bir de bu yobazların bilmediği veya anlamadığı bir şey var, o da şu; cumhuriyetten önce de sıradan halkın mezar taşlarında hiçbir şey yazmadığıdır. cumhuriyet öncesi çok eski mezar taşlarına bakıyorsun sadece kocaman bir taş hatta kaya var. üzerinde hiçbir şey yazmıyor, çünkü sıradan halk okuma yazma bilmiyordu genel olarak.
çağa uygun, yeni nesil cumhuriyet düşmanı yobazların söylemesini beklediğim ifade biçimi. zira artık dedesi harf devriminden önce vefat etmiş insan kalmadı.
kendisine sorulan "dişlerinizi neden fırçalamıyorsunuz?" sorusuna "kaplanlar diş fırçalamaz" diye cevap veren diktatör. ulan dürzü ona bakarsan kediler, köpekler, fareler de diş fırçalamaz.
dama belediyenin çocuk parkı iken satranç lunaparktır.
edit. böyle demek hoş olmadı. ikisinin de kendine özgü bir dili, bir güzelliği vardır. bununla beraber satranç daha derin bir oyundur. konumsal çeşitliliği çok daha fazladır.
"inançsız bir ateizden her zaman böyle harbi bir yazı çıkmaz.
küfrüne sadık ve samimi.
tersinden şahanelik."
ya sizin inancınızda zaten sizden olmayana "kafir", "küfür ediyor" diye hakaret etmek serbest. ama aynısı size yapılsa dünyayı yıkarsınız. esas senin inancındır insan aklına ve vicdanına küfreden.
ingilizce adı large numbers olarak geçen, gerçekten büyük sayılardır. onların yanında katrilyon, kentilyon vs. gibi sayılar minicik hatta sıfır gibi kalıyor. adam oraya dört tane ok atıyor, sen sayının büyüklüğünü tahayyül bile edemiyorsun. etmeye çalışırsan ise beynin ızdırap çekiyor. mesela şu aşağıdaki sayının büyüklüğünü tahayyül edebilir misin?
ki bu daha büyük sayılara giriş seviyesi sayılır. daha conway ok notasyonu var, fonksiyonel gösterim var, fast growing hierarchy var...
işte bu büyük sayıları araştırma, izah ve ifade etme alanına gogoloji deniyor ve matematikten ayrılmış bir dal sayılıyor (bildiğim kadarıyla)
graham sayısı var mesela. efsaneye göre bu sayıyı beyninde canlandırabilirsen, tahayyül edebilirsen beynin aşırı enerji ve çalışma yoğunluğundan ötürü bir karadeliğe dönüşüyormuş.
insan zihninin sınırlarını anlamasına olanak sağlayan bir olgudur büyük sayılar.
bizi hemen 2000'lerin başlarına götüren melodisiyle, mecburi bir ayrılığı ancak tutkuyu da resmeden sözleriyle oluşan bir şarkıdır. bir şarkıdır bu yaşanır matemi kaybolan ufukta....
arabasıyla tımarhanenin önüne geldi ve kontak kapatıp el frenini çekti. çekiş o çekiş... o andan sonra geriye dönüş yoktu. tüm gece boyunca dehşeti yaşadı, acayip mahlukatlarla yüz göz oldu, ölümlerden döndü, solukları korkuya karıştı, parmakları koptu ama kurtuluşu göremedi. vah sana vah miles.
ya eskiden ekşide bir entry vardı bununla alakalı ve yarmıştı beni. şimdi ise yok. nasıl bir şeydi o entry? hatırladığım kadarıyla şöyle bir şeydi; "ah o şaşı yok mu o şaşı! gözleri ömre bedel, sırf tipten 6 ay yatarı var, e dürzü hani biraz önce aman başkanım yaman başkanım diyordun yağ çekiyordun şimdi ise adamı düdüklüyorsun. adam sahnelerde beliriyor adeta zuhur ediyor. biri saksoya mı yattı bizim şaşı hooop aniden arkasında beliriyor..."
niye düşmesin kardeşim? antartika'nın nüfusu yıl boyu 10 bine kadar çıkabiliyor. nerden baksan orada yüzlercesi müslüman olabilir çalışanların. napacaklar? güneş ufkun üzerindeyken oruçlarını açıp faul yapmış olacaklar.
özellikle önümüzdeki birkaç yılda tamamen imkansız olduğu görülecektir. zira malumunuz ramazan ayı her sene 10 gün geriye kaymaktadır miladi takvimde. şimdi ise vereceğim linkte antartika'nın en büyük istasyonlarından olan (personel sayısı 1000'i bulabiliyor) mcmurdo istasyonunun gün doğumu ve gün batımı zamanlarına bir bakmanızı istirham ederim.
