Uzun bir yol var aramizda
Bir ucunda sen bir ucunda ben
Bir ates yanar bagrimiza
Atesi sen külü ben
Ümit isigi parlar gönlümüzde
Aglatan sen aglayan ben
Hasretlik sarkilari söylenir hergün
Söyleten sen söyleyen ben
Askimiz dile geliyor mektubla
Kagidi sen kalemi ben
Beklerim hergün kavusmamizi
ümitle sen, sabirla ben.
Özlem tekin'in kral parçası, Klibi de nefes'in yönetmeni Levent Semerci imzalıdır ki şarkı kadar güzeldir. Ha bir de bir başka parçasında da belirmiştim, Özlem tekin'in taş gibi olduğu zamanlarda çekilmiştir bu klip, o açıdan da değerlidir.
hız eşittir yol bölü zaman ise, yol eşittir zaman çarpı hız oluyorya hani, yani gideceğimiz yol, zamanı ne kadar hızlı yaşadığımız oluyor demektir bu. oysa yoldaysan, ve geçiyorsa zaman, hızlı olmak demek, zamanı yavaşlatmaz oysaki. ne kadar hızlı koşarsa koşsun yarışı bir koşucu, geçtiği zaman değildir asla. zaman hızından bağımsızdır yaşamın. yol ise hem hızdan, hem zamandan ayrı sadece durur orada. eşitlenmez zamanın hızla çarpımına.
davetine icabet etmek lazım
kastırmadan kızdırmadan küstürmeden cancağızım.
-bırakalım bu uyakları
dedi asabi bir martı şimdi.
-hayat güzelleşmişken öpmek lazım dudaklarını
diye ekledi sevgilisi.
bir yaşıma daha girdim, elveda merdivenler merhaba ölük şairler.
şekerpare'nin affına sığınarak,
gönül rahatlığıyla kabartabilirim ki ey sevgili yolsuzluk yapanlar
yolmak ya da yolmamak...
işte bütün meselesizlik bu.
bütün yarımları, keşmekeşi, kaosu, pespayeliği, dünyalılığı mute'ye almak.
ne güzeldir, "ne güzeldir yollarda olmak şimdi" diye çilekleyen gitarlara dokunmak.
kendi ellerimle ezdiğim üzümler, kendi dudaklarıma kancan veren mitolojik bir şaraba dönüşecek şimdi.
bana sarhoş muamelesi yap dünya, yoksa çekilmiyorsun.
neyse ki yol var, yollarda sarhoş olmak var.
hey yavrum hey. öpücem.
bir yere ulaşmak için kullanılan hat dışında sadece ona gidilmeli. Yollarda kalınmalı.saçlarını savuran rüzgar, gözünü açmana engel olan güneşi yanına alıp gitmeli herkes buradan! Yollardayım diyebilmeli. Yollara düşmeli. Çekinmemeli..
uçsuz bucaksız bir yolda,
yürüyorum tek başıma.
herkes hakkını helal etsin,
kalmasın tek bir lokma.
bu yolda ölmek var, belkide dönmemek.
ömür bitse bile yol bitmeyecek.
bazen buz gibi bir pınardan,
içiyorum kana kana.
bazen kızgın kumlar üstünde,
yürüyorum yana yana.
bu yolda ölmek var, belkide dönmemek.
ömür bitse bile, yol bitmeyecek.
dünya hancı, biz garip yolcu,
haydi bastır be oğlum.
allah'a bir can borcumuz var,
bir tek ona güven, yolun açık olsun.
baki kalan bu kubbede, hoş bir seda biliyorsun.
bin'in yarısı beşyüz, daha ne düşünüyorsun.
topraktan geldi insan, topraktan geldi insan.
yine toprağa dönecek, yine toprağa dönecek.
iki lokma ekmek için, iki lokma ekmek için,
ömür boyu dövüşecek. ömür boyu dövüşecek.
neden türk sineması'nın en iyi 10 filmi arasında gösterildiğini ancak ciddi bir şekilde izleyebilenlerin anlayacağı şahane eser.
