"Zaman! Zaman! Zaman nedir? isviçreliler onu imal eder. Fransızlar onu stoklar. italyanlar onu arar. Amerikalılar onun para olduğunu söyler. Hindular onun var olmadığını söyler. Benim ne dediğimi bilmek ister misin? Ben zaman bir hırsızdır diyorum."
böyle bir soru sorulduğu anda, zamanın var olması ve var olmaması konusundaki bütün eski güçlükler sökün eder. Ama Augustinus 'un sorgulayıcı üslubunun daha başlangıçtan itibaren kendini kabul ettirdiği dikkate değer bir olgudur: Bir yandan, kuşkucu kanıtlama var olmama durumuna doğru yönelirken, öte yandan da dilin gündelik kullanımı içindeki ölçülü bir güven duygusu, henüz açıklayamayadığımız bir biçimde, zamanın var olduğunu söylemek zorunda kalır. Kuşkucu kanıt oldukça iyi bilinir: Zamanın varlığı yoktur, çünkü gelecek henüz gelmemiştir, geçmişin artık varlığı kalmamıştır, şimdiki zamanda ortalıkta değildir. Oysa bizler zamandan sanki varmış gibi söz ederiz: Gelecekteki şeylerin ileride olacaklarını, geçmişteki şeylerin eskiden var olduklarını, şimdiki şeylerin ise geçmekte olduklarını söyleriz. Geçmek bile bir hiç değildir. Var olmama savına direnişi geçici olarak destekleyenin, dilin kullanımı olduğunu görmek de dikkate değer bir özelliktir.
Zamandan söz ediyoruz, hem de akla yatkın bir biçimde söz ediyoruz; bu da zamanın varlığı konusundaki bir sava temel oluşturur: "Zamandan söz edince, onu anlıyoruz kesinlikle; bir başkasının ondan söz ettiğini duyunca yine anlıyoruz."
Zaman denen şey insanoğlu'nun en büyük düşmanıdır.
Zamanla sevdiklerimizi kaybederiz...
Zamanla vücudumuz yaşlanır...
Zamanla sevgimiz azalır...
Zamanla bizi sevenler terk eder...
Zamanla salçalı ekmeği sevmez/yemez oluruz...
zaman yoktur diyenler hareketi de inkar etmiş oluyor. hareket zamanı oluşturur. evrende herşey hareket halindedir ve bu değişimi sürekli kılar. değişim zamandır. hareket yoksa zaman da yoktur.
zaman, iyi ve kötü şeylerin en büyük habercisidir. zamanı en büyük dostumuz edinmeliyiz çünkü olacakları o belirler. zaman iyidir aslında. ah birde zamanı geldiğinde öleceğimizin bilincinde olup yaşasak..
bu hız içerisinde boş şeylere vakit harcamak yerine daha faydalı ve eğlenceli şeylerle uğraşırsak daha mutlu olabiliriz.
yani 80-70 yaşına geldiğimizde ahh be... keşke gençken şunu yapabileydim,
şuraya gidebileydim. demek yerine
oh mis gibi hayatımı yaşadım, mutluyum. diyebiliriz. evet.
zamanı güzel kullanın. yepyeni sabahlara uyanın. hiçbir yarını, dün gibi yaşamayın. kendinize bir şeyler katın. yeni bilgiler öğrenin. yeni arkadaşlıklar kurun, farklı şeyler deneyin.
her anı dolu dolu yaşayın.
Çünkü geçmişe bir daha geri dönebilme şansınız olmayacak.
aah zaman, zaman... akışı atomlarımızın kaotik bir biçimde dağılma çabası içerisinde olma isteği iken, durması aynı atomların hareket etme faaliyetini sonlandırması ile eş değerdir öyle değil mi. peki bu umarsızca çırpınan atomlar, hangi an gelir de biteviye bir şekilde hareket etme faaliyetlerini bitirir? sıfır kelvine soğutulduklarında değil mi. teorik olarak bu mümkün müdür peki? yani, evet. pratikte? şaka yapıyor olmalısın. o halde atomlar birbirleriyle çarpışmak suretiyle sevişip kaotik bir şekilde dağılmaya mahkumdur sevgili yazar. içinde yaşadığımız evrenin katı kuralları dolayısıyla zamanın sonsuza yakın bir seviyede yavaşlatılabilmesi her ne kadar teoride ve pratikte mümkün olsa bile bu gerçek, evrenin yalnızca belli bir bölgesinde gerçekleşecek şekilde mikro düzeyde bir entropi artışına sebep olup kozmosun totalinde yaşanmaya devam eden pozitif yöndeki entropik artışı tersine çevirecek seviyede herhangi bir etkide bulunmayacağından ötürü zamanı durdurmaya dair tüm çabalarımız tavşanın dağa küsmesinden başka bir şey olmayacaktır.