Dolmuşta geçen yüzlerce vardır.
Para verme esnasında önde oturan kadının arkada oturan arkadaşına
"Ayşe ben önden verdim sen bir de arkadan verme"
Bir annenin yaramazlık yapan çocuğu için yanında oturan adamdan yardım istemesi sonucu adamın çocuğa
"suus ananı s**erim"
Şoföre "muhteşem bir yerde inebilir miyim?" diye soran kıza şoförün "buyrun size layık değil ama"
Kadının şoföre "ne zaman kalkar" sorusuna şoförün "sen oturunca kalkar" demesi başlı başına şehir efsaneleridir. Etrafınızda bunları kendisi yaşamış gibi anlatan çokca insan bulabilirsiniz.
üniversitenin birinde bir derse giren öğretmen,öğrencilerine 400 küsür sayfalık bir kitap verir ve ''sınavda bu kitaptan sorucam''der.Öğrenciler çalışırlar kitabı yutarlar ve sınav zamanı gelir.Sınav kağıtları dağıtılır ve kağıtlar ele alındığında kağıtta tek bir soru vardır;
ben geçen sene kitap bile açmadım. hiç çalışmadan kazandım burayı.
üniversite 1. sınıfta sık duyulan hikayelerdendir. hayır, olan gerçekten çalışmadan kazananlara oluyor.
bir dönem herkesin müptelası olduğu tetris, masum bir oyuncak değilmiş. aslında rusların insanların beynini yıkamak için geliştirdikleri çok gizli bir planın parçasıymış. rusların hazırladığı çok gizli plana göre rus bilim adamalarının geliştirdiği tetris oyunu, insanları bir süre sonra robotlaştıracak ve sovyetler birliği dünyadaki tek güç haline gelecekmiş. o zamanlar tetrisin bütün masrafları kgbnin arge bölümünün bütçesinden karşılanıyormuş. bu nedenle küçük el makineleri o kadar ucuza satılmış.
iddiaya göre tetriste yukarıdan aşağıya düşen bloklar, insanların bilinçaltına rusyayı övücü şifreli mesajlar yolluyormuş. bu mesajlara uzun süre maruz kalanların beyinleri tamamen yıkanacakmış. bu nedenle tetrise bağımlılık yapıcı özellikler de yerleştirilmiş. ancak rus bilimadamları büyük bir hata yapmış ve tetrisin yarattığı bağımlılık bir süre sonra dağılmış. çünkü ruslar insan beyninin bağımlılık yapıcı baskıya karşı bilinçaltında savaşacağını ve algı aralıklarını değiştirebiliceğini o zamanlarda bilmiyorlarmış. kgb bu projede çok büyük bir miktarda para kaybetmiş. bu başarısızlık, sovyetler birliğinin çöküşünü hızlandıran faktörlerden biri olmuş.
güneydoğuda üst bölgesinde uyuyan nöbetçi, bir asker tarafından uyandırılıyor;
- tertip kalk çabuk!
+ hayırdır ya ne oluyor?
- kalk uyan hadi kalabalık bir terörist grubu birazdan sızma yapacak!
+ iyi de sen kimsin? seni ilk defa görüyorum?
- ben kayseri'nin kayapınar köyünden ibrahim durmaz.
bu diyalogtan bir süre sonra çatışma başlar ve terörist grup etkisiz hale getirilir. uykusundan uyandırılan asker terhis olup memleketi izmire dönmeden önce kayserinin kayapınar köyüne gider ve ibrahim durmazın evini bulur kapıyı çalar ve karşısına yaşlı bir teyze çıkar.
+ teyze ben ibrahim'in asker arkadaşıyım ibrahim evde mi?
- buyur oğlum hoşgelmişsin ibrahim içerde geç içeri...
+ izmirli asker eve girdiğinde salondaki duvarlarda gördükleri yıllar önce şehit olan piyade onbaşı ibrahim durmazın resimleri kıayfetleri beresinden başka bir şey değildir.
Abdülaziz Efendi Hicaz'a giderken eşini hamile olarak bırakmış ve çocuğunu da Allah'a emanet etmiştir. Dönüşünde eşinin bir gün önce öldüğünü, çocuğunun da anasının karnında defnedildiğini öğrenmiştir. Bunun üzerine; Ben evladımı Allah'a emanet ettim. Onu Allah korumuştur; diyerek eşinin mezarını açtırmış. oğlu Abdüllatif Efendi'yi sağ elinin küçük parmağını emerken canlı olarak görmüştür. Bundan sonra da Abdüllatif Efendi'yi meleklerin koruduğuna inanılmış ve meleklerin koruduğu anlamına gelen ibn-i Melek ismi yakıştırılmıştır.
düzeltme: bahsi geçen olay güzel izmirimizin şirin ilçesi tire'de vuku bulmuştur.