şu an 24 şubat 2026 itibariyle sun rise (gün doğumu) 04:09, sun set (gün batımı) ise 23:53 olarak (yani gün uzunluğu 19 saat 44 dakika olarak) gözükmektedir gördüğünüz gibi. ve gördüğünüz gibi önceki günlerde durum daha da beter olup, gün uzunluğu ramazanın ikinci günü 22 saat 11 dakika ondan önce ise 24 saat kesintisiz güneş ufkun üzerinde olarak gözükmektedir. ta kasım ayından bu ayın 20'sine kadar durum böyleydi. yani aylarca güneş batmıyor orada. (linkte ayları değiştirerek siz de sonucu görebilirsiniz). bu yüzden önümüzdeki senelerde ramazan fiilen imkansız olacak gibi gözüküyor.
buradan çıkan sonuç; namaz ve oruç saatlerini güneşin hareketine göre düzenleyip kanunlaştıran din kurucusunun, güneş hareketleri konusunda dünyanın her yerinin kendi yaşadığı arabistan gibi olduğunu zannedecek kadar bilgisiz olmasıdır. bu durum; tüm alemlere hitap eden, evrensel olduğunu iddia eden bir dinin düştüğü kusurluluk durumudur. zira bir insan 90-100 gün havada (ufkun üstünde) olan bir güneş varken iftar yaparsa teknik olarak dinen günaha girmiş olur. ama o kadar süre boyunca yemeyip içmeyen insan da hayatta kalamaz gerçeği de vardır. peki ne olacak?
ben evrensel bir kitap yazacak olsam, evrensel bir ibadet koyacak olsam (ne gereği varsa?), onu da oruç olarak koyacak olsam şöyle bir ayet yazardım "günün yarısı kadar oruç tutun!" veya "günün şu kadar oranında oruç tutun!" işte böyle olsaydı genel geçer, evrensel bir kanun olurdu (en azından dünya için). ama olmadı maalesef böyle bir ayet.
önceki tartışmada bir arkadaş bana "kolaysa sen yaz bir kutsal kitap" demişti. kardeşim ben yazsam sahtekar olurum. o yüzden niye yazayım öyle bir şey? allahalla *
boş yapan sensin. mayıs, haziran ve temmuz aylarında güneş batmıyor kardeşim orada. tüm dünya yalan mı söylüyoruz? kafadan sakat mısın? linkini verdiğin islami site bile mayıs ayında mecburi olarak kafasına göre düzenlemeye gidiyor ama yine de durumu kurtaramıyor. aşağıda vereceğim linkte mayıs ayına bak bi bakalım. sun set- sun rise saatlerine ve gündüz uzunluklarına bir bak bakalım.
kafir gerçeğin üstünü örten demektir. küfür niyetinde bu kelimeyi bize sallıyorsunuz ama siz daha çok kafirsiniz haberiniz yok.
bir de yalancıymışım. bak kardeşim, benim arkadaşım müslüman ve kendisi murmansk şehrinde yaşadı uzunca bir süre. orada haftalarca güneş doğmadığı veya batmadığı oluyormuş. bazen de bir günden kısa olsa bile yine de 23 saat oluyormuş. kendisiyle bu konuyu tartıştık ve kendisi bana iftar saatini kendince makul bir şekilde ayarladığını söyledi. önemli olan niyettir dedi. ben de niyetin ayrı bir konu olduğunu ama bu olayda önemli olan konunun "kanunu koyan kişinin tüm dünyayı bilmediğinin ortaya çıkmış olması" dedim. yanlış kanun koymak tanrı'ya yakışır mı dedim. o benim deist olduğumu biliyordu. ama tatlı bir tartışmaydı bu ve bir gerginlik olmadı.
bunlar benim yaşadıklarımdır, ister inan ister inanma.
başlıktaki bahse konu mesele, karışıp karışmama meselesi değildir. mesele, tanrısal olduğu iddia edilen bir uygulamadaki kusurluluk durumu gerçeğini insanlara bildirmektir. ve bu kusurun neden olduğunu söylemektir. sibirya'da 23 saat oruç tutmak zorunda kalıp bu yüzden kafasına göre iftar saatini belirleyen müslüman arkadaşlarımızı anarak bahsedilen bir gerçektir bu. halbuki kitabı yazan kişi yazsaydı oraya "günün yarısını oruçlu geçirin" diye bir ayet işte o zaman süper olurdu, "tanrısal" olurdu.
"30 derece sıcaklığın altında da hiç tutmadı" denilerek önemsizleştirmeye çalışılan bir gerçektir. sanki bana güneşin alnında ağır işte çalışıyordu. hayır, tüm gün sahabeleriyle beraber gölgede istirahat edip oturuyordu.
mekke'de en uzun gündüz süresinin 13 saat 30 dakika, medine'de ise 13 saat 45 dakika olması sebebiyle islam dininin kurucusu olan muhammed'in hiç 14 saatten uzun oruç tutmamış olduğu gerçeğidir. belli ki tüm dünyanın aynı gündüz-gece uzunluğuna sahip olduğunu zannediyordu oruç ibadetinin kuralını koyarken. antartikada şu an aylardır güneş batmıyor ve orada çalışan belki onlarca müslüman bilim insanı var. kuralı uygulamaya kalksalar durum vahim. halbuki evrensel bir kural olacaksa güneşin durumuyla alakalı değil de "gününüzün yarısını oruçlu geçirin" diye net bir ayet süper derecede evrensel ve genel geçer ve "tanrısal" olurdu ama olamadı maalesef.
2000'lerin başlarında l-manyak adlı dergideki karikatürlerden biri. maceralardaki baş karakter olan "bay yanlış" olur olmadık yerlerde eski osmanlı türkçesi ile konuşurdu ve bu da onun kümülatif yanlışlarının temelini oluştururdu. zaten karikatürün adı da "bay yanlış ve kümülatif yanlışlar" gibi bir şeydi.
hatırlatma üzerine edit: l-manyakta değil de başka bir meşhur dergide de olabilir.