ozanlarin carpe diem anlayışından yansıyan hislerini kurallarla doğallığıni bozmadan doğrudan aktarımının sözle bulusmus halini okuyabilirsiniz. Benim için de en keyifli bölümdü doğrusu.
Aranıza yeni katılmış çaylak arkadaşınızın sizinle tanışma hikayesi de bu güzel hikayenin bir parçası olma dileğimi belirtmemle başlasın.
Orijinal serisinin sıkı takipçisi olarak kurgusuna ve anlatım perspektifine hayran kaldığım bölümlerini paylaşmak istediğim seri.
Paylaşmak istediğim bölümleri seçerken x'teki treker delilerle uzun soluklu bir kavga bana destek oldu.
Tos 3. Sezon 8. Bölüm: For the World is Hollow and I Have Touched the Sky: burada aslında izleyicinin de inancına çarpıcı bir sorgulama metodu geliştiriliyor. Bir gezegen düşünün sonlarının yaklaştığını fark edip uzayda yeni yaşam formu bulunabilmesi adına üstün nitelikli ırklarından bir koloniyi uzay boşluğuna gönderip yapay bir dinle koloninin kurallarını, düzenini ve hedefini belirlesin. işte kaptan kirk ile bu koloninin sadık üyeleri arasındaki diyaloglarla kendinizi kaptan kirk'ün zihninizde bıraktığı soru işaretlerine yanıt verirken bulabilirsiniz.
Tos 2. Sezon 2. Bölüm: Who Mourns for Adonais?
Bu bölümde antik Yunan tanrılarınin üstün uzaylı ırkı olduğu ve beslendikleri enerji kaynaklarıyla muazzam bir güce sahip olmalarının verdiği kuralsız bir egonun insanın çaresiz başkaldırısi anlatılıyordu diye hatırlıyorum. Özellikle bu bölümde ilk defa tricorder'ın güç kaynaklarının keşfinde kullanıldığı bilgisine ilk defa ulaştığımı hatırlıyorum bu açıdan da ilginçti. Bir de tanrilarla kapisiyorlar lan çok garip değil mi.
Tos 1. Sezon 28. Bölüm: The City on the Edge of Forever: bu benim için star trek'in zirvesi. Bölümdeki karakter gelişimlerini ve özellikle mccoy, kirk ve spock arasındaki ilişki ağı ve gerilimin hangi çerçevede olduğunu belirleyen de çok yoğun bir bölüm. Cordrazine denilen adrenalin benzeri maddenin aşırı dozunda deliryumla karsilasabilecegimizi de ilk defa bu bölümden anlayabiliyoruz. Ayrıca geçmişe açılan bir portal kapıyla da ilk defa bu bolumde karsilasiyoruz bugün rick and morty serisinin ana fikri belki de tos 1. Sezon 28. Bolumdeki portal kapıya bağlıdır.
Spock'ın tricorder'ın zaman çizelgesindeki kırılmayı anlamak için icat ettiği mekanizmaya kadar her şeyine bayıldığım bir bölümdü. Sonunu anlatmayayim.
Tv plus üzerinden izlemekte olduğum it serisinin yeni yorumlarından biri.
1990 yılında kitap uyarlaması olarak başlayan maceraya getirilen yeni soluk.
Kendisini izletiyor mu evet. Korku unsurunu hikayenin tadını bozmadan sunabiliyorlar mi evet. Hikayenin geçtiği atmosfer çekiyor mu evet.
Diyaloglar ve oyunculuklar muhteşem mi evet
(Lilly, marge, rich, dick hallorann hepsi çok başarılı iş cikarmislar ama benim için zirve, binbaşı leroy hanlen. Kendisi niye hiç ovulmemis ekside hakkında başlık bile açılmamış anlayamadım. )
Tek bir kusuru varsa bence çocukların çevresinde dönen hikayelerin duygu yoğunluğunun zayıf kalmasi diyebilirim.
Şimdilik sadece ronnie sagolsun cocuklarin yasadiklarini anlamamizi saglayacak duygu yogunlugunu sunuyor. Lilly'nin hikayesi aşırı üzücü olmasına rağmen diyalogları biraz daha sığ kaldığı için karakter gelisimi istenilen noktaya varamiyor ve biraz eksiklik hissediyorum. Bu eksiklik de giderildi mi tam anlamıyla kusursuz ve tadından yenmeyecek bir seri diyebiliriz.
Mangitto denilen bir uygulamada turkce çevirisi çok orijinal hazırlanmış manga serisi.
Dövüş sahnelerindeki çizimler ilk 100 bölüm için konuşuyorum biraz anlasilmasi zor ama karakterlerin duygu aktarımı ve özelliklerini yansıtma açısından harika. Bir de midland adasının cizimleri, akincilar ordusu üyelerinin birbirleriyle diyalogları feci keyif veriyor, içine çekiyor. Caska ile guts arasındaki ilişki benim için çok yoğun, özgün ve aşırı samimi. okurken keşke tekrar tekrar karsilassalar diyorum içimden. hatta bu ikisinin evlendiği bir evrenn spin-off'u yapilsin erotic combat tadında okuyalım aşka gelelim istiyorum.
Yine corkus'un hedonik, realistik çıkışlarına bayılıyorum. Herif hepimizin içinde konuşmayı bekleyen realistik tarafımızla hikayeye bizi dahil ediyor.
Şimdilik her şey tadında umarım bozmaz.
Griffith'i bahse konu etmedim çünkü kendisi kusursuzca işlenmiş bir sürpriz yumurta. Ne yazsam ters köşe olacakmışım gibi hissediyorum.
Anlatacaklarım şuan için bu kadar aklıma geldikçe ve estikçe editlerim inşallah.