Sabah gazetesinin haberine göre Türkiye'de 800 bin küsür öğretmen varmış her 95 kişinin başına 1 öğretmen düşüyormuş. Bu öğretmen atama işi çok abartıldı birileri buna dur demeli ülkenin sırtına kambur olmaya başladı artık..
"zeka gerektirmeyen meslekler" başlığına yazdığımda bir sürü eksi oy alan meslek dalıdır. büyük ihtimalle öğretmenlerdir bunları eksileyen. şimdi bir öğretmen öğüdü yazacağım. ve kişiler eğer böyle öğretmenlere sahip olmuşlarsa eksi oylasınlar. (olmadılarsa da farketmez oy kaygımız hiç olmadı ama meşenin dalının bir yerlerine battığı aşikar kişilere hitabedilmektedir.)
Öğretmenler için 24 Kasım Öğretmenler Günü yazısı iYi ÖĞRETMEN OLMALISIN · Öğretmenlik kutsal bir meslektir. · Türkiye tarihi sana büyük bir görev yükledi. · Yurdunu, halkını ve bütün insanları sevmiyorsan öğretmenliği bırak. · ileri, demokrat, barışçı Türkiye’yi senin nefesin yaratacak. · Öğrencilerin gözleri ve kulakları sendedir. · Kendini yetiştirmeyi, geliştirmeyi ihmal etme. · Yirmi dört saat öğretmen olmayı unutma. ETKiLi ÖĞRETMENLiK YAPABiLMEK iÇiN · Derse hazırlıklı gir. · Dersi ilgi çekici duruma getir. · Zamanını iyi kullan. · Öğrencilerin tanı, onların yeteneklerini keşfet. · Dersi öğrencilerinin düzeyine göre anlat. · Dersi bazen öğrencilerine anlattır. · Ödevleri iş olsun diye verme. · Öğrencilerine başarı yollarını göster. · Ders kitabına bağlı kalma. · Öğrencilerine ezber sorusu sorma. · Kopyacılığa ortam hazırlama. · Öğrencilerinin kendine özgü düşünceleri olabilsin. · Öğrencilerini okumaya alıştır. DAVRANIŞLARINLA ÖRNEK OL * Yüzünde gülücükler eksik olmasın. * Öğrenciler üzerinde otorite kur. * Öğrenciler arasında ayırım yapma. * Öğrencilerin hatalarına karşı anlayışlı ol. * Notu bir tehdit aracı olarak değil, teşvik aracı olarak kullan. * Öğrencilerini sınıfın, okulun yönetimine kat. * Öğrencilerine karşı asla şiddet kullanma. * Öğrencilerinle sakın alay etme. * Sınıfta zayıfları, kimsesizleri koru. * Öğrenciler arasında cinsiyet ayırımı yapma. * Öğrencilerin özel sorunlarıyla ilgilen. * Öğrencilerden ve velilerden hediye kabul etme. * Öğrencilerine paralı kurs verme. * Öğrencilerini kendi işine koşma. * Öğrencilerinle arana para ilişkisi sokma. * Siyasi görüşlerini öğrencilerine dayatma. * Disiplinsizliğe başıbozukluğu izin verme. * Tertipli ve düzgün olmayı öğret. * Hatalarını kabul etmede açık ol. * Öğrenmeye yakışır biçimde giyin. * Düzgün konuş. Öğrencilerine düzgün konuşmayı öğret. * Öğrencilerine çevreyi temiz tutmalarını öğret. Zeki SARIHAN *
bir kaç kelime de neden zeka gerektirmediğini düşündüğüme dair not almak istiyorum yüksek müsaadenizle. tabiki istisnalar müstesna. anladığım kadarıyla son bir kaç yıldır cemaatin ülkemizdeki rolü reddedilemez. bir tarafta dilencilik raddesine gelip de, gururuna yediremeyip kimseden yardım istemeden, yeri gelip okuluna aç gidip ama illa o okulu bitirmeye çalışan insanlar, bir tarafta her gece pilav kaşıklayarak cemaatin dilencisi halinde ama görüntüsünden taviz vermeyen insanlar. bunların cemaat talimatıyla eğitim fakültelerine, olmadı fen edebiyat fakültelerine saldırdığı da aşikar. bilmeyeniniz yoktur. çoğu kendisi bile bilmemesine rağmen cemaat talimatları doğrultusunda belli okulları tercih eden ve sonradan formasyon alması sağlanan da kişilerdir ayrıca. şifreler verilen ve uğruna mülakatlar hazırlanan insanlardır da bunlar ayrıca. güzel sanatlar resim bölümüne öğretmen olmak için gidip (resim bölümü eğitimci değil, resimci yetiştirir) ben beden, desen çalışmam diyecek kadar da cüretkarlardır ayrıca. bundan önceki tayfa da kimse alınmasın milliyetçi tayfaydı. ki asıl destek vererek türbanı başımıza bela eden bunlardır. tamam mağdur edebiyatı yapan şu an ki iktidardır ama devlet efendinin "ne kamusal alanı ulan allah her yerde" söylemlerini ve afişlerini de unutmuş değiliz. her neyse neymiş efendim. gücü eline alan bir şekilde devlet memurluğu kadrolarına kendi adamlarını yerleştirmişler. dün şahin, bugün güvercin bana farketmez. illa ki liyakat isterim.
