fazıl hüsnü dağlarca'nın ölü adlı şiirinin son dörtlüğünde
...
Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
şeklinde hem gerçek hem mecaz anlamda "soğuk" olarak nitelendirilen kavram. hayat, canlılık sıcaktır, ölüm ise soğuk.
yine yakup kadri idi yanılmıyorsam yaşayan herkesi ölüm fermanı imzalanmış birer idam mahkumuna benzetir. herkes vaktini beklemektedir.
anne karnındaki bi bebeğe çık dışarı , dışarıda masmavi denizin olduğu pırıl pırıl bi güneşin olduğu yemyeşil ormanlarının olduğu bir dünya burası desen bebek bilmediği şeyden korkacaktır ve asla anne karnındaki kendi dünyasından çıkmak istemeyecektir...
ölümde böyle bişeydir...
acı gerçek denilen şey tırtılın kelebek olarak kozasından çıkmasıdır.
ama ölüm kötü bir son olarak insanlara sunulmasaydı insanlar ilk fırsatta ölmek isterlerdi...
bu nedenle korku programı insanlara yüklenmiştir.
bence dünyanın tadını çıkartın, güzel değişik bir deneyim :)
müthiş bir belirsizlik. sonsuz bir düşünceye dalabilirsin acaba ne olacak diye.
acaba gerçekten ölenler gökyüzünden izlerler mi bizi? her gün gökyüzüne bakıyorum acaba diye?
sev ya da sevme, ne güzel söylemişler kaybedenler kulübünde;
ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir sayın dinleyen?
Canlılara ait özellik.
Konuşulması, düşünülmesi bile tedirgin ve huzursuz eden doğal yaşam sürecinin son istasyonu.
Bilinmezlik, sonrasının muamma oluşu, hiç bir teknolojik ilerleme, icat yoluyla öğrenilemeyecek karanlık bir konu olmasıdır, huzursuz eden.
Yaşamın doğal bir parçası olduğunu bilmemize rağmen, her ölüm ardından, Şoklar Yaşar, sorgular, neden niçin, nasıl sorularıyla meşgul ederiz ruhumuzu.
Alışılamayan tek doğallıktır.
ÖLÜM
onlarda öyle söylüyor .
saf bir aciz ne mi diyor.
bize bir şey olmaz mı .
nasıl ya ölüm yoklamaz mı.
onu diyenler zor solumuyor.
toprak içinde de debeleniyor.
ölüm bu ansızın geliyor .
işte bir aciz kul böylece ölüp gidiyor.
geridekiler de ibret bile hiç alamıyor.