dün dişçiye gittim. bi çift geldi kadın 3-4 koltuk ileride boş yer vardı oraya, adamda benim soluma oturdu. 5 dakika beklendi falan asistan kız geldi hakan bey dedi. ben kalktım evet falan diye aynı anda adam da kalktı, adam "iki hakan mı var burada" diye bi comment yaptı, ben ehi mehi yaptım, kız hakan mete diye konuyu netleştirdi. ben değil diğer adammış.
formu verdi gitti kız, adamın eşinin yanındaki koltuk boşaldı biri içeri girince, adam formu dolduruyor, adamın karısı sessiz ortamda kısık sesle hakan diye iki kez seslendi adam formu doldurduğu için duymadı, kadın bu sefer "mete" diye seslenmeye başladı adama, adam duydu sonunda, kalktı oraya geçti.
bi yanda bakıyorum bana yarabbimin nakış gibi işlediği güzelim kaderim, hayır hayır her detayında sorunsuz, çok iyi, kusursuz gibi bi iddiam yok, totalde son derece güzel sadece. bi yanda belimde ve sırtımda aralıksız devam eden fıtık ve spondilitis ağrıları. ikisi aynı elden çıkmamış gibi. sanki kaderi yaradan yazıyor ama sanki hastalık buna dışarıdan, dışsal bir faktör olarak ekleniyor gibi ince elden ring, berserk tarzı bir realitede yaşıyoruz diyorum yani. ya da böyle bi ihtimal var.
yok arkadaşlar. o yola bi adım attın mı hayat boyu bir adım önce olduğun yere geri dönemezsin. o yüzden tek bi an bile yapmamalısın bunu, kendi yolunla, kaderinle ilgilenmelisin sadece. öteki yola girdiğinde bu ikincisini becerebilme ihtimalini yolda bırakıyorsun.
eskiden 3 tane ürün vardı zaten, ekmek, domates, magnum. şimdi zibolyon çeşit şey var satın alabileceğin ve asgari ücret aynı oranda magnuma gidiyor. magnum pahalanmış bile demektir.
osmanlılar ilki fatih sultan mehmet zamanında başarısız bir kuşatma yapıyorlar rodos'a, olmuyor, ikincisinde 40 sene sonra kanuni sultan süleyman deniyor, alıyor. deniyor bile dememek lazım, osmanlı o boyuta gelmiş, bu kez zaten alacaz kafasıyla saldırıyorlar buraya.
knight hospitallar, yani şövalyeler 7 bin kişi, şövalye olmayan savaşçılar dahil, osmanlılar 150 bin kişi. şövalyeler 700 kişi. şövalyeler adadan ayrılabilir öldürmeyeceğiz, ada halı kalabilir, vergi ödeyecek sadece, kalmak isteyen şövalyeye'de bir yıl vergisiz dönem.
şövalyelerin lideri bir halk kahramanına dönüşüyor, aziz ilan ediliyor vatikan tarafından bu ara, ama adaları yok adadan ayrılanların. 8 yıl adasız kaldıktan sonra ama bir grup olarak varlıklarını sürdürüyorlar yani, beraber yaşıyorlar falan hala, sicilya kralı bunlara kendisine ait tüm bir malta adasını kiraya veriyor, burada yaşayabilirsiniz diye.
işte o adanın kira bedeli bu. malta'da yetişen bi şahin türü var. ya da malta'da yaşayan mı demeliyim. her yıl 3 mart'ta mesela bir adet bildiğin şahin ödeme olarak krala veriliyor. nasıl artistik hareket.
lan. baya baya savaş obasındaki tuvalet çadırında 100 kişilik sıranın ardından hiç bir yere bağlı olmayan bir kutuya sıçıp, ardından ellerimizi otlarla silip kocaman bi kazandan doldurulan yağlı, kirli bir mercimek mi yiyecektik yani akşam.
sonra sabah 4'te kalkıp düşmanın kalesini kuşatıp, ertesi 10 günü boyu yerin altında 25 tane adamla toprak kazıp, en son bittiğinde de ikinci sırada elimizde baltayla düşmana mı saldıracaktık aq.
hakkaten yapacak mıydık bunları ya. bizi bundan ufak bir zamanlama farkı mı kurtardı yani. kim yapmış abicim bunları, kimmiş o adamlar ya.
bu adam yüzünden ortaçağa dair yazılı ürünümüz yok. ilkokul kitaplarında en büyüğü bu diye okuttukları türk edebiyatından ümidin kesilmesine sebep olan, kim bilir başka aslında ne daha iyi bilinmeyen sanatçıların önünü tıkayan bir adamdır.
hiçbir şey yapmayıp gebeş gibi oturup hiç bir şeyde aşama kaydedemeyen tiplere demiyorum.