--spoiler--
bu filmin gerçekleştirilmesinde çok ağır toplumsal ve doğal koşullar altında büyük bir cesaret ve özveriyle çalışan tüm yol arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ederiz. onlar bu film var oldukça yaşayacaklar.
bir yılmaz güney filmi. bir darbe sonrası mahvolmuş bir ülke filmi. kalbiyle töresi arasında kalmış erkeklerin filmi. insan olduğu unutulan kadınların filmi. sisteme ana avrat düz gitmek isteyenlerin filmi . aptal bürokrasi ve memurları filmi.
--spoiler--
Bir yola neden çıktığınızı bilmiyor olabilirsiniz. Yoldaki bu kalabalığın içinde ne işiniz olduğunu bilmiyor, hatta bunu sormuyor bile olabilirsiniz.
Yolun sonunu merak etmemek gibi bir dinginliğin, sonsuza kadar yürümeye yetecek bir gücün sahibi de olabilirsiniz.
Sizi yolculuğa çeken yolun sonu değil, yolun kendi de olabilir. belki sadece gitmeyi seviyorsunuzdur. Kaçıyor da olabilirsiniz ya da böyle olduğunu sanıyorsunuzdur... Öyledir. jack kerouacon the road
yol zamanın bir fonksiyonu değildir.
hız yolun zaman bölünmüş halidir.
ivme ve sürtünme katsayısı bizi ilgilendirmez.
yolda olmak, bir hıza sahip olmayı gerektirir.
aksi durum, yolda durmaktır.
durmak sıkıcıdır.
yolda durmak,
yolda olmak anlamına gelmez.
yolda durmak;
yolda durmak anlamına gelir.
yolun bittiği yerde durulmaz.
ya önce durulur,
ya durulmaz.
bazen yolun kenarında renksiz,
duru sular akar.
o sularda balık da vardır.
yolun yardığı tepelerin biri yeşil toprak,
diğeri bej olabilir.
su aktığı yerin rengine bürünmez.
ama sana öyle gelebilir.
yılmaz güney in reel karakteri ve kimilerine göre hatalarını elbette bay geçersek ne kadar güçlü bir senarist/yönetmen olduğunu gösteren filmdir. doğal yapısı, hiçbir şekilde abartıya kaçmadan insan dürtüsünü verişi ve tüm toplumsal normlar ve kabullerin gerisinde insanın önemini vurgulayan hümanist bir film yol.
---olası spoiler ibaresi---
adı gibi bir yol filmi olarak başlayan ve tüm kurgusunu bunun üzerine kuran film, tüm yol filmleri gibi çizgisel kurgu ile karakterlerin kendi yollarındaki dönüşümünü senkronize vererek geleneksel bir temelin üzerinde yükseliyor. fakat bu birkaç karakter üzerinde odaklanan hikaye katastrofik bir yapı kazanıyor.
karakterlerin hapisten çıkış, dolayısıyla özgürlüğe kavuşma, kısıtlı bir zaman da olsa eski samimi ailelerine, köylerine dönüş hayalleri kendileri içerideyken toplumun değişmesi ile kırılır. onlar hapiste iken türkiye devrim ertesinde kabuk değiştirmiş, kendi hapishanelerinin dışında makro bir hapishane oluşmuştur. öyle ki rejimin baskıcı tutumu hiçbir yerde yakalarını bırakmayacak ve onları da mutasyona uğratıp toplumsal sağaltılmayı imkansız kılacaktır. yin-yang veya boyalı kuş diyebiliriz kısaca. ya da renklerin kirlenmesi birinciliği beyazın alması klişesi
bu noktada güney senaryosunda tüm ideolojilerin ötesinde insani duygusallık ile baskıcı devlet düzeninin (sağ ya da sol olsun) paranoid doğasını çarpıştırıyor ve bu çarpışmadan elbette sağ çıkan devlet oluyor. işin daha da kötüsü bu çarpışma en azından kendi içinde arı olanı da kirletiyor ve adalet mekanizması böylece kendi kendini fesih ediyor, işlerliği yıkılıyor. adalet insanı iyiye yönelteceğine kendi pisliğini bulaştırıyor sadece.
