"Keşke bilsem, tabutuma odun olacak parçalar şimdi hangi ağaçta. Gitsem bulsam o ağacı. Sarılsam... ağlaşsak. Ne o bir daha geri dönebilecek, ne de ben"...
elaman bahçelievler tarafında e-5'dan ayrılan virajı alamamış ve duvara toslamış. kask paramparça olmuş cesedi yolun kenarına savrulmuş. abinin üzerinde bir kapri ve tişört. kazanın etkisiyle beyni yarılmıştı içi gözüküyordu. sağ kolunun üzerindeydi kafası öyle kalakalmıştı.
hayat ne kadar kırılgan.. bir virajı alamıyorsun, sonra et parçası oluyorsun.
arabadan inip hüseyin abi ile beraber bakmaya gittik. kazayı gören arkadaki arabadaki kadına sordum: "vefat m etmiş?"
aslında cevabı biliyordum ama nedense sordum. "beyninin parçaları yolda işte" dedi. eli titriyordu.
ben etkilenmedim. aptal herif aşırı hızla virajı alamayıp duvara toslamış, beyni dağılmıştı.
ölüm. ölüm çok kolay. çok yakın. umarım benim ölümüm güzel olur. kesinlikle böyle ölmek istemem.
Yokluk hiçlik bazen düşünürüm ölümü yattın ve artık hiç bir şey yok. Ama Nasıl olur derim kendi kendime burdayım işte düşünüyorum. Ya öldükten sonra da düşünebilirsem yokken düşünmek. Ölüm pek kavrayabildiğimiz bişey değil. Gözümüzün önünde ama bizim dışımızda. Düşünmemiz bizim en büyük günahımız. Biz doğanın defolu ürünleriyiz.
üzerine çok düşünülen bence felsefi bir konu. şimdi bu konuyu iki farklı bakış açısıyla ele alalım. başlamadan önce her iki tür insan da genellikle ölümden korkar. bunun mantıksızlığını açıklamaya çalışacağım.
inanan biri açısından: bildiğim kadarıyla yeryüzündeki tüm inanç sistemleri ölümden sonrasının var olduğunu söylerler. yani dünya hayatında yaptıklarının meyvesini alacağın ya da cezasını çekeceğin bir yerin var olduğunu beyan ederler. şimdi bu bakış açısıyla baktığımızda, eğer dünya hayatı bir sınavsa, insanın bu sınav esnasında heyecanlanması normalidir. ama heyecanı sınavı yapıp yapamayacağı ile alakalıdır. bildiklerinin, yaptıklarının öğretmenin istediği cevaplarla uyuşması gerekir ki başarılı olsun. ölüm ise sınav kağıdını öğretmene verme işlemi gibidir. tam da cuk oturmuştur. artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmiştir. ne kadar istersen iste kağıdı geri alamazsın. ama yine de kağıdı veriş anı abartılacak bir olay değildir. ama insanlar ekseriyetle abartırlar.
inanmayan biri açısından: yazıya başlarken çok haklı gerekçelerim vardı ama bir an sonsuza kadar yok olma düşüncesinin yeterince korkutucu olduğu kanaatine vardım. gerçekten inanmayan insan (yani üzerine yeterince düşünerek bu kararı almış olan kişi) cesur insandır. hem toplumun yaygın davranışlarının aksini yapacak cesareti gösterecek hem de sonsuza kadar yok olma fikriyle baş edebilecek.
yazıya başladığım fikirle bitirdiğim yer uzak kaçtı ama böyle gelişti ne yapalım.
iyiki var. insanların bencillikleri,anlayissizliklari,kanlarinin beş kuruş etmeyisi çok yordu beni bu genç yaşımda. genellikle hayallerimi yalnızlık yada en fazla bir eş ve bir,iki de dost uzerine kurmaya basladim. bu da pek care degil,hayat ister istemez farkli insanlarla muhattap olmak zorunda birakiyor.geriye bu bozuk düzenden,asagilik insanlardan kurtaracak bir tek ölüm kaliyor. ya sonsuzluk olsaydi bu dunyada? sanirim ruhumuz iyice kirlenecek,hepten birer bok cuvalı haline gelecektik. ölüm,temizliktir insanoglu icin ama ne yazik ki en cok korkulan yegane gercektir de. ne kadar korkuyorsak ölümden o kadar kirli bir ruhumuz vardır.
ölüm, öleni değil kalanları acıtır. onun bir daha sesini duyamamak, yüzünü görememek ve onunla artık hiçbir şey paylaşamamaktır en acısı. o yüzden aslında insan çoğu zaman, farkında olmadan ölene değil kendine üzülür, kaybettiklerine..
Klasiktir. Her canlı bir gün tadacak, herkes bir gün yaşayacak vs vs.
Ama kapımızı çalana kadar bu soğuk gerçeği görmeyiz, görmek istemeyiz, umursamayız, unutmaya çalışırız.
Son 4 gün içerisinde iki yakınımın -kan bağı yok, biriyle akrabalık bağı var- ölüm haberini aldım. Artık yoklar. Belki de 50 yıl sonra hiç yaşamamış olacaklar. Adı, sanı, kim olduğu bilinmeyecek; belki mezarları bile yok olacak; adı yazılı bir taşı bile kalmamış olacak.
Daha henüz anne, baba, kardeş, eş, çocuk gibi birinci dereceden bir yakınımın ölümünü tatmadım.Bilmiyorum da o psikoloji nasıldır. O psikoloji, o yıkım, o yalnızlık duygusu...
Şimdi bu entryi giriyorum ama 3 gün sonra ben de yukarıda bahsettiğim gibi unutacağım bu gerçeği. Ama unutsak da oralarda bir yerlerde, tüm soğukluğuyla var bu gerçek arkadaşlar.