hayat felsefesi haline getirilebilecek iki harfin hikayesidir. vav harfi anne karnındaki halimizi, elif harfi de tabuttaki duruşumuzu temsil eder. en kısa özeti bu olmakla birlikte, aslında ziyadesiyle duruma yorumlayanlar da mevcuttur.
bizle hayat arasındaki senkron kaymasının, hani temsilde söylendiği gibi, kel kaldıktan sonra tarak veren hayatın karşısında dik durabilmek için gerekli özgüveni bulamadığımız zamanları çok güzel ifade eden söz.
sorgulanılası olduğuna inandığım zihniyettir. nihayetinde seçilen kişidir. lâkin siyasi olarak kritik bir dönemden geçildiği gerçeğiyle birlikte sorgulanır olmasının gerekliliği de sorgulanır olmuştur.
hayat adına söylenmiş bir sözü anlatmak için kullanılmış bir ifade. söz şöyle: bir bana mı bu kadar açık, bu kadar anlaşılır, bu kadar ağır, bu kadar fazla... anlayamayasım var artık.
eğer özgüven sahibi başka kimselere hitaben ise, birbirlerinin ne söylediğini anlamaya çalışmadan uzayıp giden bir söz düellosuna sebebiyet verir. benim ilgilendiğim kısım ise bu sözlerin özgüven sahibi olmayan kişilere söylendiğindeki durum. yıllardır doğru bildiğini, belki üzerine iddialara girdiği bilgisini sorgulatır hale getirir özgüvensiz insanların. bu konularda baskın olmayanlarınız bilir, kendinden birşeyler bulacaklar mı orasını bilemem de... kendini ispatlamış, yaşı sizden fazlaca, özgüven sahibi birisi vardır herkesin çevresinde. sivri dili kendisini baltalığın eşiğine getirmiş, o kişiden bahsediyorum. senin o konu hakkındaki fikirlerini bile bile aksinin doğruluğundan %100 emin bir şekilde kendi fikrini beyan eder ve sen o özgüvene kapılıp bugüne kadar bildiklerinin yanlış olma ihtimalini düşünmeye başlarsın ya, yapma! yıllar sonra etrafındaki herkesi, onların seni tanıdığından daha fazla tanıdığını anladığında başlar pişmanlığın. başkalarına saygılı olmak adına söylemediğin düşüncelerin hep sende kaldı diye tanımamış olacak kimse seni, senin onları tanıdığın kadar. kötü birşey mi bu? evet, çok kötü hem de. konuşmanın içinden gelmediği, sana göre hayatının en felaket günlerini yaşamaktayken kimse farkına varmayacak bunun. varmayacak çünkü sen zaten hep sustun yıllardır. velhasıl kelam, bildiğinden emin olduğun konuda özgüven sahibi ol! karakterinin geneline yayamazsan bile burdan hemen başla. düşüncelerine kıymet veriyorsan, onları savunma konusunda özgüven sahibi ol ki, senin doğru olduğunu bildiklerini doğru bilsinler. tabi bir de bunalımlı günlerindeki anlaşılmama durumun için.
kavak yelleri dizisiyle büyümüş neslin aşk-ı memnu ile perçinlenmesi sonucu normal gelmeye başlayan düşünceleri, akla getirmeye çalışan fikir akımıdır.
(bkz: eşeğin aklına karpuz kabuğu sokmak)
genellemeden uzak olmak isteyen kişinin 'ne şiş yansın ne kebap' mantığıyla olaylara yaklaşıp, mevcut durumları iyi analiz ettikten sonra yeterince çokluktan, en tarafsız olduğunu düşündüklerini söyleyebilmesi olayıdır. hep dolu ya da boş tarafından bakılan bardağın her iki tarafıyla bir bütün olduğu gerçeğini yeterince kavramış olan kişinin huyudur. 'erkek milleti değil mi', 'kız milleti değil mi' gibi genellemelerden haz almamakla birlikte, genel sakin yapısına aksi tesirde bulunan bu tarz sözlerle mücadele durumunda olan kişinin, karakteri olmuş davranıştır.
uyku konusunda engel tanımayan, her sessizliği uyku için yeterli gören ve uygulamalarıyla da bu durumu her fırsatta destekleyen kişidir. ev arkadaşının sevmediği bir kanalı açıp, kumanda elinde sızan sürümleri ve bu iki sürümün birleştirilmiş hali de mevcuttur.
eli elinde, diz dize oturmakta olduğun, aylar sonra yüz yüze görüşebildiğin sevgilinin,birazdan sana başkasını sevdiğini açıklamasından sonra girdiğin psikolojik çıkmazın milyon tane farklı bölümünden olup fazlasıyla sade anlatılmış olan durum. yenilen kazığın büyüklüğüne bağlı olarak söyleyecek söz bulamamak,susmayı tercih etmek, boğazı düğümlenmek gibi ifadelerle anlatılabilir.