son hecesi kırılır gecenin, ürperti veren yalnızlığın tüm renkle-
riyle; şaşkın bir sen, sessizlik kadar ince; gözlerde boğulan
hıçkırık. karanlık yürür ağır ağır, uçuşur kalbimde sevgiden yana
ne varsa. kanayan dudaklarını çığlığın, şarapla yıkardım; deniz
kalırdı geriye, çığ düşerdim tersime. kutsanırdı sönmüş acılar,
ölüm doğrulanırdı, kayardı direnç noktası ömrün; kendi eksenin-
de dönüp duran insanlar kadar.
içini vakitsiz açan mavilikti yüzüm. iz. giz. tuz. gökyüzünde çakan
kıvılcımım; sert sularda attım bedenimi, ah atım, avradım.
silahım olsaydın, gece olsaydım ben de.
şimdi vuruluyorum. göğe taş kesiyorum. son hecesi gibi
kırılıyorum gecenin. zaman oluğu kaldırımlarda geziyorum.
hem somut hem de soyut, biraz akıl dışı bir kavram.
materyalist '' somut '' yönü için izafiyet Teorisi ne diyor bakalım;
Einstein’ın çok bilinen ‘ikizler’ örneği ile açıklarsak: ikiz kardeşlerden biri Dünya’da kalır, diğeri ışık hızına yakın bir hızla uzay yolcuğuna çıkar. Uzaya çıkan kardeş, geri döndüğünde ikiz kardeşini kendisinden çok daha yaşlı bulacaktır. Bunun nedeni uzayda hızla seyahat eden kardeş için zamanın daha yavaş akmasıdır.
Öncelikle inception filmini seyretmenizi öneririm. Çünkü o filmindeki bilgiler, bizim olayı daha kolay anlamamızı sağlayacak düzeydedir. Orada rüya içinde zamanın akışı farklı oluyor. 10 saatlik bir zaman, ilk katman rüyada bir hafta, ikinci katman rüyada altı ay, üçüncü katman rüyada on yıl gibi bir süreye karşılık geliyor.
kutsal kitap zaman ile ilgili ne diyor;
(isra Suresi, 52)“Sizi çağıracağı gün, O’na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.”
ama bana göre zamanın en güzel tanımı şu dörtlükte saklı;
Hayalle yaşarken gerçek dünyada
Zamanı içmişiz haberimiz yok
Ömürle yüz yüze geldik aynada
Harcanıp gitmişiz haberimiz yok
bir zamanlar her yerde abonelik adı altında bedava dağıtılan gazete, dinci her esnafta vardı, apartmanların önünde atılırdı. ulan hepiniz okuyordunuz aboneydiniz be.
bir ömür boyu yürünecek, göze alınacak yolların bileşkesidir zaman...
belki de en uzun yoldur, bir ömür boyu yürünecek, göze alınacak yolların bir diğer adıdır zaman...
"en"i olmayan, "en" kavramı ile sınırlandırılamayan bir yolda cebinde ve yüreğinde bir mültecinin hüznü gibi taşırsın zamanı. kalbin de beyninde sana aynı istikameti göstermesine rağmen, korkaklığından defalarca ardına düşmene rağmen durduramadığın yolun adıdır, zaman...
dibine battığın duygularınla mantığın arasındaki iki kenarı uçurum uzun ince yoldur. duygularına yönelmek köleleştirip seni sen yapanları yok ederken mantıksızlığın ve zorunluluklarına yönelmek onu kaybetmene neden olur. ortada durmaksa her zaman uçuruma düşme tehlikesidir...
Zamanın sırlarını ne sen bilirsin ne ben
Bu muammayı ne sen çözebilirsin ne ben.
Perdenin önünde benimle senin dedikodularımız var ancak
Perde kalkınca ne sen kalırsın ne ben…
geçer.
nihai ve kaçınılmaz özelliği.
"gün de gelir dem de geçer
gam karar eyleyemez, hande-i hürrem de geçer"
aslolan o ki, geçerken senden götürmesine izin vermeyesin.
şu kelimeleri yanyana getirme gayretim bile anlamak için, götürmüş mü benden geçerken yazabilme halimi.
benden geçerken...
sahi, ne kastediyorum bununla?
yanımdan geçip giderken? beni ezip geçerken? yoksa bu beden hakikatte varolan bir şey değil de ruhumdan mı geçiyorsun?
senden saklayabilmiş olmalıyım, senden artırabilmiş, biriktirebilmiş;
hep daha çok, daha öte, daha ziyade sevebilme yetimi.
"bir seviyi anlamak, bir yaşam harcamaktır, harcayacaksın"
yeterince harcadım. doğru olana biriksin diye. fazla mı oldu yoksa? ne ironi, ne çetrefil.
herkesten en kıymetlisini alıp götürüyorsun, yerine bir buruk tat bırak anca, hiçbir şeyin tadını eskisi gibi alamayalım diye.
yok, onca harpten sonra çok derine sakladım ben onu, bulup da götüremediğine emin olduğum.
ve senden öğrendiğim yegane şey belki; 'bırak, o derinliğe dalmayı o'nun gözü kessin, o bulup çıkarsın, sen gümüş tepside sunma, o'ndan bile sakın sevgini, hatta en çok o'ndan'.
eğer bu aralar hızlanmadıysa sorun bende olmalı... çünkü sürekli "zaman ne çabuk geçiyor" derken buluyorum kendimi... gezi olaylarının üzerinden beş yıl geçmiş... 15 temmuz darbeciğinin üzerinden iki sene geçmiş neredeyse... daha dün yaşanmadı mı bunlar... sevgilimle üç yıldır berabermişiz... sorsan "bu daha yeni çıktı" diyeceğim şarkılar iki yaşına girmiş... 24 yaşına giriyorum ben de... sorsalar daha geçen 20 yaşındaydım... ölüme doğru hızla ilerliyoruz hepimiz... bütün evren... galiba hem hayat kısa, hem zaman hızlı... tekrar diriltildiğimizde sonsuz yaşamın tadı nasıl olacak merak ediyorum... inşallah cennete alınırsak, merak ediyorum endişesizliği... Allah'ın onayını kazanmış olmayı, yani salt mutluluğu... cehhenemi düşünmek bile istemiyorum... Allah korusun... bu başlıkta nokta kullanmak da istemiyorum...
Sonsuzluğa yürürken bizlere eşlik eden kavram. Anın içindeyken, şu anı yaşarken, pek çok şeyi farketmiyor insan. Geriye dönüp baktığında anlıyorsun bazı şeyleri. Anlamlandırabiliyorsun yaşadıklarını. Aslında ne yaşadığını bir zamanlar. Söylemesi kolay elbette, ama geçiyor be zaman. Öyle de geçiyor, böyle de geçiyor. Şu satırları bir de bundan bir kaç zaman sonra okumak isterim. Belki 5 ay, belki 1 yıl sonra. O anki ruh halimle okumak, yeniden bu ana dönebilmek isterim. Bu kez gülümseyerek ama. "Hey gidi günler" diyerek...