Özledim... yanıklık canıma değdi... özlemek, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. yıllarca daha özlerim kısmında fenalık geçirebilirim. Yıllarca mı? Bu kadarı bile fazla geliyor bana. Sabreder miyim? Ederim. Ama çok keskin yahu, bu bile çok bana.
bazen sadece özlersin. aslında uzaktan onun olduğu yerde olmakta güzeldir.
çünkü insan bir insanın yanında illa fiziksel olarak olmayabilir. ve yanında olamadığı için ondan ayrı olmuş olmayabilir.
rüyalarında düşüncelerinde merakında özleminde o insan varsa içinde o insan olduğuna göre onla birliktedir.
elinden bir şey gelmez insanın bazen. sen kendin mutlu değilken. huzurlu. ne verebilirsin. düzgün bir hayatın yokken daha.
kimseyi mutsuz etmeye hakkın yok. hatta üzmeye.
mutlu olmalı.
belkide tüm bunlar bir bahane ha. oysa korkaksın aslında. aslında senle kuru ekmeğe razı olacak. belkide bekliyor. ama senin tüm korkaklığın bahanelerin evet bahanelerin yüzünden uzaksın.
bilmiyorum, bilemiyorum. özledim merak ediyorum buna eminim.
Karmaşık hayat maratonunda durup bi nefes almayı özledim.
annemin sabah uyandırıp, "patates kızartması mı, yoksa yumurta mı" diye seçim sunmasını özledim. (iyi günündeyse ikisini de yapar)
kardeşime para verip "kendine bir şeyler al" dediğimde, yüzünde oluşan mutluluğu özledim.
Teyzem ile oturup, saatlerce muhabbet etmeyi, halen bu yaşta bile 5 taş oynamayı özledim.
annemin köyündeki evin balkonunda, sadece ay ve Yıldızlardan oluşan gökyüzüne bakıp, çekirgeler sanki bir şey anlatıyormuş gibi ses çıkarırken, çay-sigara yapmayı özledim. yine aynı evin bahçesinde bulunan hamakta usulca sallanıp kitap okurken, arada sineklere sövmeyi özledim.
Babamın köyündeki evi de özledim. geceleri battaniyesiz oturamadığım balkonda çay içerken, karşımda bulunan asırlık kavak ağaçlarının, Esen rüzgârla "dedemin deyişi ile kavakların gazel okumasını" çıkardığı sesi dinlerken çay içmeyi özledim.
babanemin pet şişeye süt kaymağını koyup, kendi imkanlarıyla yaptığı tereyağını, elimde sallamayı özledim. yine aynı köydeki torunu olmayan ve beni çok seven resmiye teyzenin, yumurta ve peynir getirip "bunları sadece sen ye" deyişini özledim. sabahları köyün ineklerinin, çobanın peşine takılıp, sanki hiç gitmek istemiyormuş gibi ağır ağır otlanmaya gidişini izlemeyi özledim.
dedemin, balkonda sinek öldürürken, bi yandan da köydeki arazileri satmamamız için öğüt verişini özledim.
mesela ben köpek gibi isviçre'yi özlüyorum. geçmiyor, dinmiyor bu özlem.
sözlükte yazmaya başladığım ilk gündene bu yana isviçre'ye, basel'e olan özlememi, hasretimi bilen bilir. ve hatta kabak tadı bile vermiş olabilirim ama kendime hakim olamıyorum.
keşke bir yolunu bulsam da oralara geri dönsem ve bu hasret sona erse...
ya ben hiç kimseyi özlemem bende özlemek duygusu yoktur olmuyor şekerim böyle yaratılmışım özleyemiyorum vsvs diyen insanlar istisnasız, aslında özlemek olduğunu fark etmedikleri derin bir acıyla, neden olduğunu anlamadan, ara sıra, kıyıda köşede, gizli gizli ağlıyorlar. erkek kız fark etmez. hatta yine özlemek olduğunu fark etmedikleri bazı anlar oluyor ki, vapurda, okulda, evde, arabada, yemek yerken, su içerken, kahkahayla gülerken, birdenbire keskin bir sızıyla neye uğradıklarını şaşırıyorlar. şimdi bu boğazıma tıkanan şey de ne beee diyorsun ya, işte o özlemek oluyor tam olarak.
hayır yani nerden aklıma geldi ki şimdi diye ciddi ciddi şaşırıp, üfff iyice kafam iyi bu günlerde dediğinde, işte neden nasıl olduğunu anlamadığın kişi de özlediğin kişi oluyor.