kaçtığımız bazen unuttuğumuz sanki hiç başımıza gelmicekmiş gibi yaşamaya devam ettiğimiz ama hiç ummadığımız anda ensemizden bizi tutup bilinmez bi yolculuğun koynuna götürcek ölüm. her şey geride kalıcak, kimbilir ne zaman ve nasıl?
'Daha yaşamı bilemiyoruz, ölümü nasıl bilebiliriz ki?' der Konfüçyüs, bu durumda bize ne düşer acaba hayata doğmak mı? Yoksa doğamadığımız hayatın ölümünü düşünmek mi?
çoğu zaman aklımızın ucundan bile geçmeyen ama eninde sonunda hepimizin yaşayacağı başka bir dünyaya açılan kapıdır ölüm. er ya da geç gelecektir ama daha yaşamayı beceremeyen biz acaba ölmeyi de başarabilecek miyiz?
--spoiler--
oysa ölümü bilmiyorsun
ölümü bilen yaşama zerre tenezzül etmez
ölümü bilen hiç gelir mi rabb ini bilmezlikten
onlar evrim dediler
bu yaptıklarımız devrim dediler
ah! zekasına kedi işeyesi nefer
herşey kader
bu imtihan tek seferlik
bedenin kağıt kalemin amel
ebedi huzurdur. bu dünyadan gidiyosun bütün pisliklerden uzaklaşıp sadece olan biteni izliyosun. din dil ırk hiç bir şey o zaman farketmiyor. herkesin olduğu yerdesin. sadece bi sessizlik var uzaktan uzağa dünyayı izliyosun belki acı çekiyosun belki çok mutlusun. annen, baban, abin, kardeşin, eşin, dostun herkesi bırakıyosun ardında ve uzun bi yolculuğa çıkıyosun. ardından en fazla ağlarsa eğer ailen 1 hafta ağlıyacak daha sonrası olmayacak. bu ne güzel mutluluktur. kalbin duracak, gözlerin kararacak ve ruhun bedeninden yavaş yavaş ayrılacak ve öldün.