Bir yere inmek için bile defalarca merdiven çıkmak zorunda kalacağınız bir şehirdir. Şehre geldiğiniz ilk 3 saat hava yerine soluduğunuzun saf kömür olduğunu, bitki örtüsünün kömür ağacı olduğunu ve toprak türünün karaelmas olduğunu düşündürür. Beyaz giyenleri sen misin beyaz giyen diyerek siyaha boyar. Paçaları daha koyu bir siyaha boyar. ilk ve son kez beyaz pantolon giymiş olan genç kız şehirde iki yıl geçirdikten sonra burayı sevmeye başladığını farkeder. Kendine inanamaz, aynı anda hem beyin, hem kalp nakli yapıldığını düşünür.
uzaktan görmeye başladığım ilk an o merdivenleri, "aa ne güzel tıpkı tophane kaldırımları gib..! bunu çıkmayacağız değil mi?" diyerekten haykırmama sebep olan, kömür kokan şehir.
doğduğum, büyüdüğüm, yıllarca havasını soluduğum, ikinci aşkım olan memleketim.
birincisi izmir, sebebini hiç bilmediğim bir nedenden dolayı. belki ruhum oradadır.
çarşısının hep bir hareketlilik içinde ve köylü pazarları diye adlandırdıkları pazarlarının harika olduğu, istanbulda yaşamış insanlara sıkıcı gelen kafa dinlenesi illerden birisidir..
memleketimdir. yazın nemli, kışın is kokulu simsiyah havasıyla her daim bunaltan şehir. küçücüktür, ufacıktır ama içi dolu turşucuktur da aynı zamanda. kömürüyle ünlü bu şehirden zaten kömür olmayaymış bir bok olmazmış kanımca. denizi pistir, şehir planlaması kötüdür falan ama yerlisi tarafından çok sevilir ve her platformda savunulur. bu insanlara ben dahil değilim, yanlış anlaşılmasın.
coğrafi şartlar sebebiyle belediyecilik veya herhangi bir yatırım yapılamayan şehir. yıllar geçse, hükümetler değişse, tıp gelişse, bu şehirde kavşak, üst geçit, alt geçit, duble yollar, çevre yolları olmayacaktır. ama insanları birçok şehirdekinden çok daha kibar, çok daha medenidir.
karadondaki grizu patlamasında maden altında kalan 2 madenci 246 gün sonra çinliler tarafından nihayet çıkartıldı bugün.. şilideki kurtarma için 'bizde olsa 3 günde çıkartırdık' diyen bakanın yüzü kızardı mı acaba? (http://www.focushaber.com...n-cesedi-cikartildi-v-773 )
uçak geçtiğinde kafaların gökyüzüne dikildiği bir şehirde büyüdüm ben. topun kaçacağı bayırın çok, asansörün az olduğu... koca bir neslin sokak trabzanlarında harcandığına şahit olduğum bir şehir.
ben ise; eve ilk gelişiyle teletexin başında saatlerce sörf yapan bir çocuk. tek kabusunun ablasının odasındaki bir "iron maiden posteri" olduğu gerçeğiyle...
ilkokula yazılmaya gidişimde babama "galiba ben de ağlayacağım" dediğim, onun ise "üstünü ört" dediği yollar. kavgaların, sadece bir tarafın yere düşmesiyle sona erdiği pır pır kaldırımlar. doğduğunuz şehrin elinizden tutup sizi geçmişe götüreceğine hazırlıksız yakalanışınız.
merdiveni yollarından daha fazla olan kenttir.
katırlara büyük iş düşüyor. karanlıktır.pusludur. kömürün kokusunu rengini her an hissettiğiniz kenttir.
zorunda kalınmadığı sürece kimsenin yaşamak istemeyeceği yerdir. değişmeyen tek şey değişmezliktir bu kentte.
üç buçuk senemi geçirdiğim, ne zaman şehir merkezine gitsem işlerimi koşa koşa halledip bir an önce evime dönme telaşı yaşadığım, sevdiğim, sevildiğim, çılgınca mutlu olup, üzüntüden kahrolduğum şehir...
üniversite okuyacaklar için tercih edilmemesini tercih ettiğim şehirdir.*
doğası haricinde pek elle tutulur bir tarafı yoktur, o da bir yere kadar.
18 yılımı geçirdiğim ve en nihayetinde artık ayrılacağım, tatillerde ancak göreceğim memleketim. öğrenci olarak gelenlerin genellikle memnun kaldığı, giyim bakımından pahalı bulduğu, gezme, eğlenme rahatlık konusunda her öğrencinin rahatça yaşayabileceği küçük bir ildir. sahilldeki caferlerinden birine gidip, falezlere vuran dalgayı görmek insana doyulmaz bir huzur verir.
her fırsatta bıktım desem de, aslında güzel bir yerdir. karadeniz şehri olmasına rağmen kesinlikle ılımlı değildir. solcuların kalesi olarak gösterilir. yaşanılasıdır.