bir şekilde nefes alan her canlıya dayatılan yaşamsal fonksiyonların bitimi. dünya denen sahneye atılmışız herkes kendine biçilen karakteri oynamak zorunda ama yönetmen bizi ne zaman sahneden alır bilemiyoruz. bu sahneye konduk diye rolümüzü en iyi oynamamız bekleniyor bizden üstelik.
saçma ve haksızlık... isteyerek gelmediğin dünyaya alıştıktan sonra zorla koparılmak ne zaman koparılacağımı bilmemek... sevdiklerinden, alıştıklarından, ihtiyacın olduklarından uzak bırakılmak.
daha belki bir kaç saat önce seven bir kalbin atmaması, düşünen bir beynin durması kolay kolay hazmedilecek bir şey midir? her şey bu kadar basit midir?
kaçınılmaz olduğu kesindir ama son mudur? işte bu en büyük bilinmez.
ölümden korkmuyorum diyenler en büyük yalancılardır. öyleki kendilerini bile kandırırlar ölümden korkmadıkları konusunda. hakeden bir insana ölümü tattırmak da yaşanabilecek en büyük hazlardan biridir.
Başkaları yakınlarını kaybettiğinde nasıl baş ettiklerini anlamıyor olmama rağmen kendi başıma geldiğinde tamamen kayıtsız kaldığım olay. birini çok mutlu olduğu yere gönderip sen git biz gelcez gibi bi his. Ciddiye alamıyorum ölümü.
Hatırlanması gereken, insanların tümünün sonrasında ne olacağını bildiği fakat herkesin farkı şeylere inandığı biyolojik olay. Bedenin, yaşaması için gerekli olan tüm fonksiyonunun durması durumu.
dev bir bilinmezlik. şu an yaşarken bile bu dev bilinmezlik çukuru birilerini alıp götürüyor.
dün yanımızda olan biri, bugün yok. gerçekten akıl almaz bir durum değil mi ölüm? burada olan bir beden; ama içi boş teneke gibi. o yok artık. yüzü var ama gülmüyor, kızmıyor, ağlamıyor. toprak içinde çürüyüp gidecek. peki o nerede? içindeki ruh nerede?
son mu, yoksa yaşamın başka bir evresi mi bilinmez. bildiğini iddia edenler dahi dinlerinden gelen inançları konusunda bir deneyime sahip değiller. bir de ölümün bizzat biz için olan tarafı var. biz ölünce ne olacağız? ölenlerin bizi beklediği başka bir dünya mı, yoksa bir hiçlik mi; belki de yeniden başka bir yapıda dünyaya dönüş mü?
eninde sonunda alayımıza gelecek olan bir şeydir. ateistler her ne kadar inanmasada inancımız gereği cennete gideceğimizi düşünürüz ama hiç ölmek istemeyiz bu da ayrı bir çelişkidir. kısacası asla bir ateistle konuşmaya çalışmayın anlamıyor gavatlar.
"bana sorarsaniz olum yasamin en uc noktasidir, amaci degil; sonudur. yasamin gozlerini dikecegi sey kendisi olmalidir. ona gerekli olan caba kendini toparlamak, kendi kendisine dayanmaktir.yasama biliminin bu genel ve baslica bolumunun icerdigi daha bircok is arasinda olmesini bilmek de vardir."