Limandan demir alıp haftalarca süren deniz,kanal,okyanus geçişlerine, günlerce sadece o uçsuz bucaksız maviye bakarak gitmeye duyulan özlemdir. Karada geçen her gün insanı paslandırıyor; uzun yolun, o bitmek bilmeyen seferlerin dinginliğini hiçbir şey vermiyor. Karada öyle bir daraldım ki gemideki absürtlükler bile gözümde nostalji oldu.
Süvarinin televizyon sevdası yüzünden elimde telsizle miyar güverteye fırlayıp donarak Halk TV ayarlamaya çalışmayı, adamın sürekli "elinde telsizle anten ayarı yapalım" diye beni miyara çıkartmasını özledim. Hintlilere bilerek inek eti yedirip gemide kutsal savaş başlatan o gaddar aşçının arkasını toplamayı, Hintlilerin okyanusun ortasında günlerce bitmeyen o vırvırlarını çekmeyi özledim. En çok da o uzun sefer boyunca sigara dağıtım gününden önce sigara dilenmek için günde 50 kere kapımı çalanları özledim.
Karada normal insan dertleriyle uğraşacağıma, uzun yolda okyanusun ortasında deliler hastanesi yönetmeyi tercih ederim. Acil ayağımda ne sıkıntı olduğunu bulsalarda iyileşip bir uzun yol kontratı bulup da pruvayı meçhule kırsak, buralar bize göre değil.
Lgbt hakları üzerinden tamamen kendi pr çalışmasını yürüten sanatçıdır. Yarattığı sansür ve mağduriyet algısıyla modern bir imaj çizip belirli bir kitleyi sadık tutmayı amaçlar kusursuz bir pazarlama taktiğidir. Malum, türkiye'de mağduriyet her zaman ekmek yedirir. Ancak bu yapay vizyon nötr dinleyicide ciddi bir antipati ve samimiyetsizlik hissi uyandırır. Yine de arkasına aldığı kemik kitlenin getirisi, topladığı antipatinin yarattığı kaybı fazlasıyla dengeler.
Günümüzde ev geçindirmek tek bir kişinin omuzlarına yüklenemeyecek kadar ağır bir sorumluluk. Asıl takdir edilmesi gereken komplekse girmeden hayatın yükünü eşiyle birlikte sırtlayan erkeklerdir.
Yunanların milli sokak lezzeti. Özünde bildiğimiz tavuk veya et dürümün aynısıdır. Bizim salçalı ve kimyonlu dürümlerimiz yerine zeytinyağı, bol limon ve kekik kullanırlar. Tek farkı bundan ibaret
Yunanistan'da denedim ama tatsız tuzsuz, kuru ve saman gibi bir şeydi. Eti kurutana kadar pişirip tüm suyunu kaçırmışlar. Bizim içi sulu, lezzetli dürümlerin yanından bile geçemez. Abartıldığı kadar bir numarası yok bizimkiler her türlü döver.
Mevcut sistemdeki negatif ayrımcılıktan şikayet edip, çözüm olarak eşitlik istemek yerine kendine ait devlet yani pozitif bir ayrıcalık talep etme çelişkisidir.
ilkokul bebesini türbanla kapatmak çocukluğu erkenden yok eden çarpık bir kafanın ürünü. Küçücük çocuğu dini bahanelerle yetişkinlerin cinsellik algısına alet edemezsin. Bu çocuk bedenini nesneleştirmektir. Öte yandan çocukların yaşından büyük, makyajlı ve yetişkin gibi giydirilmesi de aynı derecede yanlıştır. Çocukları korumak onları erkenden yaşından büyük kalıplara hapsetmekle değil, çocuk olma haklarını ve masumiyetlerini savunmakla olur.