tüm bunların zeka ile ilintisini de arif olana bırakıyorum ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. zeka zaten öğütte kedini gösteriyor. yok efendim ben kadın olarak birilerinin malı olacağım, erkek olarak birilerinin ekmeğimi verdiği ölçüde, kömür ve makarna orantısına bağlı olarak (kpss şifresi ve mesnetsiz mülakatlar) neferi olacağım. bugün kıdem tazminatını kaldıran aslında dün beni buraya getirenlerdir diyenlere lafım yok. "hayırlı" sabahlar size.
jack lynn imzalı roman. joe pastore, yoksul mahallelerden gelerek her zorluğu yenip new york üniversitesinde psikoloji profesörü olan bir öğretmendir. okuldaki derslerinin yanı sıra, geceleri yoksul öğrencilere, ücret almadan özel ders vermektedir. doktor olan arkadaşı ed carlton aracılığıyla, mafyanın azılı üyelerinin çocuklarını eğitme görevini üstlenir ve bu iş karşısında kendisine hayli yüklü bir ücret teklif edilse de normal ders ücreti dışında bir para kabul etmez. mafyanın çocuklarını doğru yola sevk etme ve onları üniversiteye hazırlama konusunda her ne kadar başarı elde etse de, bu işi kabul etmekle hayatı içinden çıkılmayacak kadar karmaşık bir hale gelecektir.
kitabın en vurucu noktasına gelince, mafyanın teklif ettiği yasadışı bir işi reddettiği için onların adamları tarafından ölesiye dövülen pastore'ü, kendilerine ders verdiği çocukları ziyarete gelir. tüm kemikleri kırılmış ve perişan haldeki pastore, onlara bakarken, mahvına sebep olan gangsterlerin çocuklarına hala neden ilgi ve sevgi beslediğini anlamaya çalışmaktadır... kitapta da dendiği üzere; sapına kadar öğretmendir joe pastore...
bu da aklıma geldikçe gülmeme neden olan diyalog:
doktor: onlar sayesinde köşe olduğum doğru. peki ya sen? işin mali boyutunu nasıl hallettiniz?
pastore: kumarhanelerden yüzde beş, genelevlerden yüzde on alıyorum. *
liseli olduğum zamanlar, apar topar çıkmışım evden sınav dönemindeyiz. buz gibi havada 10 dakika yürüyüp otobüsüme yetişmişim kağnı gibi ilerleyen otobüste sınavıma yetişmeye çalışıyorum ayaktayım üstelik. yolu yarıladık, yan yana iki kişi oturuyor ikisinin de tipinden öğretmen oldukları belli. kafamı çevirdim bir tanesi bana doğru bakıp "yok bundan bir bok olmaz, bu okumaz" bakışı attı kafasını da sallayarak. salak değil ya, benim o jest ve mimiklerin ne anlama geldiğini kavradığımı farketti. çağırdı beni yanına dingil bir de soruyor nerede okuyorsun diye. anadolu lisesindeyim dedim, zannediyorum siz de yeni bir öğretmensiniz. kızardı o an. bir şey söylemedim başka çektim kendimi geri yolu izledim. fakat o an çok şey düşündüm. ulan dedim, öğrencinin tipinden yola çıkarak gelecek biçen dangalaklara bu meslek emanet edilmişse hepten sıçmışız biz. annesi öğretmen olan birisi olarak söylüyorum bunu. eminim o eğitim fakültelerinde kümes emanet edilmeyecek insanlar öğretmen olmak üzere okuyor. bu tür meslektaşlarınıza dikkat edin ne diyeyim, onlardan biri olmayın. sonra ne mi oldu, bir yabancı dil öğrenip üzerine iki üniversite bitirdim, yüksek lisans yapmak istiyorum. zannediyorum geleceği yeterince iyi görememiş koduğumun eğitimcisi.
simdiki neslin ogretmeni olmak cok zor aga, sus desen susmuyor, yaz desen yazmıyor. her gun car car car elalemin bebesi cekilir mi bi dusunun. bizim siniftan biliyorum swh
Ogretmenlik mesleği ogrencilerin gereken saygidan yoksun olması sebebiyle gerçekten zor bir meslek oldu. Inanin çoğu vatandaşı 3000 tl de versen o siniflara sokamazsin.
Not ogretmen degilim.