ataerkil bir dünyada kişisel gelişime/sorgulamaya daha az gerek oluyor. dolayısıyla bana dokunmayan yılandan daha az erkek kendini geliştirmeye çabalıyor.
göreceli. 200 ml şekersiz kola içmeniz daha sağlıklı beslenmeyi sürdürülebilir kılıyorsa mesela tüketmeyip sağlıksız beslenmekten daha iyi bir noktadasınız. istersek sadece su içelim zaten şehir yaşamında tamamen sıfır zarardan bahsedebilmek mümkün değil. instagramdan serkan yimsel’in paylaşımlarını incelemenizi de tavsiye ederim genel olarak beslenmeye bilimsel açıdan bakabilmek için.
binlerce yıl boyunca insanlar geliyor ve gidiyor; sıradanız çünkü benzer hikayeler yaşayıp benzer yollardan geçiyoruz. ne zaman işleri kendim için zorlaştırsam bunu düşünmeye çalışıyorum, dertlerin ve benliğimin geçiciliği.
yine de özeliz çünkü benzerlikler olsa da, evrende bir toz bulutu kadar kısa süre bulunsakta ayrı hayatlar yaşıyoruz.
evrim teorisine göre zaten onun bir gerisi insan değil hominiddi, daha gerisi glu glu denizin içine kadar gidiyor. ancak burada bahsedilen konu tabii ki hazreti isa’nın da avrupai resmedilişiyle paralellik gösteriyor. din kültürlerle şekillendiği için adem ve havva siyahi olmayıp isa’da ortadoğulu olmayabiliyor.
(#)48049966 bunun hiç bir argümanında kölelik kötü bir şey değildi olamaz; çünkü siz mutfak robotu almıyorsunuz bir hayat birleştiriyorsunuz. sırf seks için bile olsa karşınızdakinin görevi bir cariye gibi sizi tatmin etmek değil. genel olarak zaten evlenmenin amacı benim için hayatı birlikte yürümek istemekten gelir, bir özgürlük kısıtlaması, yatırım, çocuk sahibi olma aracı gibi görülüyorsa zaten evlenmemek istememek daha makul bir davranış olur.
sıfır şekerde pepsiyi daha seviyorum çünkü sıfır şeker coca colayı orijinaline de benzetemiyorum pek (fast food harici), light cola da her yerde olmuyor.
David Walliams ve Matt Lucas tarafından oluşturulmuş eski bir ingiliz programıdır. Başlarda bir radyo programıyken zamanla televizyon programına evrilmiştir. Programın isminden de anlaşılabileceği üzere bir Great Britain, kendi halkının eleştirisidir aslında. Örneğin Andy ve Lou, Emily Howard, Ting Tong Macadangdang, Bubbles Devere, marjorie dawes ve tabii ki Vicky Pollard gibi pek çok tiplemeyi barındırır. tiplemeler arasında en favorim marjorie dawes ve little britain usa deki çifttir. gerçi hepsini çok seviyorum o ayrı konu. Sevenler Little Britain USA, Come Fly with Me, The Matt Lucas Awards’a bakabilir.
gece keşiflerimde titanikle ilgili detaylı videoların bulunduğu bir kanala denk geldim. ilgilisi için filmdeki hatalardan bahsettiği videoyu bırakıyorum; 2. ve 3.sınıftaki yolcuların nasıl bir gün geçirdiklerine dair videolar da oldukça ilginçti.
uykusuzluk sağolsun şu an titanik filmindeki hatalar, yok efendim titanik battıktan sonra geminin içinde hayatta kalan insan var mıydı falan gibi youtube videoları izliyorum gecenin ikisinde sanki sabah çalışmayacakmışçasına.
birleşik krallıkta insani koşullarda yetiştirilen inekleri anlatan kitaptır. kitabın veganlıkla alakası yoktur çünkü bu çiftlikte ineğin etinden de sütünden de faydalanılır ancak hem ineklerin bu endüstride iyi bir yaşam sürebileceğini görmüş oluruz hem de ineklerin karmaşık sosyal dünyasını gözlemleriz. kitabı doğayla ilgili olan herkese tavsiye ederim keyifli, sıkmayan bir okuma.
veganlık eleştirilebilir ama bu argüman üzerinden değil çünkü her ne kadar insan doğasında et ve hayvansal gıda tüketmek varsa da insanın insani olan yanını, vicdanını kullanabilmesi gerekir. bana göre daha makul seçenek sanayi tipi üretimi olabildiğince gezen tavuk, rosamund young’un the secret life of cows örneğinde olduğu gibi insani çiftlik şartları, yapay et üretimi, böceklerle (ki bu da kendi içinde böcekler acı çeker mi sorusunu yaratıyor) çözülebilir.
