dünyada günün birinde elbet petrol ve doğalgaz bitecek ama bu bitiş bir günde, bir sabah uyandığımızda aniden "petrol bitti" felaket haberi ile olmayacak. peki nasıl olacak? tabii ki yıllara yayılan bir bitiş yani geçiş süreci ile olacak ve o geçiş süreci günümüz itibari ile yenilenebilir enerji santrallerinin dünya genelinde artışıyla başlamış durumda. yani enerji açısından bir sıkıntı yok. insanlığın elinde çok miktarda nükleer yakıt ve sınırsız miktarda güneş enerjisi var.
ancak korku odur ki hammadde olayının çözümsüz kalmasıdır. plastik olmadan nasıl yaşayabiliriz? peki gübre, ilaç, madeni yağ, tiner olmadan nasıl konforlu bir yaşam sürdürebiliriz? bilim insanları bunu da nice zamandır araştırmaktalar. plastiğin yerine elbette bir şey koyulacaktır ama petrolün bitişinden önce bunun gerçekleşmesi hayati derecede zaruridir. bakalım gelecek bize neler getirecek?
mesela suudi arabistan gibi körfez ülkeleri petrol rezervlerini doğru söylemezler. yıllardan beri petrol çıkarmasına karşın rezervini hep 200 milyar varil olarak söyler suudiler. böyle bir şey mümkün mü? tabii ki hayır. gerçek şu ki suudi arabistanın petrolü azaldı ve çünkü çıkarabilmek için artık kuyulara su basıyorlar. bir sabah kalktığımızda suudilerin "petrolümüz bitti" demesi petrolün varil fiyatının bir anda 1000 dolar olması işten bile değil. bu durumda enerji arzı zorlanmaz çünkü elde yenilenebilir ve nükleer kaynaklar var o konu halledilir ama hammadde işinin ne olacağı gerçek bir sorun olarak durmaktadır. Eğer petrol olmazsa plastik de olmaz ve o zaman plastiğin yerine ne koyabiliriz? Suni gübreyi yine kolayca elde edebilir miyiz? Bunun gibi çok sorunun cevap bulması gerekiyor.
2040'larda bitmesi öngörülen rezervlerdir. zaten sonsuza kadar yetmesi beklenemezdi.
petrolün bitişinde esas sorunun enerji değil hammadde olduğunu da belirtmek gerekir. zira akaryakıtın yerine yenilenebilir veya nükleer enerjiyi koyabilirsin. enerji açısından sorun yok. ancak sorun plastiğin yerine ne koyacağımızdır. ayrıca; boya, ilaç, tiner, makine yağı, gübre vs. gibi hammaddeleri petrol bittiğinde ne ile yapacağız sorusudur esas cevaplanması gereken. bunların yerine bir şey ikame edilemezse medeniyet çökebilir. insanlık acaba bu soruna karşı çözümde hangi aşamada?
islamcıların yine mağdur olduğunu gördüğümüz olay. kim bilir videonun öncesinde ne yaptılar da bağıran kadını tahrik ettiler. islamcıların zaten özelliği budur, bir sürü yaramazlık yaparlar, karşı tarafı tahrik ederler sonra da mağduruz diye yırtınırlar. hiç ve asla kendi yaptıklarını görmezler.
ken limanı, ryu kalesi, e. honda hamamları, blanka yağmur ormanları, guile hava kuvvetleri, dhalsim filli tapınağı, zangief fabrikası, chun li sokağı, balrog las vegası, vega tavernası, sagat yatan güzeli, m. bison dev gongu.
ülkenin bu kötü halde olmasının sebeplerinin başında gelen kitle uyuşturma enstrümanı. hayatımda gurur duyduğum nadir şeylerden biri de son yirmi yıldır mecbur kalmadıkça futbol izlememiş olmamdır.
bir de bu yobazların bilmediği veya anlamadığı bir şey var, o da şu; cumhuriyetten önce de sıradan halkın mezar taşlarında hiçbir şey yazmadığıdır. cumhuriyet öncesi çok eski mezar taşlarına bakıyorsun sadece kocaman bir taş hatta kaya var. üzerinde hiçbir şey yazmıyor, çünkü sıradan halk okuma yazma bilmiyordu genel olarak.
