(bkz: emirhan çakal)
çağımızın bence en şanslı isimlerinden birisi. pr’ını iyi yaptılar. reklamlar filan. elle tutulur düzgün bir albümü bile yok. (bkz: summerland) var zaten tek favorim. lakin youtube da gündelik videoları ile daha sempatik olduğunu düşünüyorum. ayrıca bu kadar lüks harcamalar yapması ayrıca düşündürüyor. bu tatlı su rapçileri nasıl bu kadar zengin oldu diyor insan. gerçi çakal rap değil pop yapıyor orası da ayrı tartışma konusu. 5-6 sene daha gider ama sonra tutmaz gibime geliyor. o yüzden şimdiden para biriktirirse geleceğine yatırım yapması daha mantıklı görünüyor. bir de şey ekleyim, şu ibrahim tilaver ile ebo denilen şahısla muhatap olmasa daha sağlam yerlere geleceğinin kanaatindeyim.
izlediğim ilk türkçe yapımlardan biri. 2010-11 civarlarına denk geliyor diye hatırlıyorum.
kazara da seçmemiştim filmi. hatta adet gibi bir şey diyebiliriz; herhangi bir şeyi izlemeye karar vermeden önce konusuna mutlaka bakarım, kendimi içinde bulabileceğimi düşünüyorsam da izlemeyi tercih ederim.
uzun lafın kısası film, bir gencin yaşadığı kayıp sonrasında hayatından duyduğu memnuniyetsizliğin daha da belirginleşmesini ve bunun akabinde gelişen olayları konu alıyor.
fakat yapımın üzerimde bıraktığı asıl etki hikayesinden ziyade, en basitinden “serserilik” dediğimiz şeyin dahi kültürden kültüre, ülkeden ülkeye ne denli değişebildiğini göstermesiyle ilgiliydi.
nitekim buradaki, tırnak içinde, sokak insanlarının mentaline dair sunduğu taslak da bana yalnızca dışarıdan bakabileceğim bir şey sunmadı; aksine bazı taraflarıyla doğrudan bana ayna tuttu.
dolayısıyla filmi izlerken yalnızca ekrandakileri değil, yer yer kendimi de sorgularken buldum ve sanırım beni asıl etkileyen de buydu.
zira ön yargıyla yaklaştığım, buna rağmen ekranıma taşımaya karar verdiğim bir yapımın, ekranın diğer tarafında kalmak yerine ta kafamın içine kadar ulaşması durumu söz konusu.
bu yüzden de “çakal” deyince aklıma ilk gelen şey hala mevzubahis yapım oluyor.