insanoğlu hayata adım attığında kaderi ya cefa çekenlerden olmaktır ya da sefa sürenlerden. işte zonguldak ın şehir olarak kuruluş hikayesinden anlarsınız cefa çekmesinin kaderi olduğunu. bu kader aslında birazda zonguldaklı nın karakterinden ve diğer bölgelere göre çok medeni yaşam kültüründen kaynaklanır. iş için başka illerden gelenlerlerle özellikle merkez, ereğli ve amasra dolup taşmış, hemşeri dayanışması ile zonguldak merkez başta olmak üzere maden havzaları ele geçirilmiştir. şark kurnazlığını ve hemşehricilik gibi feodal dayanışma örneklerini bilmeyen zonguldaklı uyandığında çok geç olmuştur.
şimdi gerçek zonguldak lı hurdaya dönüşmüş şehri ile başbaşadır. bir zamanlar üretim hasılat sıralamasında ilk 5 e giren zonguldak şimdi sonlardadır ve kalkınmada öncelikli yöredir. yazık kıvırcık olmanın cezasını daha çok çekecekler.
her daim gri rengi, yağmuru, insanı kanırtan yokuşları, geçmişiyle sürekli bir savaşma ve sevişme halinde olduğunu gösteren yıkık dökük ama karakterli binaları, orta yaşın üstündeki nüfusun çoğunun nasırlı ellere sahip olması, kazma kelimesinin küfürü değil emeği çağrıştırması, öylesi üretim potansiyeline sahip olmasına rağmen bitmenin eşiğine getirilmesi gibi kendine özgü özellikleri olan, içinde yaşamamış, o berbat havayı hiç solumamış insanların asla sevemeyeceği küçük ama gururlu bir şehirdir. memleketimdir.
zonguldakın yerlilerine kıvırcık denir. zonguldakta çoğunlukla kıvırcık dolu olmasına rağmen, bu şehirde lazlar da bir hayli fazladır.
bu şehir pek sosyal bir yer olmadığından çoğu liseli kendini ders çalışmaya vermiştir. çoğu liseli üniversiteyi kazanıp bu küçük şehirden bir an önce kurtulmayı amaçlar. zonguldak merkezde yaşayan çoğu kişi gerçekten de iyi bir üniversiteyi kazanır ve bir daha da zonguldaka dönmez. bu nedenle de şehir gelişmemektedir. şehrin zengin esnafları da çoluk çocukları başka yerlerde yaşadığından zonguldaka neredeyse hiç yatırım yapmamaktadır. belki de bunun bir nedeni de, bir gün gelip kömürün yani zonguldakın ana geçim kaynağının tükenebileceği ve bu şehrin sanayisinin yok olabileceği gerçeğidir. kısacası insanlar çoğunlukla bu şehre zorunluluktan gelir ve zorunluluk son bulunca şehri terk eder. yani göç veren bir şehirdir.
zonguldakta yaşayanlar ya ttkda (türk taş kömürü) ya da üniversite de çalışıyordur. bunlardan hiçbirine uymuyorsa da memurdur tayin nedeniyle gelmiştir ya da esnaftır. son günlerde rusyayla olan ticaret nedeniyle gümrük ve nakliyat şirketlerinde çalışanlara da rastlanmaktadır.
alışveriş yapmak için iki seçeneğiniz vardır. ya şehir merkezine ineceksiniz ki, zonguldaklılar buraya çarşı der, ya da demirpark adlı avmye gideceksinizdir. her iki durumda da mutlaka tanıdıklara rastlıyacaksınızdır. bu o kadar kanıksanmıştır ki, anneniz eve döndüğünüz de, ya da arkadaşlarınız yurda döndüğünüzde büyük ihtimalle ee anlat bakalım kimleri gördün? diye soracaktır. bu başlarda insana sıcak bir ortam gibi görünebilir, ama moraliniz bozuksa ya da sevmediğiniz insanlar varsa bu durumdan pek de hoşlanmayabilirsiniz.
istanbul ve ankaraya yakın olması nedeniyle puanları müsaitse üniversite öğrencilerine burayı tercih etmelerini tavsiye ederim. çünkü katlanılabilir bir şehir. ama aynı zamanda da en kısa zamanda kurtulunası şehir.
işkur il müdürü cemal yiğit kayıtlı 16 bin 407 işsiz bulunmasına rağmen yemek ve sosyal hakların yanı sıra 800-1000 lira maaşlı işleri işsizlerin beğenmediğini söylemiştir.
67 nolu plakası ile ünlü ilimizdir. kömürü meşhurdur. demirpark isimli güzel bir alışveriş merkezi ve karaelmas üniversitesi gibi şirin bir kampüsü vardır. sahili güzelleştirilmiştir. büyük bir atılım içerisindedir. en güzel semti fenerdir. kozlu beldesi de hızla gelişmektedir. en güzel ilçesi ise hiç şüphesiz kdz.ereğlidir.
Bir yere inmek için bile defalarca merdiven çıkmak zorunda kalacağınız bir şehirdir. Şehre geldiğiniz ilk 3 saat hava yerine soluduğunuzun saf kömür olduğunu, bitki örtüsünün kömür ağacı olduğunu ve toprak türünün karaelmas olduğunu düşündürür. Beyaz giyenleri sen misin beyaz giyen diyerek siyaha boyar. Paçaları daha koyu bir siyaha boyar. ilk ve son kez beyaz pantolon giymiş olan genç kız şehirde iki yıl geçirdikten sonra burayı sevmeye başladığını farkeder. Kendine inanamaz, aynı anda hem beyin, hem kalp nakli yapıldığını düşünür.
uzaktan görmeye başladığım ilk an o merdivenleri, "aa ne güzel tıpkı tophane kaldırımları gib..! bunu çıkmayacağız değil mi?" diyerekten haykırmama sebep olan, kömür kokan şehir.
doğduğum, büyüdüğüm, yıllarca havasını soluduğum, ikinci aşkım olan memleketim.
birincisi izmir, sebebini hiç bilmediğim bir nedenden dolayı. belki ruhum oradadır.
çarşısının hep bir hareketlilik içinde ve köylü pazarları diye adlandırdıkları pazarlarının harika olduğu, istanbulda yaşamış insanlara sıkıcı gelen kafa dinlenesi illerden birisidir..
memleketimdir. yazın nemli, kışın is kokulu simsiyah havasıyla her daim bunaltan şehir. küçücüktür, ufacıktır ama içi dolu turşucuktur da aynı zamanda. kömürüyle ünlü bu şehirden zaten kömür olmayaymış bir bok olmazmış kanımca. denizi pistir, şehir planlaması kötüdür falan ama yerlisi tarafından çok sevilir ve her platformda savunulur. bu insanlara ben dahil değilim, yanlış anlaşılmasın.
coğrafi şartlar sebebiyle belediyecilik veya herhangi bir yatırım yapılamayan şehir. yıllar geçse, hükümetler değişse, tıp gelişse, bu şehirde kavşak, üst geçit, alt geçit, duble yollar, çevre yolları olmayacaktır. ama insanları birçok şehirdekinden çok daha kibar, çok daha medenidir.
karadondaki grizu patlamasında maden altında kalan 2 madenci 246 gün sonra çinliler tarafından nihayet çıkartıldı bugün.. şilideki kurtarma için 'bizde olsa 3 günde çıkartırdık' diyen bakanın yüzü kızardı mı acaba? (http://www.focushaber.com...n-cesedi-cikartildi-v-773 )