çağa uygun, yeni nesil cumhuriyet düşmanı yobazların söylemesini beklediğim ifade biçimi. zira artık dedesi harf devriminden önce vefat etmiş insan kalmadı.
kendisine sorulan "dişlerinizi neden fırçalamıyorsunuz?" sorusuna "kaplanlar diş fırçalamaz" diye cevap veren diktatör. ulan dürzü ona bakarsan kediler, köpekler, fareler de diş fırçalamaz.
dama belediyenin çocuk parkı iken satranç lunaparktır.
edit. böyle demek hoş olmadı. ikisinin de kendine özgü bir dili, bir güzelliği vardır. bununla beraber satranç daha derin bir oyundur. konumsal çeşitliliği çok daha fazladır.
"inançsız bir ateizden her zaman böyle harbi bir yazı çıkmaz.
küfrüne sadık ve samimi.
tersinden şahanelik."
ya sizin inancınızda zaten sizden olmayana "kafir", "küfür ediyor" diye hakaret etmek serbest. ama aynısı size yapılsa dünyayı yıkarsınız. esas senin inancındır insan aklına ve vicdanına küfreden.
ingilizce adı large numbers olarak geçen, gerçekten büyük sayılardır. onların yanında katrilyon, kentilyon vs. gibi sayılar minicik hatta sıfır gibi kalıyor. adam oraya dört tane ok atıyor, sen sayının büyüklüğünü tahayyül bile edemiyorsun. etmeye çalışırsan ise beynin ızdırap çekiyor. mesela şu aşağıdaki sayının büyüklüğünü tahayyül edebilir misin?
ki bu daha büyük sayılara giriş seviyesi sayılır. daha conway ok notasyonu var, fonksiyonel gösterim var, fast growing hierarchy var...
işte bu büyük sayıları araştırma, izah ve ifade etme alanına gogoloji deniyor ve matematikten ayrılmış bir dal sayılıyor (bildiğim kadarıyla)
graham sayısı var mesela. efsaneye göre bu sayıyı beyninde canlandırabilirsen, tahayyül edebilirsen beynin aşırı enerji ve çalışma yoğunluğundan ötürü bir karadeliğe dönüşüyormuş.
insan zihninin sınırlarını anlamasına olanak sağlayan bir olgudur büyük sayılar.
bizi hemen 2000'lerin başlarına götüren melodisiyle, mecburi bir ayrılığı ancak tutkuyu da resmeden sözleriyle oluşan bir şarkıdır. bir şarkıdır bu yaşanır matemi kaybolan ufukta....
arabasıyla tımarhanenin önüne geldi ve kontak kapatıp el frenini çekti. çekiş o çekiş... o andan sonra geriye dönüş yoktu. tüm gece boyunca dehşeti yaşadı, acayip mahlukatlarla yüz göz oldu, ölümlerden döndü, solukları korkuya karıştı, parmakları koptu ama kurtuluşu göremedi. vah sana vah miles.
ya eskiden ekşide bir entry vardı bununla alakalı ve yarmıştı beni. şimdi ise yok. nasıl bir şeydi o entry? hatırladığım kadarıyla şöyle bir şeydi; "ah o şaşı yok mu o şaşı! gözleri ömre bedel, sırf tipten 6 ay yatarı var, e dürzü hani biraz önce aman başkanım yaman başkanım diyordun yağ çekiyordun şimdi ise adamı düdüklüyorsun. adam sahnelerde beliriyor adeta zuhur ediyor. biri saksoya mı yattı bizim şaşı hooop aniden arkasında beliriyor..."
niye düşmesin kardeşim? antartika'nın nüfusu yıl boyu 10 bine kadar çıkabiliyor. nerden baksan orada yüzlercesi müslüman olabilir çalışanların. napacaklar? güneş ufkun üzerindeyken oruçlarını açıp faul yapmış olacaklar.