aradığın şeyi bulursan da günün her saati trafik ve doluluktan ötürü ulaşamıyorsun zaten. her mekan kalabalık her toplu taşıma aracı kalabalık. iş ararken bile aynı şehirde bazı semtler yoldan eleniyor.
en basitinden zaradan birkaç ürün beğendim hepsini tek tek denemeye kalksam stoklardan ötürü semt semt gezmem lazım, mağazaya teslimat uygulamasından yap desen çalışmıyor, kargo desen evde değilsen alacak yok. benimki de ne dert değil mi hayatı zorlaştıran cinsten öyle böyle değil. *
star tv de yayımlanan bir diziydi. konusu tek yumurta ikizi kızlarımız zamanında ayrı düşüyor ve birbirlerinden habersiz ayrı düşüyorlar biri annesinin yanında büyüyen zengin ve iyi olan, diğeri de babasıyla büyüyen fakir ve haşin kızımız. fakir olan kişimiz aynı da gözüküyoruz diye zengin, iyilik meleği kızımızın hayatına göz dikiyor ve yer değiştiriyor. tabii dizi yer değiştirmekle biter mi zengin kızımıza hayatı zindan ediyorlardı, yüzü yanıyordu sanırım tipi değişiyor pavyona falan düşüyordu. dizide pavyondan çıkma karakterler olduğu gibi aşiret ailesi falan da vardı anlayacağınız dram için tüm tuşlara basılmıştı. dizide kardeş, görümce, pavyon sahibi, aşiretten gelen yeni eş falan derken kötü insan stoğu asla bitmiyordu. günlük dizilerin en güzel tarafı ama bence tam da bu bayağı dram ve izleme zorunluluğunuzun olmaması. mesela diziye ben 100. bölümlere doğru başlamıştım sanırım bir iki bölümde hikayeyi anlıyorsun. diziyi arada izlemesen de sorun yok çünkü ana karakter hep acı çekiyor ve aynı problem haftalarca devam edip bir süre sonra yenisine geçiliyor. ana karakteri dizinin sonuna doğru başka biri canlandırdı o çok koymadı ama o belirsiz finali canımı sıkmıştı. bu arada bahar dizisinde oynayan Elit Andaç Çam‘da tam olarak kötü bir karakter denemese de zengin kızımızın kocasının eski sevgilisi gibi bir roldeydi.
öyle bir dizidir ki asıl kızın düşmanı rakip kız arkadaş bir zaman sonra gelir asıl kızın çocuğuyla da sevgili olur falan. tabii bunun yanında ağır ve bayağı dram olunca izlenmez mi elbette izlenir.
üniversite için konuşayım amerikadaki eğitim sisteminde sıkılmazsınız. absürt kişiliğim gibi psikoloji lisansı için başka nerede çikolata yapımı, ikinci dünya savaşı, arap edebiyatı, kimya, portekizce, yüksek lisans seviyesi sinirbilim dersleri alabilirdim bilemiyorum. insan kendi parasını kazanma isteğinden ötürü belki dersler bitsin falan istiyor da düşününce güzel bir eğitimdi. eğitimden de öte öğrenmek keyifli bir şey bence ama zorla da güzellik olmuyor istemek lazım.
sonradan gelen edit: başlığı ben açmamıştım ama üzerime kaldı. olsun fikrim bu şekilde
şehrin en işlek kısmı high street uzantısında olup kampüs, dowtown, restoranlar, dükkanlar bu aksta yer almaktadır. şehrin biraz daha dışarısında easton ve polaris alışveriş merkezleri bulunur ki easton’da kapalıçarşıdan esinlenilmiş deniliyor (denmese anlamazsınız). şehir biraz üniversite hayırına işliyor gibidir çünkü kampüs bile başlı başına kocaman bir alana yayılmış durumda. kışın kanadadan gelen soğuk hava dalgasından ötürü -20leri, yazın da meksikadan gelen sıcak hava dalgalarıyla 40 dereceleri görür. rakunu, kazı, her yerde görebileceğiniz sincaplarıyla disneyvari bir doğal yaşamı vardır. yaşarken sıkıldım ama güzel bir yerdi, okuldu hakkını veremedim.
sanki otuzlarla birlikte vücuttaki bütün bonus özellikler kayboluyor. eskiden (beş altı sene önce) yer yer kilo almaz, midemi alt üst edecek olsam da bir şey olmazdı.süpermen clark kent’liğe geçmiş gibi öyle bir his biraz.