insanın damarlarındaki kanın çekilmesine benzer bazen, bazen de kurumuş bir yaprağın rüzgarda savrulmasına. Damarlardan çekilen her zerre kan sevgilinin dönmediği her saniyeye eş değer. Yapraktan kopan her parça seven kalbin dağılması gibi yavaşça savrulur. Gözler yalnızca içine içine bakılsa selde boğulacak gibi, dudaklar sevgiliye değmediği her geçen gün kurumaya yüz tutar. Özlem biter bir gün. Sevgili girer kapıdan içeri. O an değişir duygular özlem gider, huzur kalır. Yalnız bir duygu değişmez. O da bireyin her an yeniden doğan sevgisi.
Öyle anlar var ki,
Karanlık bir kuyunun içinde kaldığınızı sanırsın, çaresizce beklersin, dışarıya açılan küçücük bir delikten seni sessizce seyrettiğini sanırsın,
belki de seyrediyor kimbilir?
diye düşünürsün, sol yanın yangın yerine döner, ve hayat tamamen anlamsız gelir.
Jameson u cila olarak alıp Guinnnesi içmenin ve o güzel ortamda müziğin etkisi dokunuşun etkisi ile sabaha ulaşıp üzerine de güzel bir sex ile bitirmeyi özledim.
Gün saymaktır. Bazen sırf gün sayabildiğim için şanslı hissediyorum kendimi. 67 gün oldu o gideli. süresiz bir hasret değil, en geç 1 ay sonra bu zehirli hançerden kurtuluyorum; merhemim geliyor. Neyse ki hayatın pozitif yanlarını görebilen biriyim, yoksa her şey daha çekilmez olurdu.
Bir de Hiç gelemeyecek olanlar var; toprağın altındakiler. şehit ağabeylerim, ablalarım, kardeşlerim var. ruhi kılıçkıran, süleyman özmen, yusuf imamoğlu, ertuğrul dursun önkuzu ağabeylerim; fahriye altınok, hanife fendoğlu, süheyla özpolat, mürüvvet kekilli ablalarım; hasan şimşek ve fırat çakıroğlu kardeşlerim ve daha niceleri var. Galip ağabeyim var... Atsız ata, nejdet sançar, dündar taşer var!
Ama hiçbir hasret kalıcı değildir. En fazla 50-60 yıl sonra onlara tanrı dağlarında kavuşabileceğim. Sevdiklerimiz bizleri bekliyorlar, vuslat sandığımız kadar uzak değil.
yarı ölmektir bence. insan birini özleyince hele çok değer verdiği birini özleyince kendinden geçiyor, zaman anlamsızca akıp gidiyor, yaşarken hep birşeyin eksik olduğu aklına geldikçe yaptığın, uğraştığın işten zevk almıyorsun. yani ben öyle hissediyorum... 1 gün görmeden yapamayacağın insanı zorunluluktan belkide 1 ay göremezsin ya. dayanamazsın. bazen aklına gelir birden. hele evde kimse yokken başlarsın ağlamaya ;_; şuradan bi sesleneyim (SENi ÇOK ÖZLEDiM LANNNNN )
-_- ve şunu bilin de kimse sizin özlediğiniz kadar sizi özlemez. bu lafımın hep arkasındayım. şuana kadarda hiç başka türlüsünü görmedim.
Birdaha hiç bir şekilde görüşmeyeceğin, seninle olma ihtimali artık olmayan birini özlemek, her gün resimlerine bakmak, dinlediğin şarkıda onu hatırlamak, günlük konuşmalarda yeri gelip de sana söylediği güzel bir sözü, ya da izlediğin dizideki sevgiliye söylenen sözlerin sana söylendiğini, yeri gelir bir sesi onunkine benzeterek hatırlamaktır.
onu her hatırladığında ise birdaha hayatında olmayacağı gerçeğini kabullenerek içinde bir sel varmış da taşamıyormuşcasına, boğuluyormuşcasına ağlamak istemek.
Sesini bir kere duyabilmek için ya da onunla bir kez olsun daha konuşabilmek için içi içini yemek hali.
kısaca çok kötü, çok.