çabalayıp, öyle ya da böyle karşılığını alan ama bir yandan da bu birbirini itere ede ede anasının nikahı gibi zorlaşan hayattan muzdarip gönüldaşlara sesleniyorum.
hayatımın iş güç, aile, sorumluluklar bakımından en fazla efor gerektiren, sağlık bakımından da moral bozan bölümünü yaşıyorum, 2-2,5 senedir falan. herhalde bir yerde zorluklar geri siner, gösterdiğim emeğin karşılığını alırım gibi düşünüyorumdur, bi yere kadar da böyle gelmişti, öyle olmadı, gittikçe daha zorlaşıyor aq.
geçen youtube'da 40'ların bir adam 52 tane mi ne çok manalı hayat dersi saymış, birisi de hepsini aşağıda indexlemiş millet üzerine tartışıyor her birinin falan, öyle kalite yorumlar var adam. bir yorumda (ingilizce);
"hayatın kolaylaşacağını sanıyorsun. kolaylaşmayacak, hep daha zor olacak. sadece senin bu zorluklarla başetme gücün de aynı şekilde artacak ve bu zorluklar sana daha az koyacak" diyordu.
böyle değildir dimi lan! adamın diğer tüm düşünce, değerlendirme ve tavsiyeleri son derece isabetliydi. korkuttu.
yeni kuracağım, chp dahil tüm mevcut siyasi sisteme bi başkaldırı anlamı taşıyacak olan parti. iktidara geleceğiz oğlum. sadece birisi gidip bu başlığın linkini ekşi sözlükte paylaşsın.
arkadaşlar uludağ sözlük fail etmiş, cortlamış bir projedir kabul edelim. buraya sadece hala daha ekşi sözlükte aday başvuru yapmamış, bu saatten sonra yapsam da sıra gelmez düşüncesiyle bu mevzuyu ertelemiş, zaten yazacağım ayda biri iki düşüncesinde bi avuç insan ve varlıklarını tanımlayamadığım tipler ve ne ayak burda olduklarını çözemediğim, birbirinin niklerini bilen bi tayfa geliyor sadece. masraflarını kim karşılıyo o bile şaşırtıcı.
ama sen erkeksin, gerçekte kızı olduğunun aksine. yaz sıcağında okuldan sonra akşam eve gidiyorsun, levent koridorun sonunda çalışma odasında hükümet eleştiriyor gene. bitiriyor sonra geliyor bi fırsatını yaratıp sana akıl vermeye ahlak öğretmeye başlıyor. bilemedim, olabilir de.
izlemesi açısından yani. mel gibson'un başrolu olduğu the patriot, kubrick'in barry london'ın falan geçtiği, tüfeklerin sıra halinde ateş edilmesinden sonra tekrar doldurulduğu, asker kıyafetlerinin böyle beyaz pantolonlu, kırmızı uzun ceketli, siyah şapkalı olduğu sik gibi bir dönem var, o dönemler diyebilirim. tatsız tuzsuz savaşlar.
savaş dediğin truva'daki gibi kaslı kaslı yuvarlık kalkanlı falan olacak. ya da napolyon ordusunun süvarilerinin atlar üstünde hücum ettiği zamanlar gibi.
en iyi arkadaş olsanız kardeşinden duymazsın, konuşulur bunun geyiği aranızda. öyle bi güven güvenmeme tabanında bi iddada bulunmadan, birbirinize zararınızdan çok faydanız olduğunda mutabık olduğun biri olması şeklinde vuku buluyor.
35 yaşını geçip ama. var mı aranızda böyle insanlar. nasıl bi duygu. eksikliğini hissediyo musunuz. benim bala göte var bir tane, yani onun da benim için en iyi arkadaşım dediğini bildiğim bi arkadaşım var. iddiam şey değil müthiş harika hisler besliyor bana falan. o değil, düz denk geldi var böyle biri.
bence var böyle birşey. uzayda, yeterince uzaktan baktığında aslında tüm yaşamımız tek kare bir resimmiş gibi asılı boşlukta, ve zaten olmuş bitmiş birşeyin içerisinde debeleniyorsun. ama ilk yazıldığı anda kim olduğun resmin neye benzeyeceğinin en başat faktörü olduğu için bir şekilde özgür irade söz konusu burada. kim olduğun konusundaysa tümüyle bir serbestlik içindesin aslında ama bunu bilme şansın yok.