Vakitli vakitsiz gelendir. Pamuk ipliğine bağlı hayatlar yaşıyoruz farkında olmadan... kimleri kırdık, kimlere kırıldık birgün hiç önemi kalmıyor... sanki bir el kalbimi avucuna almış sıkıp duruyor, son nefesini veren birine hic bu kadar yakın olmamıştım,ve hiç bu kadar soğuk kanlı kalmamış. O son anında gözlerime bakar gibi oluşunun bende bıraktığı etkiyi anlatmam zor. Kolum kanadım kırık, Kendi gücüm kalmamışken bir başkasına nasıl güç verebilirim bilmiyorum. Allah'ım sen yardım et...
insan, öldüğünde üzüleceği kişilerin öldüğünü onlar yaşarken düşünmelidir. Onların öleceği güne hazırlanmalıdır. Onların yokluğunu hayattalarken hissetmeyi başarabilirse en azından onlar öldüklerinde yaşayacakları şok bir nebze azalır.
hayat fonkisiyonun son bulması ve herkes için geçerli olan bir köşede bekleyen gerçek. ölümü insan yaşarken bilemez öldükten sonrada ölümü bilcek durumda değildir. insan iskeleti (filmde değil gerçekte) gördüğü zaman ölümü hisseder ve çok garip bir duygudur. kaygısal düşüncelere dalar. belkide bu yüzdendir ölü bedenleri yer altına gömmek ve bu gerçekten kaçmak. ölüm üzerine düşünürler çok kafa yordu fakat sonunda bunun asla anlaşılamayacağı kararına vardı bir çoğu. ama bu konuda en güzel düşünce mevlanaya aittir. ölen kişi için üzülmemek hatta sevinmek gerekir zira allaha kavuşmuştur. artık onlar allahın emanetidir. allaha emanet olmak kula emanet olmaktan daha iyidir. bende hayattan yitip gidenler için artık bu şekilde düşünmeye karar verdim. aksi hali karanlık.
Ölüm. Uykunun kardeşidir ölüm.. Herkes cennet ve cehennemde yerini aldığında kurban edilecektir bir koç gibi. Sonsuz yaşamın kapıları aralanacaktır böylece...
Adaleti ve gücüyle nam salan Hz. Ömer işsiz bir adamı çağırır, Sana iş veriyorum der. Adam çekinerek ne yapacağını sorduğunda her sabah kapısına gelip vurarak Ölüm var ey Ömer, ölüm var! diye bağırmasını, kendisine ölümü hatırlatmasını ister. Ertesi sabah adam gelip Ölüm var ey Ömer! diye bağırınca çıkıp bir altın öder. Ondan sonra da bu sahne her sabah tekrarlanır. Çevredekiler çok geçmeden bu durumu fark edip olup biteni şaşkınlık ve merakla izlemeye başlarlar. Ama hiç kimse Hz. Ömer'e ne olup bittiğini soramaz. Adamcağız her sabah iki cümlesini söyler, bir altınını alıp gider. En sonunda biri dayanamayıp sorar: Ya Ömer! Bu adam her sabah kapında bekliyor, dışarıya çıktığında sana bir cümle söylüyor ve sen de ona her sabah bir altın veriyorsun, çok değil mi? Hz. Ömer Hayır diye cevap verir; çok değil, çünkü onun söylediği şey benim o günkü kararlarım ve bilgilerim içinde en önemlisidir... Aradan aylar geçer. Bir sabah, adam yine kapısında beklemekteyken Hz. Ömer dışarı çıkar fakat adamı konuşmadan durdurur: Al bu bir altını ve git, bundan sonra gelmene gerek yok... Adam böylesine kolay bir işten iyi para kazanmaya alışmıştır, sormadan edemez: Neden? Çünkü der Hz. Ömer; bu sabah aynada sakalımda ak bir tel gördüm. Ben her sabah çoğalan ak telleri gördükçe o sözü kendi kendime hatırlayacağım...
her insanın sonunda uğrayacağı ve birdaha kurtulamayacağı sondur. her bir hastalıkta hayatın ne kadar değerli olduğunu anlarız ya, buda ölümden olan korkumuzu gösterir. her ne kadar korksak ta birgün bizde belki vahşi belki sıradan bir ölüme kurban gideceğiz.
kaçınılmaz sondur. ölümsüzlüğün, kimisi için ızdırap, kimi için zevk ve sefanın en üst seviyeye çıkacağı yaşam başlangıcı. gözlerdeki perdenin kalkıpta gerçekler göründüğü zaman başlayacak, dönüşü olmayacak bir yolculuk.
topraklarınıza ait sevdiğim yegane şahıslardandır, a.ilhan. 'herkes ölür' diyerek kaybedenlere ve kazanma umudu olmayanlara, ateist olanlara dahi can vermiş. ışıklar içinde yatsın.