filmdeki daha insani sorunlara dönersek sevgi belli şartlara mı bağlıdır sorusunu görüyoruz. eşinin kardeşinin ölümünden sorumlu tutulan ve bunu insani bir korku yüzünden yapan adam katil sayılabilir mi sorusunun yanında artık eşi onu sevemez mi sorusu daha zor gibi. yani malum olaydan önce eşini seven kadın böyle bir hatadan dolayı sevmekten vazgeçebilir mi? aşk belirli koşullara mı bağlıdır?
tabi birde filmde en beğendiğim sahnelerden olan tuvalette çiftin basılması ve aşağılanmasının olduğu bölüm var. filmlerin sarkastik olmasını, insanı rahatsız edip düşünmeye, kendini rahatsız edenin ne olduğunu bulmaya itmesini severim. her insanın en özel bölgelerinden biri olan cinselliklerini topluma göre çok uygunsuz bir yerde yaşamaya çalışan çiftimiz basıldığında işte bunla karşılaşıyoruz. burada en olmayacak yerde ve dramatik yapıda en zayıf noktada yakalanan çift utancın zirvesini göstererek seyirciyi rahatsız ediyor. en azından ben fazlasıyla oldum. ayrıca buradaki yalın anlatımla şiddetin farklı biçimleri de vurgulanıyor. egemen gücün halka uyguladığı şiddet ile halkın bireye uyguladığı şiddet tümden gelimi baskıcı yapının tevatür biçimli bir kangren olarak ilerlediğini ortaya seriyor.
yine filmdeki bir başka ilginç nokta sahiplenme güdüsü ile köleleştirmenin karıştırılması. bence burada yılmaz güney kürt halkı ve töreye de güzel bir eleştiri getiriyor. evleneceği kız ve onun akrabalarıyla gezen (ismini hatırlayamadım şimdi) karakterin evliliklerinde kadına nasıl davranacağını açıklaması, bunların kızın hoşuna gitmesi bir kadının sahiplenilme güdüsü ve maskülen davranış ile köleleştirmenin birbirine karışmış bir görünümü. yani burada sahiplenilen kadın/ilişki yerine maskülen yanın toplum desteğiyle şişerek mikro domine toplumu (aile) yaratması, yine tümel baskının sirayeti ve kirlenme görülüyor. aynı şeyi tarık akan ın oynadığı karakterde de farklı bir şekilde görüyor ama tüm filmde sürekli bu şiddetle karşılaşıyoruz. burada eleştiri (ya da özeleştiri) dediğim ise iki taraftan birini savunmaması, insan olarak hepsini defolarıyla resmedebilmesi ve en kolay yol olan eğitimsizlik yüzünden böyle gibi basit bir aklamaya yeltenmemesi. kısaca kendi kültürümüz, töremiz ya da alışılagelmiş yaşantımız da tümüyle hatalı kurulmuş olabilir. sürekli geçmişin mirasını, kültürü yüceltmek yerine belki de sorunları içeride aramak daha doğru olabilir. bilmiyorum, eğer doğru anladıysam filmin bu noktası bana samimi geldi.
---olası spoiler ibaresi bitti---
kısacası hakkında çok şey yazılıp çizilmiş, dopdolu bir film. yılmaz güney hakkında pozitif ya da negatif bir görüşe sahip olmadan izlenirse daha doğru olur görüşündeyim. tabi filmin asıl yönetmeni şerif gören biraz haksızlığa uğramış durumda. neyse, bir yerlere çomak sokan güçlü bir film.