Kazanacak aday tartışmalarını kulak arkası edip kendi koltuk hırsıyla dayatmayla aday olması ve neticesinde seçimi altın tepside iktidara sunmasıyla kanıtlanan durumdur. Kendisini eleştirenleri ve gerçekleri söyleyenleri tasfiye edip partiyi etkisizleştirirken gösterdiği çabayı, 13 yıl boyunca rakiplerini devirmek için göstermemiş olması bu şüpheleri haklı çıkarır. En son kendi memleketindeki inanç önderleri tarafından bile "yol düşkünü" ilan edilerek inancından aforoz edildiği iddialarıyla birlikte, muhalefeti pasifize etmek adına adeta bir Truva atı gibi davrandığını düşünen geniş bir kitlenin gözünde artık net bir gerçektir.
Bizim payımıza ise harbiye açık hava'da iki saatlik konser için bir maaş bırakmak ya da klimalı mekanlarda "90'lar partisi" adı altında dj performanslarıyla avutulmak düştü.
sabahın köründe huzurla uyanmak yerine terastan içeri sızan suların odayı göle çevirdiğini görmemle başlayan kabus. nedeni ise hiç şaşırtmıyor; yan binalarda yaşayan medeniyet yoksunu mahlukatların çöplerini sağa sola fırlatması ve bu çöplerin gelip benim terasın giderini tıkaması. sağanak yağmurun altında, buz gibi havada elimde sopayla tıkanan gideri açmaya çalışmak mı dersin, göle dönmüş terastaki suyu tahliye etmek için çırpınmak mı dersiniz bilmiyorum. ben dışarıda suyla savaşırken, içeri sızan sular yüzünden gözüm gibi baktığım parkelerin gözümün önünde şişmesi de tuz biber oldu. akşama kadar süren bu lanet temizlik ve onarım uğraşının akabinde, o yağmurda yediğim soğuk yüzünden şu an kemiklerime kadar titreyerek yatakta yatıyorum. Komşu diye yan binalara yerleştirilen bu vizyonsuz, saygısız kitle yüzünden sinir hastası olmamak işten bile değil.
Sırf kendi çekirdek ailesiyle huzur içinde yaşamak ve kızını korumak dışında hiçbir gayesi olmayan bir annedir. Her şeye maydanoz olan o üç sinsi kız kardeşe karşı evinde haklı bir sınır çizme mücadelesi vermiştir. Yapay iyilik algısı yüzünden haksız yere kötü karakter ilan edilen, aslında dönemin en gerçekçi figürüdür.
Dışarıdan bakıldığında aşırı elit, dengeli ve mükemmeliyetçi rolü kesen ama azıcık yakınlaşınca içindeki o korkunç sığlıkla ve manyaklıklarla yüzleştiğiniz insan modelidir. Dış dünyaya karşı adeta Oscarlık bir ikili oyunculuk sergilerler; herkes onları kusursuz, çok kibar ve mantıklı sanır. Ancak o maskenin arkasında, sadece en yakınındaki insanlara gösterdikleri inanılmaz yıpratıcı, şeytani ve manipülatif bir yüzleri vardır. Hayatının merkezine aldığı insanı adeta psikolojik olarak sömürür, o ikili oyunlarıyla insanı delirtme noktasına getirirler. Tabi ki tüm başak burçlarını aynı kefeye koyup zan altında bırakmak doğru olmaz, aralarında çok düzgün insanlar da vardır; fakat bu bahsettiğim çiğ kitle insanı hayattan soğutur. Dipnot: Bu tespiti, iki ebeveyni de dahil olmak üzere hayatı boyunca çok sayıda başak burcu insanıyla aynı çatıyı paylaşmış biri olarak, tamamen bizzat şahit olduğum gözlemlerime dayanarak aktarıyorum.
bu tipler sadece sokaktaki insanın kıyafetine karışmazlar. evde kendi kızına, kız kardeşine hayatı dar eden, onları odalarına hapseden, her hareketine külfetmiş gibi bakan zihniyetin tam olarak kendisidir. insanı kendi evinde, o boğucu baskının sokaktaki yansımasıdır bu zerzevatlar. tez zamanda kendi karanlıklarında boğulmaları gerekir.