ölüm, bir canlının hayati faaliyetlerinin ( solunum - dolaşım )geri dönüşümsüz olarak sona ermesidir. Ruh ile fiziksel bedenin ilişkisinin kopması demektir. Doğanın kanunudur.
her görüldüğünde kurtlar vadisi'ni 2003'ten beri seyretmenin etkisinden olsa gerek, elif dedim türküsünü akıllara getiren kelime. önce zihinden "ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm, ben senin için yaşamayı göze almışım." cümlesi geçer, ali candan'dan. sonra da o muhteşem bağlama vuruşları duyulur kulaklardan. dayanamadım link vereceğim: http://www.youtube.com/watch?v=otIGGP9emVU
Bir dostumu veya sevdiğimi o dönüşü olmayan topraklara göndermekte çok zorlanıyorum. "Ölüm, zehrini nereye akıttın?" sorusunu, "Kalbimin, zihnimin ve anılarımın içine" diye cevaplıyorum.
Sevdiğimiz bir kişi öldüğü zaman, sağ kalmak suçunun kefaretini, yüreğimize işleyen yeğin bir pişmanlıkla öderiz. Ölümü, bu kişinin ne kadar eşsiz benzersiz olduğunu açıkça anlatır bize; varlığının, bir zamanlar, bütünüyle var kıldığı, yokluğunun, kendi bakımından ortadan kaldırdığı dünya kadar uçsuz bucaksız hale gelir bu ölü; yaşamımızda daha çok yer tutması, gide gide yaşamamızın tümünü kaplaması gerekirdi gibi gelir bize: Kendimizi sıyırırız sonra bu sersemleyişten: O da, öbürleri arasında, öbürleri gibi bir bireydi, o kadar, diyoruz. Ancak, kimsecikler için elimizden geleni -hiçbir zaman- yapmadığımızdan, kendimize, gene de bol bol sitem edecek nedenler buluruz.
Şu yaşıma kadar en çok okul sırasında (o zaman lisedeydik tabi) 5 arkadaşla toplaşıpta, masa örtüsü, hırka, bere gibi eşyalardan baş örtüsü yapıp cin çağırdığımız gün yaklaştığımı düşündüğüm olgu.
YAŞAM BOYU 'HAYIRLISI OLSUN' DiYEREK DUA EDERiZ BiZi YARADANA...
iŞiN HAYIRLISI,
EŞiN HAYIRLISI,
EViN HAYIRLISI,
GÜNÜN HAYIRLISI... *
ÖLÜM iLE BiR NEFES KADAR iÇ iÇEYKEN,
BiR O KADARDA GERÇEKLiĞiNi BiLiYORKEN;
ÖLÜMÜN BiLE HAYIRLISI... *
Sagopa kajmer in 'ölüm aşağıda ve hayat yukarıda
doğduğum gün başladım dipsiz tırmanışa.' sözlerinden yola çıkılırsa içinde bulunduğumuz durum, hayatın ta kendisi.